Tahmidiye

199 dua; Arapça metin, Türkçe okunuş ve meal.

1.
اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ
Allâhu ekber. Allâhu ekber. Allâhu ekber. Allâhu ekber. Allâhu ekber. Allâhu ekber. Allâhu ekber. Allâhu ekber. Allâhu ekber. Allâhu ekber.
Allâhu Ekber. Allâhu Ekber. Allâhu Ekber. Allâhu Ekber. Allâhu Ekber. Allâhu Ekber. Allâhu Ekber. Allâhu Ekber. Allâhu Ekber. Allâhu Ekber.
2.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
3.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
4.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
5.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
6.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
7.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
8.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
9.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
10.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
11.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلَى الْا۪يمَانِ بِاللّٰهِ وَعَلٰى وَحْدَانِيَّتِه۪ وَعَلٰى كُلِّ اسْمٍ مِنْ اَسْمَٓائِه۪ وَعَلٰى كُلِّ صِفَةٍ مِنْ صِفَاتِه۪ سُبْحَانَهُ حَمْدًا بِعَدَدِ جَم۪يعِ تَجَلِّيَاتِ اَسْمَٓائِه۪ وَصِفَاتِه۪ جَلَّ جَلاَلُهُ مِنَ الْاَزَلِ اِلَى الْاَبَدِ لَٓا اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'l-îmâni billâhi ve alâ vahdâniyyetihî ve alâ kulli ismin min esmâihî ve alâ kulli sıfetin min sıfâtihî subhânehu hamden bi-adedi cemîi tecelliyâti esmâihî ve sıfâtihî celle celâluhu mine'l-ezeli ile'l-ebedi lâ ilâhe illâ hû.
Kusur ve noksanlıktan münezzeh olan Allah’a, O’nun birliğine, isimlerinden her bir isme ve sıfatlarından her bir sıfatına îmân nimeti için; ezelden ebede kadar isim ve sıfatlarının tecellîlerinin tamamı adedince Âlemlerin Rabbi olan ve kendisinden başka gerçek ilâh bulunmayan Allah’a hamd olsun.
12.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلَى الرِّسَالَةِ الْمُحَمَّدِيَّةِ وَالْا۪يمَانِ بِهَا حَمْدًا بِعَدَدِ حَسَنَاتِ مُحَمَّدٍ وَكَمَالاَتِه۪ وَثَمَرَاتِه۪ وَفَوَٓائِدِه۪ وَبِعَدَدِ حَسَنَاتِ اٰلِه۪ وَاَصْحَابِه۪ وَاُمَّتِه۪ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'r-risâleti'l-muhammediyyeti ve'l-îmâni bihâ hamden bi-adedi hasenâti muhammedin ve kemâlâtihî ve semerâtihî ve fevâidihî ve bi-adedi hasenâti âlihî ve ashâbihî ve ümmetihî aleyhi's-salâtu ve's-selâm.
Hz. Muhammed’in (sav) peygamberliği ve ona îmân nimeti için; Hz. Muhammed (sav)’in yaptığı iyilikler, sahip olduğu kemâlât, insanlığa yaptığı ve getirdiği faydalı şeyler adedince ve yine O (asm)’ın âilesi, ashâbı ve ümmetinin iyilikleri adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
22.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلَى الْقُرْاٰنِ وَالْا۪يمَانِ بِه۪ حَمْدًا بِعَدَدِ مَعَانِيَ الْقُرْاٰنِ الْمُتَصَوَّرَةِ فِى الْاَفْهَامِ وَبِعَدَدِ كَلِمَاتِه۪ وَحُرُوفَاتِهِ الْمُتَمَثِّلَةِ فِى الْهَوَٓاءِ اِلٰٓى اٰخِرِ الزَّمَانِ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'l-kur'âni ve'l-îmâni bihî hamden bi-adedi meâniye'l-kur'âni'l-mutesavvereti fî'l-efhâmi ve bi-adedi kelimâtihî ve hurûfâtihî'l-mutemessileti fî'l-hevâi ilâ âhiri'z-zamân.
Kur’ân ve ona îmân nimeti için; Kur’ân’ın zihinlerde tasavvur edilen mânâları adedince, kıyâmete kadar havada temessül eden kelime ve harfleri sayısınca Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
32.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى نِعْمَةِ الْا۪يمَانِ وَالْقُرْاٰنِ وَالْاِسْلاَمِ حَمْدًا بِعَدَدِ الْمَلٰٓائِكَةِ وَالرُّوحَانِيَّاتِ وَالْاَنَامِ وَتَسْب۪يحَاتِهِمْ وَتَحْم۪يدَاتِهِمْ وَتَكْب۪يرَاتِهِمْ وَتَهْل۪يلاَتِهِمْ ف۪ى جَم۪يعِ الْاَزْمَانِ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ ni'meti'l-îmâni ve'l-kur'âni ve'l-islâmi hamden bi-adedi'l-melâiketi ve'r-rûhâniyyâti ve'l-enâmi ve tesbîhâtihim ve tahmîdâtihim ve tekbîrâtihim ve tehlîlâtihim fî cemîi'l-ezmân.
Îmân, Kur’ân ve İslâm nimeti için; melekler, ruhânîler ve insanların bütün zamanlarda yaptıkları tesbihler, hamdler, tekbîr ve tehlîlleri (Lâ ilâhe illallah demeleri) adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
42.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى نِعْمَةِ الْا۪يمَانِ وَالْقُرْاٰنِ بِعَدَدِ النُّجُومِ وَحَرَكَاتِهَا وَسَكَنَاتِهَا وَذَرَّاتِهَا
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ ni'meti'l-îmâni ve'l-kur'âni bi-adedi'n-nucûmi ve harekâtihâ ve sekenâtihâ ve zerrâtihâ.
Îman ve Kur’ân nimeti için; yıldızlar ve onların hareket, sükûn ve zerreleri adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
52.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلَى الْا۪يمَانِ وَالْقُرْاٰنِ بِعَدَدِ النَّبَاتَاتِ وَالْاَشْجَارِ وَاَوْرَاقِهَا وَاَزْهَارِهَا وَاَثْمَارِهَا وَبُذُورِهَا وَتَسْب۪يحَاتِهَا وَتَحْم۪يدَاتِهَا
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'l-îmâni ve'l-kur'âni bi-adedi'n-nebâtâti ve'l-eşcâri ve evrâkıhâ ve ezhârihâ ve esmârihâ ve buzûrihâ ve tesbîhâtihâ ve tahmîdâtihâ.
Îman ve Kur’ân nimeti için; bitki ve ağaçların yaprakları, çiçekleri, meyveleri, tohumları ve yaptıkları hamd ve tesbihleri sayısınca Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
62.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى نِعْمَةِ الْا۪يمَانِ وَالْقُرْاٰنِ حَمْدًا بِعَدَدِ الطُّيُورِ وَالطُّوَيْرَاتِ وَالْحَيَوَانَاتِ وَالْحُوَيْنَاتِ وَاَصْوَاتِهَا وَاَنْفَاسِهَا وَتَسْب۪يحَاتِهَا وَتَحْم۪يدَاتِهَا
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ ni'meti'l-îmâni ve'l-kur'âni hamden bi-adedi't-tuyûri ve't-tuveyrâti ve'l-heyevânâti ve'l-huveynâti ve asvâtihâ ve enfâsihâ ve tesbîhâtihâ ve tahmîdâtihâ.
Îman ve Kur’ân nimeti için; kuşlar ve kuşcuklar, hayvanlar ve hayvancıkların sesleri, nefesleri, hamd ve tesbihleri sayısınca Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
72.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰٓى اِنْعَامَاتِ اللّٰهِ عَلَيْنَا بِالْاَطْعِمَةِ وَالنِّعَمِ حَمْدًا بِعَدَدِ جَم۪يعِ الْاَطْعِمَةِ وَالنِّعَمِ وَاَنْوَاعِهَا وَرَوَٓائِحِهَا وَطُعُومِهَا وَاَجْزَٓائِهَا
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ in'âmâtillâhi aleynâ bi'l-at'ımeti ve'n-ni'emi hamden bi-adedi cemîi'l-at'ımeti ve'n-ni'emi ve envâıhâ ve revâihihâ ve tuûmihâ ve eczâihâ.
Allah’ın bize ikrâm ettiği yiyecek ve nimetler için; bütün yiyecekler, nimetler, onların çeşitleri, kokuları, tatları ve zerreleri adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
82.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰٓى اِنْعَامَاتِ اللّٰهِ عَلَيْنَا بِالْا۪يمَانِ وَالْقُرْاٰنِ وَبِرِسَالَةِ النُّورِ وَبِلَيْلَةِ الْقَدْرِ وَالْمِعْرَاجِ وَالْبَرَٓائَةِ وَالرَّغَٓائِبِ حَمْدًا بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ وَلَيْلَةِ الْمِعْرَاجِ وَلَيْلَةِ الْبَرَٓائَةِ وَلَيْلَةِ الرَّغَٓائِبِ وَعَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ شَهْرِ رَمَضَانَ وَبِعَدَدِ حُرُوفَاتِ رِسَالَةِ النُّورِ الْمَكْتُوبَةِ وَالْمَقْرُٓوئَةِ اِلٰٓى اٰخِرِ الزَّمَانِ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ in'âmâtillâhi aleynâ bi'l-îmâni ve'l-kur'âni ve bi-risâleti'n-nûri ve bi-leyleti'l-kadri ve'l-mi'râci ve'l-berâeti ve'r-rağâibi hamden bi-adedi âşirâti dakâikı leyleti'l-kadri ve leyleti'l-mi'râci ve leyleti'l-berâeti ve leyleti'r-rağâibi ve âşirâti dakâikı şehri ramadâne ve bi-adedi hurûfâti risâleti'n-nûri'l-mektûbeti ve'l-makrûeti ilâ âhiri'z-zamân.
Allah’ın bize bahşettiği îman, Kur’ân, Risâle-i Nûr, Kadir, Mi’râç, Berâat, Regâib geceleri nimetleri için; Kadir gecesi, Mi’râç gecesi, Berâat gecesi, Regâib gecelerinin âşireleri ve Ramazan ayının âşireleri adedince ve Kıyâmete kadar Risâle-i Nûr’un yazılan ve okunan harfleri adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
92.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى نِعْمَةِ الْقُرْاٰنِ بِعَدَدِ ثَوَابَاتِ قِرَٓائَةِ كَلِمَاتِ الْقُرْاٰنِ وَحُرُوفِه۪ مِنْ اَوَّلِ النُّزُولِ اِلٰٓى اٰخِرِ الزَّمَانِ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ ni'meti'l-kur'âni bi-adedi sevâbâti kırâeti kelimâti'l-kur'âni ve hurûfihî min evveli'n-nuzûli ilâ âhiri'z-zamân.
Kur’ân nimeti için; Kur’ân’ın ilk nüzûlünden Kıyâmetin kopmasına kadar kelime ve harflerinin okunmasının sevapları sayısınca Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
102.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى نِعْمَةِ الْا۪يمَانِ وَالْاِسْلاَمِيَّةِ الَّت۪ى هِىَ مَرْضِيَّاتُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ حَمْدًا بِعَدَدِ حَسَنَاتِ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُسْلِم۪ينَ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ ni'meti'l-îmâni ve'l-islâmiyyeti'lletî hiye merdiyyâtu rabbi'l-âlemîne hamden bi-adedi hasenâti'l-mu'minîne ve'l-muslimîn.
Âlemlerin Rabbinin râzı olduğu Îmân ve İslâmiyet nimeti için; mü’minlerin ve Müslümanların yaptıkları iyiliklerin sayısınca Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
112.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى نِعْمَةِ الْقُرْاٰنِ وَالْا۪يمَانِ وَرَسَٓائِلِ النُّورِ حَمْدًا بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَٓائِنَاتِ وَمُرَكَّبَاتِهَا وَتَسْب۪يحَاتِهَا
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ ni'meti'l-kur'âni ve'l-îmâni ve resâili'n-nûri hamden bi-adedi zerrâti'l-kâinâti ve murekkebâtihâ ve tesbîhâtihâ.
Kur’ân, Îman ve Risâle-i Nûr nimeti için; kâinatın zerreleri, terkipleri ve tesbihleri adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
122.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى الْقُرْاٰنِ وَالْا۪يمَانِ وَالْاِسْلاَمِ حَمْدًا بِعَدَدِ اَوْرَاقِ الْاَشْجَارِ وَاَمْوَاجِ الْبِحَارِ وَقَطَرَاتِ الْاَمْطَارِ وَنَغَمَاتِ الْاَطْيَارِ وَلَمَعَاتِ الْاَنْوَارِ وَبُذُورِ الْاَزْهَارِ وَنُوَاتَاتِ الْاَثْمَارِ ف۪ى جَم۪يعِ الْاَعْصَارِ وَالْاَقْطَارِ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'l-kur'âni ve'l-îmâni ve'l-islâmi hamden bi-adedi evrâkı'l-eşcâri ve emvâci'l-bihâri ve katarâti'l-emtâri ve nağamâti'l-atyâri ve lemeâti'l-envâri ve buzûri'l-ezhâri ve nuvâtâti'l-esmâri fî cemîi'l-a'sâri ve'l-aktâr.
Kur’ân, Îmân ve İslâm nimetleri için; bütün çağlarda ve bölgelerde ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları, yağmurun damlaları, kuşların nağmeleri, ışıkların parıltıları, çiçeklerin tohumları, meyvelerin çekirdekleri adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
132.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلَى الْا۪يمَانِ وَالْقُرْاٰنِ بِعَدَدِ الْمَعَادِنِ وَالْمَوَال۪يدِ وَخَٓاصِّيَّاتِهَا وَثَمَرَاتِهَا وَمَنَافِعِهَا
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'l-îmâni ve'l-kur'âni bi-adedi'l-meâdini ve'l-mevâlîdi ve hâssiyyâtihâ ve semerâtihâ ve menâfııhâ.
Îmân ve Kur’ân nimetine mukâbil; madenler, organik maddeler ve husûsiyetleri, meyveleri ve faydaları sayısınca Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
142.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلَى الْا۪يمَانِ وَالْقُرْاٰنِ وَالْاِسْلاَمِ حَمْدًا بِعَدَدِ الْاَمْلاَكِ وَالْاَرْوَاحِ وَالْاِنْسِ وَالْجَٓانِّ وَالنَّبَاتِ وَالْحَيَوَانِ وَتَحْم۪يدَاتِهَا وَتَسْب۪يحَاتِهَا ف۪ى جَم۪يعِ الْاَزْمَانِ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'l-îmâni ve'l-kur'âni ve'l-islâmi hamden bi-adedi'l-emlâki ve'l-ervâhı ve'l-insi ve'l-cânni ve'n-nebâti ve'l-heyevâni ve tahmîdâtihâ ve tesbîhâtihâ fî cemîi'l-ezmân.
Îmân, Kur’ân ve İslâm nimetlerine karşılık; melekler, ruhlar, insanlar, cinler, bitkiler, hayvanlar ve bunların bütün zamanlarda yaptıkları hamd ve tesbihleri adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
152.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى نِعْمَةِ الْقُرْاٰنِ وَالْا۪يمَانِ وَرَسَٓائِلِ النُّورِ حَمْدًا مَلَاَ الْبَرَّ وَالْبَحْرَ وَالْعَرْشَ وَالْكُرْسِىَّ وَالْاَرْضَ وَالسَّمَٓاءَ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ ni'meti'l-kur'âni ve'l-îmâni ve resâili'n-nûri hamden melâe'l-berra ve'l-bahra ve'l-arşe ve'l-kürsiyye ve'l-arda ve's-semâ.
Kur’an, Îmân ve Risâle-i Nûr nimetine mukâbil Âlemlerin Rabbine; karalar, denizler, Arş, Kürsî, yeryüzü ve gökler dolusu hamd olsun.
162.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلَى الْاٰخِرَةِ وَالْا۪يمَانِ بِهَا حَمْدًا مِلْءَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'l-âhireti ve'l-îmâni bihâ hamden mil'e'd-dunyâ ve'l-âhireh.
Âhiret ve ona olan îmanımız için Âlemlerin Rabbi Allah’a; dünya ve âhiret dolusu hamd olsun.
172.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلَى الْجَنَّةِ وَالْا۪يمَانِ بِهَا حَمْدًا مِلْءَ الْجَنَّاتِ بِعَدَدِ اِنْعَامَاتِ اللّٰهِ تَعَالٰى عَلٰٓى اَهْلِهَٓا اَبَدَ الْاٰبِد۪ينَ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ'l-cenneti ve'l-îmâni bihâ hamden mil'e'l-cennâti bi-adedi in'âmâtillâhi teâlâ alâ ehlihâ ebede'l-âbidîn.
Cennet ve ona olan îmanımıza karşılık Âlemlerin Rabbi Allah’a; Cennetler dolusu ve Allah’ın Cennet ehline ebedî olarak vereceği nimetler adedince hamd olsun.
182.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌ
Ferdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.
Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2.
فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ
Fe enzelellâhu sekînetehu aleyh.
“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3.
لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ
Lâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.
“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4.
يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ
Yurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.
“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5.
سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Selâmun kavlen min rabbin rahîm.
“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6.
يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًا
Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ.
(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7.
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
Lillezîne âmenû huden ve şifâ'.
“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ve nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.
“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى كُلٍّ مِنْ نِعَمِه۪ حَمْدًا بِعَدَدِ كُلِّ نِعَمِه۪ كَمَا يَل۪يقُ بِجَنَابِه۪ جَلَّ جَلاَلُهُ
Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ kullin min ni'emihî hamden bi-adedi kulli ni'emihî kemâ yelîku bi-cenâbihî celle celâluh.
Bütün nimetleri için Âlemlerin Rabbi Allah’a; bütün nimetlerinin sayısınca ve O’nun şanına lâyık bir tarzda hamd olsun.
10.
اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ
Âmîn, Âmîn, Âmîn.
Âmîn, Âmîn, Âmîn!
1.
يَٓا اَللّٰهُ ● يَا رَحْمٰنُ ● يَا رَح۪يمُ ● يَا فَرْدُ ● يَا حَىُّ ● يَا قَيُّومُ ● يَا حَكَمُ ● يَا عَدْلُ ● يَا قُدُّوسُ
Yâ Allâh, Yâ Rahmân, Yâ Rahîm, Yâ Ferdu, Yâ Hayyu, Yâ Kayyûmu, Yâ Hakemu, Yâ Adlu, Yâ Kuddûs.
Yâ Allah! Yâ Rahmân! Yâ Rahîm! Yâ Ferd! Yâ Hayy! Yâ Kayyûm! Yâ Adl! Yâ Hakem! Yâ Kuddûs!
2.
بِحَقِّ اِسْمِكَ الْاَعْظَمِ وَبِحَقِّ اٰيَاتِ فُرْقَانِكَ الْاَحْكَمِ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ رَسُولِكَ الْاَكْرَمِ بِعَدَدِ ذَرَّاتِ وُجُودِنَا وَبِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ عُمْرِنَا وَحَيَاتِنَا
Bi-hakkı ismike'l-a'zami ve bi-hakkı âyâti furkânike'l-ahkemi salli alâ seyyidinâ muhammedin resûlike'l-ekremi bi-adedi zerrâti vucûdinâ ve bi-adedi âşirâti dakâikı umrinâ ve hayâtinâ.
İsm-i A’zâm’ın hakkı için, muhkem Kitabın Kur’an âyetlerinin hakkı için; vücudumuzun zerreleri, ömrümüz ve hayatımızın dakikaları ve âşireleri adedince Efendimiz Resûl-ü Ekrem Hz. Muhammed’e (s.a.s.) salât eyle!
3.
وَاَنْزِلْ عَلَيْنَا وَعَلٰى اُسْتَاذِنَا وَعَلٰى طَلَبَةِ رَسَٓائِلِ النُّورِ السَّك۪ينَةَ وَالتَّمْك۪ينَ وَالْاِطْمِئْنَانَ كَمَٓا اَنْزَلْتَ عَلٰى نَبِيِّكَ الْمُخْتَارِ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ
Ve enzil aleynâ ve alâ üstâzinâ ve alâ talebeti resâili'n-nûri's-sekînete ve't-temkîne ve'l-ıtmînâne kemâ enzelte alâ nebiyyike'l-muhtâri aleyhi's-salâtu ve's-selâm.
Seçkin peygamberin Hz. Muhammed’in üzerine indirdiğin gibi; bizim, Üstâdımız (Said Nursî’nin) ve Risâle-i Nur talebelerinin de üzerine sekîne, temkîn ve itmi’nân indir!
4.
وَاَنْزِلْ عَلَيْنَا وَعَلٰى طَلَبَةِ رَسَٓائِلِ النُّورِ السَّك۪ينَةَ وَالْا۪يمَانَ الْخَالِصَ وَالْيَق۪ينَ الْكَامِلَ وَالنِّيَّةَ الصَّادِقَةَ وَالْمَتَانَةَ الْاَتَمَّ ف۪ى خِدْمَةِ الْقُرْاٰنِ وَالْا۪يمَانِ وَاٰمِنْ فَزَعَنَا بِدَفْعِ الْبِدْعِيَّاتِ الْهَٓائِلاَتِ عَنْ شَعَٓائِرِ الْاِسْلاَمِ
Ve enzil aleynâ ve alâ talebeti resâili'n-nûri's-sekînete ve'l-îmâne'l-hâlisa ve'l-yakîne'l-kâmile ve'n-niyyete's-sâdıkate ve'l-metânete'l-etämme fî hıdmeti'l-kur'âni ve'l-îmâni ve âmin fezeanâ bi-def'i'l-bid'ıyyâti'l-hâilâti an şeâiri'l-islâm.
Îmân ve Kur’an hizmetinde bizim ve Risâle-i Nûr talebelerinin üzerine sekîne, hâlis îman, tam bir yakîn, sâdık bir niyet ve tastamam bir metânet indir! İslâmî şeâire musallat olan korkunç bid’aları defetmekle korktuğumuz şeylerden bizi emniyete erdir!
5.
وَفَرِّحْ قُلُوبَنَا بِاِعْلاَنِ الشَّعَٓائِرِ الْاِسْلاَمِيَّةِ عَنْ قَر۪يبِ الزَّمَانِ وَبِنَشْرِ رَسَٓائِلِ النُّورِ بِكَمَالِ الرَّوَاجِ بَيْنَ الْعَالَمِ الْاِسْلاَمِ
Ve ferrih kulûbenâ bi-i'lâni'ş-şeâiri'l-islâmiyyeti an karîbi'z-zamâni ve bi-neşri resâili'n-nûri bi-kemâli'r-revâcı beyne'l-âlemi'l-islâm.
Pek yakın bir zamanda İslâmî şeâiri beyan etmek ve Risâle-i Nûr’un tam bir revaç ile İslâm Dünyası’nda neşretmekle kalplerimize ferahlık ver!
6.
وَسَلِّمْنَا وَسَلِّمْ د۪ينَنَا وَسَلِّمْ رَسَٓائِلَ النُّورِ وَطَلَبَتَهَا مِنْ تَجَاوُزِ الْمُلْحِد۪ينَ
Ve sellimnâ ve sellim dînenâ ve sellim resâile'n-nûri ve talebetehâ min tecâvuzi'l-mülhıdîn.
Bizi, dinimizi, üstâdımızı, Risâle-i Nûr ve talebelerini din düşmanlarının tecâvüzlerinden koru!
7.
وَارْزُقْنَا وَارْزُقْ اُسْتَاذَنَا سَع۪يدَ النُّورْس۪ى رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ وَارْزُقْ طَلَبَةَ رِسَالَةِ النُّورِ السَّلاَمَةَ وَالْعَافِيَةَ فِى الدّ۪ينِ وَالدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاشْفِ اَمْرَاضَنَا وَاجْعَلِ الْقُرْاٰنَ شِفَٓاءً لَنَا وَلَهُمْ مِنْ كُلِّ دَٓاءٍ وَاجْعَلْنَا وَاجْعَلْهُمْ مِنَ الْحَامِد۪ينَ الشَّاكِر۪ينَ دَٓائِمًا اٰم۪ينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ
Verzuknâ verzuk üstâzenâ saîde'n-nûrsî radıyallâhu anhu verzuk talebete risâleti'n-nûri's-selâmete ve'l-âfiyete fi'd-dîni ve'd-dunyâ ve'l-âhireti veşfi emrâdanâ vec'ali'l-kur'âne şifâen lenâ ve lehum min kulli dâin vec'alnâ vec'alhum mine'l-hâmidîne'ş-şâkirîne dâimen âmîn. Velhamdulillâhi rabbi'l-âlemîne ve sallallâhu alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîne âmîn, âmîn, âmîn.
Bize, üstâdımıza ve Risâle-i Nûr talebelerine din, dünya ve Âhirette selâmet ve âfiyet nasip eyle! Hastalıklarımıza şifâ ver! Kur’an’ı, bize ve onlara her türlü hastalık için şifâ yap! Bizi ve onları devamlı hamd ve şükredenlerden eyle! Âmîn! Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun! Allah, Efendimiz Hz. Muhammed’e, âile ve ashâbının hepsine salât eylesin! Âmîn, Âmîn, Âmîn!

Tahmidiye 199 duadan oluşur. Üstteki çubuktan Arapça, okunuş ve meal katmanlarını açıp kapatabilir, yazıyı büyütebilir ve seti favorilerinize ekleyebilirsiniz. Diğer setler için Dualar.

Duaları uygulamada da okuyun

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir