Hulasatü'l Hulasa
13 dua; Arapça metin, Türkçe okunuş ve meal.
1.
*خُلَاصَةُ الْخُلَاصَهْ*
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ
تُسَـبِّحُ لَـهُ السَّـمٰوَاتُ السَّـبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ ﴿١﴾ اٰمَنَّا بِـاَنَّـهُ﴿٢﴾
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِـبُ الْوُجُـودِ الْوَاحِدُ الْاَحَـدُ بِـاَلْـسِـنَـةِ السَّـمٰوَاتِ بِـكَـلِـمَـاتِ الـنُّـجُـومِ وَالشُّـمُوسِ وَالْاَقْـمَـارِ وَالسَّيَّارَاتِ بِشَهَادَةِ نِظَامَاتِهَا وَوَظ۪يفَاتِهَا الْمُنْـتَظَمَاتِ﴿٣﴾
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ بِلِسَانِ الْجَوِّ بِكَلِمَاتِ السَّحَابِ وَالرِّيَاحِ وَالْـبَـرْقِ وَالـرَّعْـدِ وَالْاَمْطَارِ الْمُسَـخَّرَاتِ الْمُوَظَّـفَـاتِ بِشَهَادَةِ مَنَافِعِهَا وَتَـطَابُـقِـهَا لِحَاجَاتِ ذَوِي الْحَيَاةِ﴿٤﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْسِنَةِ الْعَنَاصِرِ بِكَلِمَاتِ مُصَنَّعَاتِ مَوَال۪يدِهَا وَمُزَيَّنَاتِ نَـتَآئِجِهَا وَمُكَمَّلاَتِ خِدَمَاتِهَا وَكَمَالِ الْمُسَخَّرِيَّةِ وَالْاِنْـقِـيَـادِ وَالْاِطَاعَةِ وَالْاِنْـتِـظَامِ ف۪ـي تُـرَابِهَا وَحَد۪يدِهَا وَمَاۤئِـهَا وَهَوَاۤئِـهَا مَعَ جَـهْـلِـهَا وَجُمُودِهَا وَتَـشَابُهِهَا وَتَمَاثُلِهَا وَتَشَاكُسِهَا وَاسْت۪يلَاۤئِهَا وَانْتِشَارِهَا بِلَا قَـيْـدٍ ف۪ـي ذَوَاتِهَا مَعَ كَمَالِ مَنْظُومِـيَّـةِ وَمَوْزُونِـيَّـةِ مَا ف۪ي اَيَاد۪يهَا﴿٥﴾
*HULÂSATÜ’L-HULÂSA*
Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. Yedi gök, yer ve onların içinde bulunan herkes O’nu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki, O’nu hamd ile beraber tesbih ve tenzih ediyor olmasın.
2. Evet, biz iman ettik ki;
3. Bütün gökler kendilerine mahsus lisanlarıyla; yıldızlar, güneşler, aylar ve gezegenlerden müteşekkil kelimeleriyle ve onların nizam ve intizamları, muntazam vazife ve âhenkli işleyişleriyle söyleyip şehadet ederler ki, Vâcibü’l-Vücud, Vâhid ü Ehad Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
4. Gökyüzü kendine mahsus lisanı ile; vazifeli birer hizmetkâr olan bulut, rüzgâr, şimşek, gök gürültüsü ve yağmurdan müteşekkil kelimeleriyle ve onların faydaları, bütün canlıların ihtiyaçlarına olan uygunluklarıyla ikrar ve şahitlik eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
5. Unsurlar, elementler kendilerine mahsus dilleriyle; her biri birer kelime olan sanatlı ürünleri, müzeyyen neticeleri, mükemmel hizmetleriyle ve zatları itibariyle câhil ve câmit oldukları, birbirine çok benzedikleri, birbirinin emsali ve aynı zamanda zıttı oldukları, kayıtsız şekilde yayılmacı bir hareket tarzı sergiledikleri hâlde toprak, demir, su ve havadaki hizmetlerini yerine getirme, emre boyun eğme, itaat ve intizamdaki mükemmellikleri ile söyleyip şehadet ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
2.
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِلِسَانِ الْاَرْضِ بِكَلِمَاتِ مَنَافِعِ مَعَادِنِهَا بِالْحِكْمَةِ لِلْحَاجَاتِ وَسَنَابِلِ نَـبَاتَاتِهَا بِالرَّحْمَةِ لِلْاَقْوَاتِ وَثَمَرَاتِ شَجَرَاتِهَا بِالْعِنَايَـةِ لِلْاَرْزَاقِ وَصُـوَرِ حَيَوَانَاتِهَا الْمُدَبَّـرَاتِ بِـدَقَـاۤئِـقِ الْحِكْمَةِ وَالْاِرَادَةِ ف۪ـي لَطَـاۤئِـفِ الرَّحْمَةِ وَالْعِنَايَـةِ﴿٦﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْسِـنَـةِ الْبِحَارِ وَالْعُـيُـونِ وَالْاَنْـهَارِ بِـكَلِمَاتِ جَوَاهِرِهَا الْمُزَيَّـنَاتِ وَحَـيَـوَانَاتِهَا الْمُنْـتَـظَمَاتِ وَوَارِدَاتِهَا وَصَرْفِـيَّاتِهَا بِالْم۪يزَانِ وَادِّخَارِهَا وَمُحَافَظَتِهَا بِالْاِنْتِـظَامِ وتَـدْب۪ـيـرِهَا وَتَـدْو۪يـرِهَا مَعَ الْاَرْضِ حَـوْلَ الشَّـمْـسِ بِالْاِحْـتِـشَامِ﴿٧﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِـاَلْسِـنَـةِ الْجِبَالِ وَالْاَوْدِيَـةِ وَالصَّحَارٰى بِكَلِمَاتِ اَنْـوَاعِ فَوَاۤئِدِ دَفَـاۤئِـنِهَا وَمَنَابِعِهَا الْمُدَّخَرَاتِ لِاَنْوَاعِ حَاجَاتِ اَنْوَاعِ ذَوِى الْحَيَاةِ بِكَلِمَاتِ نَـبَاتَاتِهَا الْمُتَسَنْبِلَاتِ الْمُرْسَلَاتِ لِاِنْـفَاقِ الْمَخْلُوقَاتِ وَبِكَلِمَاتِ شَجَرَاتِهَا الْمُتَـثَمِّرَاتِ وَالنَّاشِرَاتِ اَيَادِيَهَا بِالثِّمَارِ لِاِطْعَامِ ذَوِى الْحَـيَـاةِ﴿٨﴾
6. Yeryüzü kendine mahsus lisanıyla; ihtiyaca matuf olmak üzere hikmetle yerleştirilmiş madenlerinin faydaları, gıda için rahmetle donatılmış bitkilerinin sümbülleri, rızık olmak üzere mükemmel yaratılmış ağaçlarının meyveleri, rahmet ve aynı zamanda inayet lütufları içerisinde, hikmet ve iradenin çok hassas mizanlarıyla resmedilen hayvanatın farklı farklı suretlerinden müteşekkil kelimeleriyle der ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
7. Denizler, pınarlar ve ırmaklar kendilerine mahsus lisanlarıyla; zinetli cevherleri, sularında intizamla yaşayan çeşit çeşit hayvanları, o suların gayet derecede ölçülü gelir ve giderleri, en derli toplu şekilde depolanmaları ve korunmaları, dünya karalarıyla beraber onların da Güneş’in etrafında muhteşem bir şekilde evrilip çevrilmesi, döndürülmesi gibi kelimeleriyle derler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
8. Dağlar, vadiler ve sahralar kendilerine mahsus lisanlarıyla; her çeşit canlının her türden ihtiyacı için depolanmış hazinelerinin ve kaynaklarının farklı farklı faydalarından müteşekkil kelimeleriyle, yine mahlûkatı rızıklandırmak için gönderilmiş sümbüllü bitkilerden müteşekkil kelimeleriyle ve aynı zamanda canlılara yiyecek olmak üzere ellerini uzatmış meyveli ağaçlardan müteşekkil kelimeleriyle derler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
3.
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْسِنَـةِ اَنْوَاعِ النَّـبَاتَاتِ وَاَصْنَافِ الْاَشْجَارِ بِـكَـلِـمَـاتِ الْاَوْرَاقِ وَالْاَزْهَــارِ وَالْـبُـذُورِ وَالْاَثْـمَـارِ الْمَنْظُومَاتِ الْمَوْزُونَاتِ بِشَهَادَةِ فَـتْحِ صُوَرِهَا الْمُتَـبَايِـنَـةِ بِالْاِنْـتِـظَامِ وَالْم۪يزَانِ وَالْاِمْـتِـيَازِ﴿٩﴾
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ بِـاَلْـسِــنَـةِ اَنْـوَاعِ الْحَيَوَانَاتِ وَالْحُوَيْـنَـاتِ وَاَقْـسَـامِ الطُّـيُـورِ وَالطُّـوَيْـرَاتِ بِـكَـلِـمَـاتِ الْاَعْـضَـاءِ وَالْاٰلَاتِ وَالْجِهَازَاتِ وَالْحِسِّـيَّاتِ الْمُنْـتَـظَمَاتِ بِـشَـهَادَةِ فَـتْـحِ وَانْـكِـشَــافِ صُـوَرِهَا الْمُـتَـمَايِــزَاتِ الْـمَـوْزُونَـاتِ الْمُزَيَّـنَـاتِ﴿١٠﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْسِنَةِ جَم۪يعِ الْاَنْبِيَاۤءِ وَالْمُرْسَـل۪ينَ بِكَلِمَاتِ كَمَالَاتِهِمْ وَمُعْجِزَاتِهِمْ وَكُـتُـبِـهِمْ وَصُحُفِهِمْ وَمُعَامَلَاتِهِمْ وَمُـنَـاجَـاتِـهِمُ الْـقُدْسِــيَّـاتِ وَبِـشَــهَادَاتِ الْاِمْـدَادَاتِ وَالْاِكْـرَامَـاتِ وَالْاِعَـانَـاتِ الْـغَـيْـبِـيَّـاتِ وَالْمُـقَـابَـلَاتِ الرَّبَّانِـيَّاتِ لِاِسْـتِمْدَادِهِمْ وَمُنَاجَاتِـهِمْ﴿١١﴾
9. Çeşit çeşit bitkiler, sınıf sınıf ağaçlar kendilerine mahsus lisanlarıyla; âhenk, uyum ve intizam içindeki ölçülü yaprak, çiçek ve tohumlarından müteşekkil kelimeleriyle ve birbirinden farklı suretlerinin bir intizam, mizan ve imtiyaz içinde açılıp ortaya çıkmalarıyla der ve şehadet ederler ki, Allah’tan başka bir ilâh yoktur.
10. Bütün hayvanat ve huveynat, topyekûn büyük ve küçük hayvanlar, kuşlar ve kuşçuklar kendilerine has lisanlarıyla; hepsi yerli yerinde uzuv, alet, cihaz ve hislerinden müteşekkil kelimeleriyle söyler ve kendilerine mahsus, ölçülü ve zinetli suretlerinin açılıp inkişaf etmeleriyle şehadet ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
11. Bütün enbiya ve resûller (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm) kemâlat ve mucizatları, kitap ve sahifeleri, muamele ve münâcâtları kelimeleriyle der ve yakarış ve yardım taleplerine cevaben lütfedilen Rabbânî mukabeleler, gaybî iane, ikram ve medetlerle şehadet ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
Hayra kilitlenmiş ahyâr, vilâyetini ilimle taçlandıran asfiya, doğruluk, fıtratının bir yanı hâline gelmiş sıddîkîn kendilerine has lisanları ile; nuranî ve birbirine muvafık hüccet, burhan ve delillerinden müteşekkil kelimeleriyle ikrar ve ilan ederler ki, Allah’tan gayri hiçbir ilâh yoktur.
4.
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْسِنَةِ الْاَخْيَارِ وَالْاَصْفِيَاۤءِ وَالْصِّدّ۪يق۪ينَ بِكَلِمَاتِ حُجَجِهِمْ وَبَـرَاه۪يـنِهِمْ وَدَلَاۤئِـلِهِمُ النُّورَانِـيَّاتِ الْمُتَـوَافِـقَاتِ ﴿١٢﴾ لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْسِنَةِ جَم۪يعِ الْاَوْلِيَاۤءِ وَالْاَقْطَابِ بِكَـلِمَاتِ الْمُشَاهَدَاتِ وَالْكَـشْـفِـيَّـاتِ الْمُتَطَابِقَاتِ﴿١٣﴾
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْـسِــنَـةِ الْمَلَاۤئِـكَـةِ وَالْاَرْوَاحِ الطَّـيِّـب۪ـيـنَ بِكَلِمَاتِ التَّسْب۪يحَاتِ وَالتَّحْم۪يدَاتِ مِلْءَ الدُّنْــيَـا بِشَـهَادَةِ تَـوَافُقِ اِخْبَارَاتِـهِمُ الْمُتَوَاتِـرَاتِ عِنْدَ تَـمَـثُّـلَاتِهِمْ لِاَنْـظَارِ الْاِنْسَانِ اَلْفَ اَلْفِ مَرَّاتٍ﴿١٤﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْسِنَةِ الْعُقُولِ الْمُسْتَـق۪يمَةِ وَالْقُلُوبِ السَّل۪يمَةِ بِكَلِمَاتِ يَـق۪يـنِـيَّاتِهِمَا وَقَـنَاعَاتِهِمَا وَدَلَائِلِهِمَا وَكَشْفِيَّاتِهِمَا الْمُتَطَابِقَاتِ مَعَ تَخَالُفِ الْمَذَاهِبِ وَالْمَشَارِبِ﴿١٥﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِاَلْسِـنَـةِ كُلِّ الْكُتُبِ وَالصُّحُفِ السَّـمَاوِيَّـةِ بِكَلِمَاتِ جَم۪يعِ الْوَحْيَاتِ وَالْاِلْهَامَاتِ فِي الْاَعْصَارِ وَالْاَقْطَارِ نَعَمْ كَمَا يُظْهِرُ رُبُوبِـيَّـتَـهُ وَشَـفْـقَـتَـهُ فِعْلًا وَحَالًا بِالْمُشَاهَدَةِ كَذٰلِكَ يُـعْلِنُ رَحْمَانِـيَّـتَـهُ وَاُلُوهِـيَّـتَـهُ وَحْـيًا وَاِلْهَامًا بِالْـبَـدَاهَـةِ﴿١٦﴾
12-13. Bütün evliya ve aktâb (kutuplar) kendilerine mahsus lisanlarıyla; birbirine mutabık müşahede ve keşiflerinden müteşekkil kelimeleriyle ilan ederler ki, Allah’tan gayri hiçbir ilâh yoktur.
14. Bütün melâike ve ervah-ı tayyibe kendilerine has lisanlarıyla; dünyayı dolduran tesbihat ve tahmidatlarından müteşekkil kelimeleri ile ve insanlara binler ve binler defa temessül ederek göründükleri sırada tevatüren verdikleri haberlerin birbirine tevafukları ile söyler ve şehadet ederler ki, Allah’tan gayri hiçbir ilâh yoktur.
15. Yine bütün müstakim akıllar, selim kalbler kendilerine mahsus lisanlarıyla; mezhep ve meşrep farklılıklarına rağmen, birbirine uygun olan yakîn, kanaat, delil ve keşiflerinden müteşekkil kelimelerle ifade ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
16. Bütün kütüb ve suhuf-u semaviye kendi lisanlarıyla; farklı zaman ve mekânlarda gelen vahiy ve ilham kelimeleriyle ilan ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Evet, Allah (celle celâluhu) rubûbiyet ve şefkatini fiilen ve hâlen gözler önünde gösterdiği gibi, rahmâniyet ve ulûhiyetini de vahiy ve ilhamlar ile açıkça ilan etmektedir.
5.
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِكُلِّـيَّـةِ لِسَانِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ بِكَلِمَاتِ كَمَالَاتِهِ وَمُعْجِزَاتِهِ وَحَقَاۤئِقِ د۪يـنِـهِ وَاِجْمَاعِ اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاَصْفِيَاءِ اُمَّتِهِ عَلٰى تَصْد۪يقِهِ فِي التَّوْح۪يدِ بِحَقِّ الْيَـق۪ينِ وَعَيْنِ الْيَـق۪ينِ وَعِلْمِ الْيَـق۪ينِ﴿١٧﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِكُلِّـيَّـةِ لِسَانِ الْقُرْاٰنِ الْمُعْجِزِ الْبَـيَانِ الْمُنَوَّرِ جِهَاتُـهُ السِّـتُّ وَالْمُصَدَّقِ مِنْ جَانِبِ الْمَقَامَاتِ السِّـتِّ وَالْمُقَرَّرِ بِالْحَقَاۤئِقِ السِّتِّ بِكَلِمَاتِ سُوَرِهِ وَاٰيَاتِـهِ وَثَمَرَاتِـهِ وَاٰثَارِهِ وَحَقَاۤئِقِهِ وَاَسْرَارِهِ﴿١٨﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ الْاَحَـدُ بِـلِسَانِ الْحَـق۪ـيـقَـةِ الْاِنْـسَـانِـيَّـةِ بِـكَلِمَاتِ حَـيَـاتِـهَا وَحِسِّـيَّـاتِهَا وَسَجِيَّاتِهَا وَمِقْيَاسِـيَّـتِـهَا ومِرْاٰتِـيَّـتِهَا وَبِكَلِمَاتِ صِفَاتِهَا وَاَخْلاَقِهَا وَخِلاَفَتِهَا وَفِهْرِسْتِـيَّـتِهَا وَاَنَـانِـيَّـتـِهَا وَبِكَلِمَاتِ مَخْلُوقِـيَّـتـِهَا الْجَامِعَةِ وَعُبُودِيَّـتِهَا الْمُتَنَوِّعَةِ وَاِحْـتِـيَاجَاتِهَا الْكَث۪يرَةِ وَفَـقْرِهَا وَعَجْزِهَا وَنَـقْصِهَا الْغَـيْـرِ الْمَحْدُودَةِ وَاِسْـتِعْدَادَاتِهَا الْغَيْرِ الْمَحْصُورَةِ﴿١٩﴾
17. Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) mübarek lisanıyla; kemâlat, mucizat ve Din’ine ait hakikatlerden, ayrıca âl ü ashabının, asfiya-i ümmetinin tevhid hususunda O’nu hakka’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve ilme’l-yakîn ile tasdikte icma etmelerinden müteşekkil kelimelerle ilan eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
18. Cihat-ı sittesi (altı ciheti) parlak, makamat-ı sitte tarafından musaddak ve hakâik-i sitte üzerine mukarrar (karar kılmış) olan Ku’an-ı Mu’cizü’l-Beyan kendi lisanıyla; sûre, âyet, meyve ve eser, hakikat ve sırlarından müteşekkil kelimeleriyle ilan eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
19. Hakikat-i insaniye kendine mahsus lisanıyla; hayatı, hisleri, seciye ve huyları, ayrıca (Cenab-ı Allah’ın esmâ-i hüsnâ ve sıfât-ı ulyâsına) bir mikyas (ölçü) ve bir mir’at (ayna) oluşundan müteşekkil kelimeleriyle; evsafı, ahlâkı, Allah’ın arzda yarattığı halife, kâinata yaptığı fihrist oluşu ve (emanet-i kübra olan) enaniyetinden müteşekkil kelimeleriyle; cami, şümullü ve kapsamlı yaratılışı, mütenevvi (farklı farklı) ibadetleri, pek çok ihtiyaçları, nihayetsiz acz u fakr ve noksanlığı ve sayılamayacak kadar çok istidatlarıyla der ki, Vâcibü’l-Vücud, Vâhid ü Ehad Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
6.
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِمُح۪يطِ لِسَانِ الْكَاۤئِـنَاتِ الْكِتَابِ الْكَب۪يرِ الْمُجَسَّمِ وَالْـقُـرْاٰنِ الْجِـسْـمَانِـيِّ الْمُعَظَّمِ بِكَلِمَاتِ وَارِدَاتِهَا وَصَرْفِـيَّاتِهَا وَسَكَـنَـتِهَا وَمُشْتَمِلاَتِهَا وَتَجْد۪يدَاتِهَا وَتَـبْد۪يلَاتِهَا بِالْاِنْـتِـظَامِ وَالْم۪يزَانِ وَبِكَلِمَاتِ الْحُدُوثِ وَالْاِمْكَانِ وَالتَّـغَـيُّـرِ ف۪ـي كُلِّ سَـكَنَـتِهَا وَالتَّغْي۪يرِ وَالتَّصْو۪يرِ وَالتَّـدْب۪ـيـرِ بِالْاِنْـتِـظَامِ ف۪ـي جَم۪يعِ مُشْتَمِلَاتِهَا وَالتَّعَاوُنِ وَالتَّسَانُدِ وَالـتَّـنَاسُـبِ بِالْم۪يزَانِ ف۪ـي عُمُومِ اَجْزَاۤئِهَا﴿٢٠﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِشَهَادَةِ الْوَاجِبِ الْوُجُودِ بِتَجَلِّيَاتِ صِفَاتِهِ وَاَسْمَاۤئِهِ وَشُؤُونِـهِ وَاَفْعَالِهِ وَبِكَلِمَاتِ اٰثَـارِهِ وَمَصْنُوعَاتِهِ الْمُدَبَّـرَاتِ بِكَمَالِ الـنِّـظَامِ وَالْم۪يـزَانِ وَبِدَلَالَـةِ تَـبَـارُزِ الْاُلُوهِـيَّـةِ الْمُطْلَقَةِ ف۪ـي اَقْطَارِ الْكَائِنَاتِ ف۪ي مُقَابَلَةِ تَظَاهُرِ اَنْـوَاعِ الْعِبَادَاتِ مِنْ اَنْـوَاعِ الْمَوْجُودَاتِ ف۪ـي تَـظَاهُـرِ الرُّبُوبِـيَّـةِ الْعَاۤمَّـةِ لِجَم۪يعِ الْمَخْلُوقَاتِ ف۪ـي مُـشَـاهَدَةِ الْفَعَّالِـيَّـةِ الشَّامِلَةِ لِجَم۪يعِ الْمَصْنُوعَاتِ﴿٢١﴾
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ الْـوَاجِـبُ الْـوُجُودِ الْـوَاحِـدُ الْاَحَـدُ ذُو الْكَمَالَاتِ وَالْكِـبْرِيَاۤءِ وَالْعَظَمَةِ الْمُنَافِـيَـةِ لِلشِّرْكَةِ﴿٢٢﴾
20. Muazzam ve mücessem bir Kur’ân olan kitab-ı kebir-i kâinat muhit/kuşatıcı bir dil ile; gelir ve giderleri, üzerinde yaşayan sakinleri ve içinde bulunan müştemilatı ve bütün bunların ölçülü ve muntazam yenilenmeleri ve değişmelerinden müteşekkil kelimeleriyle; hudûsu (sonradan yaratılması) ve imkânı (varlığının zorunlu değil mümkin olması, olup olmaması mümkün iken var edilmesi), sakinlerinin değişip durması, müştemilatındaki muntazam değişiklikler, şekillenmeler ve sevk ü idare, ayrıca bütün cüz ve parçalarındaki gayet derecede ölçülü teavün (yardımlaşma), tesanüt (dayanışma) ve tenasüp (uygunluk) kelimeleriyle ilan eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
21. Hazreti Vâcibü’l-Vücud sıfat, isim, şuûn ve fiillerinin tecellileriyle.. mükemmel bir sistem ve denge içinde yaratıp idare ettiği eserleri ve sanat harikalarından müteşekkil kelimeleriyle.. hem bütün mevcudattan kendilerine mahsus farklı farklı ibadetlerin görünmesine karşılık kâinatın her tarafında varlığını gösteren mutlak ulûhiyetinin görünmesiyle.. bütün mahlûkatı kuşatan rubûbiyet-i âmmesinin ortaya çıkması ile.. bütün masnûatını kapsayan faaliyet-i şamilesinin görülmesiyle bizzat şehadet eder ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
22. Ulûhiyetinde ve rubûbiyetinde şirki her cihetle reddeden nihayetsiz kemâlat, kibriyâ ve azamet (büyüklük ve ululuk) sahibi, Vâcibü’l-Vücud, Vâhid ü Ehad Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
7.
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ ذُو الْحَاكِمِـيَّـةِ وَالْاٰمِرِيَّـةِ الْمُطْلَقَةِ الْمَانِعَةِ مِنَ الشِّرْكَةِ ﴿٢٣﴾ لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ ذُو الرُّبُوبِـيَّـةِ الْعَاۤمَّـةِ وَالْاُلُوهِـيَّـةِ الْمُطْلَـقَـةِ الْمُسْتَلْزِمَـتَـيْنِ لِلْوَحْدَةِ﴿٢٤﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ذُو الْفَـتَّاحِـيَّـةِ الْعَاۤمَّةِ الْمُتَمَاثِلَةِ﴿٢٥﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ذُو الرَّحْمَانِـيَّـةِ الْوَاسِعَةِ الْمُتَشَابِهَةِ﴿٢٦﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ذُو الْاِدَارَةِ الْمُح۪يطَةِ مِنَ الذَّرَّاتِ اِلَى السَّيَّارَاتِ﴿٢٧﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ذُو الْاِعَاشَةِ الشَّامِلَةِ الْمُقَـنَّـنَـةِ لِجَم۪يعِ ذَوِى الْحَيَاةِ الْمُخْتَلِطَاتِ الْمُتَدَاخِلاَتِ﴿٢٨﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ذُو الْاَفْعَالِ وَالْاَسْمَاۤءِ الْمُح۪يطَةِ وَخَالِقُ الْعَنَاصِرِ وَالْاَنْوَاعِ الْمُسْتَوْلِـيَـةِ﴿٢٩﴾
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ خَـالِـقُ الْاَشْـيَاۤءِ بِـالْـكَـثْـرَةِ الْمُطْلَـقَةِ مَعَ الْاِنْـتِـظَامِ الْمُطْلَقِ فِي السُّـرْعَةِ الْمُطْلَقَةِ مَعَ الْاِتِّـزَانِ الْمُطْلَقِ فِي الْبُعْدَةِ الْمُطْلَقَةِ مَعَ الْاِتِّـفَاقِ الْمُطْلَقِ فِي الْخِلْطَةِ الْمُطْلَقَةِ مَعَ الْاِمْـتِـيَازِ الْمُطْلَقِ فِي الْمَـبْـذُولِـيَّـةِ الْمُطْلَقَةِ مَعَ غُلُوِّ الْـقِـيْـمَـةِ الدَّالَّـةِ هٰذِهِ الْكَـيْـفِيَّاتُ عَلَى الْوَحْدَةِ بِالْبَدَاهَةِ﴿٣٠﴾
23. Şirki hiçbir açıdan kabul etmeyip reddeden mutlak hâkimiyet ve âmiriyet sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
24. Tevhidin lazımı olan rubûbiyet-i âmme ve ulûhiyet-i mutlaka sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
25. Birbirine benzeyen hadsiz eşyanın muntazam suretlerini her tarafta birbirine hiç karıştırmadan, hikmetle açan Fettâhiyet-i âmme sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
26. Her bir tarafta birbirine benzer çok geniş rahmet ve şefkat tecellileriyle mütecelli olan Rahmâniyet-i vâsia sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
27. Zerrâttan seyyârata, atomlardan gezegenlere kadar her şeyi ihata eden muhteşem sevk ve idarenin sahibi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
28. Birbiriyle pek karışık ve içiçe bulunan bütün canlıların belirlenmiş iaşe ve rızıklarını, onların tam ihtiyaçlarına göre lütfeden Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
29. Her noktayı kuşatan isim ve fiillerin sahibi, her yere yayılmış bulunan unsur ve türlerin yaratıcısı Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
30. Bütün eşyayı, mutlak çoklukla beraber nihayet derecede intizam içinde.. mutlak süratle beraber benzersiz bir ölçü içinde.. birbirinden pek çok uzaklıkla beraber emsalsiz bir ittifak ve uyum içinde.. mutlak bir karışıklıkla beraber tam bir imtiyaz ve farklılık içinde.. mutlak bir bolluk ile beraber paha biçilmez bir kıymet içinde yaratan ve bütün bu icraat-ı Sübhaniye apaçık Yüce Zâtının birliğine delâlet eden Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
8.
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ الَّذ۪ي تَـزَاحَمَتْ خَوَات۪يمُ وَحْدَتِـهِ عَلٰى كُلِّ مَكْـتُوبٍ مِنْ مَصْنُوعَاتِـهِ﴿٣١﴾
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْاَحَدُ بِشَهَادَةِ وَحَدَاتِ مَدَارَاتِ تَـدَاب۪ـيـرِ الْكَائِـنَـاتِ الْمُسْـتَـلْزِمَـةِ لِلْوَحْـدَةِ مَعَ الْاِنْـتِـظَامِ الْاَكْمَلِ الْعَاۤمِّ الْمُنَاف۪ـي لِلشِّـرْكَـةِ﴿٣٢﴾
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ بِشَهَادَةِ التَّعَاوُنِ وَالتَّجَاوُبِ وَالتَّوَازُنِ ف۪ـي اَجْزَاءِ الْعَالَمِ الدَّالَّةِ عَلَى الْوَاحِدِيَّةِ مَعَ اِتْقَانِ الصَّنْعَةِ الشُّعُورِيَّةِ ف۪ـي كُلِّ شَيْءٍ عَلٰى مِقْدَارِ قَامَةِ قَابِلِيَّـتِهِ الْمُقَنَّـنَةِ بِقَلَمِ الْقَدَرِ الدَّالَّةِ عَلَى الْاَحَدِيَّةِ﴿٣٣﴾
لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْمُب۪ينُ مُحَمَّدٌ رَسُـولُ اللّٰهِ صَادِقُ الْوَعْدِ الْاَم۪ينُ بِشَهَادَةِ ظُهُورِهِ دَفْـعَـةً مَعَ اُمِّـيَّـتِـهِ بِاَكْمَلِ د۪ينٍ وَاِسْلاَمِـيَّـةٍ وَشَر۪يعَةٍ وَبِاَقْـوٰى ا۪يمَانٍ وَاعْـتِـقَادٍ وَعِبَادَةٍ وَبِاَعْلٰى دَعَوَاتٍ وَمُنَاجَاتٍ وَدَعْوَةٍ وَبِاَعَمِّ تَبْل۪يغٍ وَاَتَـمِّ مَتَانَـةٍ خَارِقَاتٍ مُثْمِرَاتٍ
31. Vahdetinin mühürleri, birer mektup gibi yarattığı sanat harikası eserlerinin üzerinde kesretle görünen Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
32. Bütün kâinattaki, vahdeti gerekli kılan, şirki de reddeden sevk u idaredeki birlik ve umumi ve mükemmel intizam şehadet eder ki, Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
33. Âlemin bütün cüzleri, parçaları; her biri ehadiyete delâlet eden ve kader kalemi ile belirlenen kabiliyetleri ölçüsünde her bir şeyde görünen, bilerek ve nihayetsiz bir itkan ile ortaya konan sanatıyla beraber vâhidiyete delâlet eden yardımlaşmaları, birbirinin ihtiyaçlarına cevap vermeleri, ölçülü ve dengeli hareketleriyle şehadet ederler ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
34. Yüceler Yücesi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O (celle celâluhu) her şey ve herkesin üzerinde tasarruf sahibi Melik, varlığı kendinden ve değişmeyen bir Zât olan Hak, tekvinî ve teşriî beyanlarıyla varlık ve birliğini apaçık gösteren Mübîn’dir. Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) Allah’ın, vaadinde sadıklardan daha sadık, emanette eminlerden daha emin Resûl-i Zişân’ıdır. Evet, ümmiliği ile beraber, getirmiş olduğu en mükemmel Din İslâmiyet ve şeriatıyla birden zuhurunun.. O’nun gayet derecedeki ciddiyet ve itminanına, nihayet mertebedeki güven ve itimadına, sıdk u sadakat ve hakkaniyetindeki kemâline delâlet eden ve emsalsiz harika meyveler netice veren kuvvetli iman, itikat ve ibadetinin.. pek yüksek dua, münâcât ve davetinin.. en şümullü tebliği ve sağlamlardan daha sağlam metanetinin şehadetiyle;
9.
لَا مِـثْـلَ لَهَا تَـدُلُّ عَلٰى غَايَـةِ جِدِّيَّـتـِهِ وَاطْمِئْـنَانِهِ وَنِهَايَـةِ وُثُوقِهِ وَاعْتِمَادِهِ وَكَمَالِ صِدْقِهِ وَحَقَّانِـيَّـتِهِ وَبِشَهَادَةِ اتِّـفَاقِ حَقَاۤئِقِ اَرْكَانِ الْا۪يمَانِ عَلٰى تَصْد۪يقِهِ وَبِشَهَادَةِ ذَاتِـهِ بِاٰلَافِ كَمَالَاتِـهِ وَمُعْجِزَاتِهِ وَبِشَهَادَةِ الْـقُـرْاٰنِ بِمَا لَا يُحَدُّ مِنْ حَقَاۤئِـقِـهِ وَبَـرَاه۪يـنِـهِ وَالْجَوْشَنِ بِقُدْسِيَّةِ اِشَارَاتِهِ وَالنُّورِ بِقُوَّةِ دَلَائِلِهِ وَالْمَاضِي بِتَوَاتُرِ اِرْهَاصَاتِهِ وَالْاِسْـتِـقْبَالِ بِتَصْد۪يقِ اُلُوفِ حَادِثَاتِـهِ وَالْاٰلِ بِقُوَّةِ يَـق۪يـنِـيَّاتِهِمْ ف۪ـي تَصْد۪يقِهِ بِدَرَجَةِ حَقِّ الْيَـق۪ينِ وَالْاَصْحَابِ بِكَمَالِ ا۪يمَانِهِمْ ف۪ـي تَصْد۪يقِهِ بِدَرَجَةِ عَيْنِ الْيَـق۪ينِ وَالْاَصْفِيَاۤءِ بِقُوَّةِ تَحْق۪يقَاتِهِمْ ف۪ـي تَصْد۪يقِهِ بِدَرَجَةِ عِلْمِ الْيَـق۪ينِ وَالْاَقْـطَابِ بِتَـطَابُـقِهِمْ عَلٰى رِسَالَتِـهِ بِالْكَشْفِ وَالْيَـق۪ينِ وَالْاَزْمِنَـةِ الْمَاضِيَـةِ بِتَـوَاتُـرِ بِشَارَاتِ الْكَوَاهِنِ
وَالْهَوَاتِـفِ وَالْعُرَفَـاۤءِ فِي الْاَدْوَارِ السَّالِف۪ينَ وَبِمُشَاهَدَةِ بِشَارَاتِ الرُّسُلِ بِرِسَالَتِهِ فِي الْكُـتُبِ وَالصُّحُفِ الْمُقَدَّسَةِ لِلْاَنْبِيَاۤءِ وَالْمُرْسَل۪ينَ
hem iman esaslarına ait bütün hakikatlerin ittifakla O’nu tasdik etmesinin şehadetiyle; hem kendi ulvi şahsiyetinin binler kemâlat ve mucizelerinin şehadetiyle; ayrıca hadd ü hesaba gelmeyen hakikat ve delilleri ile Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın.. işaretlerinin kudsiyetiyle Cevşen’in.. delillerinin kuvvetiyle (Risale-i) Nur’un.. peygamberliğinden önce, O’nun risaletini teyit eder mahiyette vuku bulan irhasat türünden hâdiseleri haber veren mazinin.. binler hâdise ile O’nun nübüvvetini tasdik eden istikbalin.. hakka’l-yakîn derecesindeki kuvvetli imanlarıyla O’nu tasdik eden ehl-i beytinin.. ayne’l-yakîn mertebesindeki kâmil imanlarıyla O’nu tasdik eden ashabının.. ilme’l-yakîn ölçüsündeki tahkikatleriyle O’nu tasdik eden asfiyanın.. keşif ve yakinleriyle O’nu tasdik hususunda mutabakat sergileyen bütün aktâbın.. kâhinler, gaipten seslenen hâtifler ve âriflerin, O’nun peygamberliğini müjdeleyen haberlerini tevatür ölçüsünde çokluk ve sağlamlık ile bildiren mazinin.. mukaddes kitap ve sahifelerinde O’nun risaletini müjdeleyen nebi ve resûllerin (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm)..
10.
وَبِشَهَادَةِ الْكَائِنَاتِ بِغَايَاتِهَا وَحِكَمِ حَقَاۤئِـقِهَا عَلٰى رِسَـالَـتِـهِ بِسِـرِّ تَـوَقُّـفِ حُصُولِ غَايَاتِ الْكَاۤئِـنَـاتِ وَالْمَقَاصِـدِ الْاِلٰـهِـيَّـةِ ف۪ـيـهَا وَتَـقَـرُّرِ قِـيْمَـتِـهَا وَوَظَـاۤئِـفِهَاوَتَـبَارُزِ حُـسْـنِـهَا وَكَمَالَاتِهَا وَتَحَقُّقِ حِكَمِ حَقَاۤئِـقِهَا عَلَى الرِّسَالَـةِ الْاِنْسَانِـيَّـةِ لَاسِـيَّمَا عَلَى الرِّسَـالَـةِ الْمُحَمَّدِيَّةِ الْجَامِعَةِ اِذْ لَوْلاَ الرِّسَالَـةُ الْمُحَمَّدِيَّـةُ لَصَارَتْ هٰـذِهِ الْكَاۤئِـنَـاتُ الْمُكَمَّلَـةُ صَاحِبُ الْمَعَانِـي السَّـرْمَدِيَّـةِ هَـبَاۤءً مَنْـثُورًا مُتَطَايِرَةَ الْمَعَانِي مُتَسَاقِطَةَ الْكَمَالاَتِ وَهُوَ مُحَالٌ مِنْ وُجُوهٍ وَجِهَاتٍ ﴿٣٤﴾ لَاۤ اِلٰـهَ اِلَّا اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْمُب۪ينُ مُحَمَّدٌ رَسُـولُ اللّٰهِ صَادِقُ الْوَعْدِ الْاَم۪ينُ بِشَهَادَةِ صَاحِبِ الْكَائِنَاتِ وَخَلَّاقِهَا وَمُتَصَرِّفِهَا وَمُدَبِّـرِهَا بِاَفْعَالِـهِ وَاِجْرَااٰتِ رُبُوبِـيَّـتِـهِ عَلٰى رِسَالَـتِـهِ كَفِعْلِ رَحْمَانِـيَّـتِـهِ بِـاِنْزَالِ الْقُرْاٰنِ الْمُعْجِزِ الْبَـيَانِ عَلَيْهِ
Kâinatın yaratılışındaki gayeler ve gözetilen ilâhî maksatların gerçekleşmesi, her bir parçasının kıymetini bulması ve vazifesini yerine getirmesi, güzellik ve kemâlatının ortaya çıkması ve hakikatlerindeki hikmetlerin gerçekleşebilmesi sadece ve sadece beşerden peygamberlerin gönderilmesine, özellikle de risaleti bütün insanlığı cami/kuşatıcı olan Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm)’ın risaletine mütevakkıf/bağlı olması sırrıyla, -zira Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi vesellem)’in risaleti olmasaydı, nihayetsiz anlamları olan bu mükemmel mevcudat boşu boşuna gidecek, anlamsız kalacak ve kemâlatını yitirecekti, ki bu, birçok vecih ve cihetlerden muhaldir/imkânsızdır- bütün gayeleri ve hakikatlerindeki hikmetleri ile kâinatın şehadetiyle O (aleyhi ekmelüttahiyyat ve etemmütteslimat), Allah’ın (celle celâluhu) şanı yüce Resûl’üdür.
35. Yüceler Yücesi Hazreti Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O (celle celâluhu) her şey ve herkesin üzerinde tasarruf sahibi Melik, varlığı kendinden ve değişmeyen bir Zât olan Hak, tekvinî ve teşriî beyanlarıyla varlık ve birliğini apaçık gösteren Mübîn’dir. Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) Allah’ın, vaadinde sadıklardan daha sadık, emanette eminlerden daha emin Resûlü’dür.
Kâinatın sahibi, yaratıcısı, mutlak tasarruf sahibi mutasarrıfı ve her an onu sevk ve idare eden Yüceler Yücesi Allah, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ı o şanı yüce Resûl’e indirmek..
11.
وَبِاِظْهَارِ اَنْـوَاعِ الْمُعْجِزَاتِ عَلٰى يَدَيْـهِ وَبِتَـوْف۪يقِهِ وَحِمَايَـتِـهِ ف۪ـي كُلِّ حَالَاتِـهِ وَبِـاِدَامَةِ د۪يـنِـهِ بِكُلِّ حَقَاۤئِقِهِ وَبِـاِعْلَاءِ مَقَامِ حُرْمَـتِـهِ وَاِكْرَامِـهِ عَلٰى جَم۪يعِ مَخْلُوقَاتِـهِ بِالْمُشَاهَدَةِ وَالْعِيَانِ وَكَاِجْرَااٰتِ رُبُوبِـيَّـتِـهِ بِجَعْلِ رِسَـالَـتِـهِ شَمْسًا مَعْنَوِيَّـةً لِكَائِنَاتِـهِ وَبِجَعْلِ د۪يـنِـهِ فِهْرِسْتَـةَ كَمَالَاتِ عِبَادِهِ وَبِجَعْلِ حَق۪يقَـتِـهِ مِرْاٰةً جَامِعَةً لِتَجَلِّيَاتِ اُلُوهِـيَّـتِـهِ بِالْحُجَّةِ وَالْبُرْهَانِ وَكَتَوْظ۪يفِهِ بِوَظَاۤئِفَ قُدْسِيَّاتٍ لَازِمَاتٍ لِوُجُودِ الْمَخْلُوقَاتِ ف۪ـي هَذِهِ الْكَائِنَاتِ كَلُزُومِ الرَّحْمَةِ وَالْحِكْمَةِ وَالْعَدَالَةِ وَكَلُزُومِ الشَّمْسِ وَالضِّيَاۤءِ وَالنَّس۪يمِ وَالْمَاءِ وَالرِّزْقِ وَالنِّعْمَةِ ﴿٣٥﴾ فَـيَا مَنْ تُسَبِّحُ لَـهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّ نُشْهِدُكَ وَنُشْهِدُ جَم۪يعَ الدَّلَائِلِ السَّابِقَةِ بِاَنَّا نَشْهَدُ بِاَنَّـكَ اَنْتَ اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ الْاَحَدُ الْفَرْدُ الصَّمَدُ الْحَيُّ الْقَـيُّـومُ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ الْقَد۪يـرُ الْمُر۪يـدُ الْسَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ الْمُتَـكَلِّمُ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ لَكَ الْاَسْمَاۤءُ الْحُسْنٰى﴿٣٦﴾
O’nun eliyle farklı farklı mucizeler ortaya koymak.. her zaman O’nu muhafaza ve muvaffak etmek.. getirmiş olduğu Din’ini bütün hakikatleriyle devam ettirmek ve O’nun hürmetli, şerefli makamını gözle görülür, âşikâr bir şekilde başka bütün mahlûkatın üstünde tutmak gibi Rahmânî fiilleri ve yine O’nun risaletini bütün kâinata mânevî bir güneş, Din’ini bütün kullarının kemâlatına bir fihrist, hakikat-ı Ahmediye ve Muhammediye’sini, Zat-ı Ulûhiyetinin tecellilerine pek çok hüccet ve burhanlarla cami bir ayna yapmak ve bu kâinatta mahlûkatın, varlığını devam ettirebilmesi için elzem olan rahmet, hikmet ve adalet ve yine bulunmaları zaruri olan güneş, ışık, hava, su, rızık ve nimetler kadar olmazsa olmaz kudsî vazifelerle O’nu tavzif etmek gibi icraat-ı rubûbiyesi ile şehadet eder ki, O (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), Yüceler Yücesi Allah’ın Resûl'üdür.
36. Ey yedi kat göklerin, arzın ve bunların içindekilerin, Yüce Zâtını her an tesbih, tenzih ve takdis ederek anıp durduğu Rabbimiz! Başta Senin ulu Zât’ını ve bütün bu delilleri şahit göstererek biz de şehadet ederiz ki, varlığı zaruri, nazîri, veziri, dengi, benzeri olmayan yektâ, ikinci olmayan, benzeri gibi dahi olmayan tek, herkesin muhtaç bulunduğu müstağni, ebedî hayat sahibi, Kendi Kendine kâim, olmuş olacak, cüz’î-küllî her şeyi bilen, her şeyi hikmetle, yerli yerinde vaz’ eden, sonsuz kudret sahibi, dileyen ve dilediğini gerçekleştirmeye yegâne muktedir olan, her şeyi işiten ve gören, kelâm sıfatıyla Kendine mahsus surette konuşan, rahmetiyle bütün varlığı kuşatan, mü’min kullarına hususi merhamette bulunan Vâcibü’l-Vücud, Vâhid ü Ehad, Ferd ü Samed, Hayy u Kayyûm, Alîm ü Hakîm, Kadîr u Mürîd, Semi’ u Basîr, Mütekellim-i Ezelî, Rahmân ve Rahîm Allah (celle celâluhu) Sensin.
12.
لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ وَحْدَكَ لَا شَر۪يكَ لَكَ وَكَذَا نُشْهِدُكَ وَنُشْهِدُ الدَّلَاۤئِلَ الْمَذْكُورَةَ بِاَنَّـا نَشْهَدُ بِاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَنَـبِـيُّـكَ وَصَـفِـيُّـكَ وَخَل۪يلُكَ وَجَـمَـالُ مِلْكِكَ وَمَل۪يكُ صُـنْـعِـكَ وَعَـيْـنُ عِنَايَـتِـكَ وَشَمْـسُ هِدَايَـتِـكَ وَلِـسَـانُ مَحَـبَّـتِـكَ
وَمِـثَـالُ رَحْمَتِكَ وَنُـورُ خَلْقِكَ وَشَـرَفُ مَوْجُودَاتِكَ وَسِرَاجُ وَحْدَتِكَ ف۪ـي كَـثْـرَةِ مَخْلُوقَاتِكَ وَكَشَّافُ طِلْسِمِ كَائِـنَاتِـكَ وَدَلَّالُ سَـلْطَـنَـةِ رُبُوبِـيَّـتِكَ وَمُـبَـلِّغُ مَرْضِيَّاتِكَ وَمُعَرِّفُ كُنُوزِ اَسْمَاۤئِكَ وَمُعَلِّمُ عِبَادِكَ وَتَرْجَمَانُ اٰيَاتِ كَاۤئِنَاتِكَ وَمَدَارُ شُهُودِكَ وَاِشْهَادِكَ وَمِرْاٰةُ اَنْوَارِ مَحَبَّـتِكَ لِجَمَالِكَ وَاَسْـمَاۤئِكَ وَمَحَـبَّـتِـكَ لِصَنْـعَـتِكَ وَمَحَاسِـنِ مَصْنُوعَاتِكَ وَحَب۪يبُكَ وَرَسُولُكَ الَّذ۪ى اَرْسَـلْـتَـهُ رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ وَلِـبَـيَانِ مَحَاسِنِ سَلْطَـنَـةِ رُبُوبِـيَّـةِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ف۪ـي حِكْمَةِ خِلْقَةِ صَنْعَةِ صِبْغَةِ نُـقُوشِ قَصْرِ الْعَالَم۪ينَ وَلِتَعْر۪يفِ كُنُوزِ جَلَوَاتِ اَسْمَاۤءِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ بِـاِشَارَاتِ حِكَمِيَّاتِ كَلِمَاتِ اٰيَاتِ سُطُورِ كِتَابِ الْعَالَم۪ينَ وَلِبَـيَانِ مَرْضِيَّاتِكَ﴿٣٧﴾
37. Senden başka hiçbir ilâh yoktur Allahım! Senin hiçbir cihetle şerîkin, ortağın da yoktur. Biz yine Senin Yüce Zâtını ve bütün bu delilleri şahit tutarak şehadet ederiz ki, Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) Senin kulun, nebin, bütün varlığın özü, hulâsası ve usaresi olan seçkin Mustafa’n ve yakınlardan yakın dostluk payesiyle serfiraz kıldığın, Zâtına habib eylediğin halilindir. Senin mülkünün güzelliği.. masnûatının sultanı.. matmah-ı nazarın.. hidayetinin güneşi.. muhabbetinin lisanı.. rahmetinin misali.. mahlûkatının nuru.. mevcudatının şerefi.. kesret âleminde Senin vahdetinin kandili.. kâinatın tılsımı olan ince hakikatlerini ortaya koyan keşşafı.. Senin rubûbiyet saltanatının dellâlı.. razı ve hoşnut olduğun söz ve amellerin tebliğcisi.. esmâ-i hüsnâ hazinelerinin tarif edicisi.. bütün kullarının rehber ve muallimi.. kâinata serpiştirdiğin delillerinin tercümanı.. Senin görünmen ve gösterilmenin en önemli vesilesi.. Senin bizzat Kendi cemâline ve birbirinden güzel isimlerine olan muhabbetinin ve yine sanatına ve masnûatındaki güzelliklere olan muhabbetinin nurlarının aynası O’dur.
Hem kâinat sarayının nakışlarında, o nakışların boyasında, her bir varlığın sanatla yaratılmasındaki hikmetlerde bulunan Âlemlerin Rabbi olarak Senin saltanat-ı rubûbiyetine ait güzellikleri beyan için, hem kâinat kitabının satırlarındaki her bir delilin kelimeleri üzerindeki hikmetli işaretleri ile, Âlemlerin Rabbi’ne ait olan isimlerin cilvelerinin definelerini tarif etmek için hem de Senin rızanı celb edecek marziyatını açıklamak için âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Habîb’in ve Resûl’ündür.
13.
يَا رَبَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرَض۪ينَ فَصَلِّ عَلَيْهِ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ بِعَدَدِ حُروُفِ رَسَاۤئِلِ النُّورِ الْمَكْتُوبَـةِ وَالْمَقْرُوئَـةِ اِلٰى اٰخِرِ الزَّمَانِ وَاجْعَلْ بِرَحْمَتِكَ هَذِهِ التَّـفَـكُّـرَاتِ الْا۪يمَانِـيَّـةَ ف۪ـي صَحَاۤئِفِ حَسَنَات۪ـي وَف۪ـي صَحَاۤئِفِ حَسَنَاتِ طَلَـبَـةِ رِسَـالَةِ النُّورِ الصَّادِق۪ينَ وَف۪ـي صَحَاۤئِفِ حَسَنَاتِ اُسْتَاذِنَا سَع۪يدِ النُّورْس۪يِّ (رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ) وَاٰبَاۤئِنَا وَاُمَّهَاتِنَا اٰم۪ينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ﴿٣٨﴾
38. Ey göklerin ve yerlerin yegâne Rabbi! O Habîb ve Resûl-i Ekrem’ine, âl ve ashabına, kıyamet gününe kadar yazılan ve okunan Risale-i Nur harflerinin bütünü sayısınca salât ve selâm eyle. O salâvat hürmetine bu tefekkürat-ı imaniyeyi rahmetinle bu kulunun sevap defterine, Risale-i Nur’un vefalı talebelerinin amel defterlerine, Üstadımız Said Nursî’nin ve bizim anne babalarımızın hasenat defterlerine yazıver. Dualarımızı lütfen ve keremen kabul buyur Allahım!
Bütün hamd ü senalar yalnız ve yalnız Âlemlerin Rabbi Hazreti Allah’a mahsustur.
Hulasatü'l Hulasa 13 duadan oluşur. Üstteki çubuktan Arapça, okunuş ve meal katmanlarını açıp kapatabilir, yazıyı büyütebilir ve seti favorilerinize ekleyebilirsiniz. Diğer setler için Dualar.
Duaları uygulamada da okuyun
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir