Asıl

Risale-i Nur terimi

Çoğulu, usûl. 1. Kök, mebde', hâl-i ibtidâiyye, masdar, baş, bir şeyin çıktığı ve başladığı yer, menba. 2. Temel, esas, kâide. 3. Sûret veya tercüme olmayıp ilk hâlinde bulunan. 4. Hakîkat, sahîh, doğru, gerçek ve vâki olma. 5. Bir şeyin esaslı ve en mühim kısmı, fer'in mukâbili. 6. Bir şeyin zât-ı kadîm ciheti. 7. Hakîki, zât, zâtî. 8. Hâlis, sâfî. 9. Başlıca, en ziyâde, ale'l-husûs, mahzâ. 10. Feraiz ilminde soy, neseb demektir. Bir kimsenin soyundan geldiği en yakın akrabaları. Bunlar baba, anne ve her iki taraftan dedeler ve ninelerdir. Kişinin bu temel nesep zincirini oluşturan yakınları onun usûlü, kendi çocukları, çocuklarının çocukları da fürû'udur. 11. Küllî kaide. Fıkıhta küllî kaidelere asıl, onlara dayanan cüz'î meselelere de fer' denir. Mesela "Yakîn şek ile zâil olmaz" küllî kaidesi bir asıl, ona dayanan bütün cüz'î meseleler de onun fer'leridir (dallarıdır). 12. Bütün peygamberlerin ve şeriatların üstünde ittifak ettiği itikadî, amelî ve ahkâmla ilgili meselelerdir. Bu meseleler, haklarında Kur'ân ve hadisten kesin delil bulunan, dolayısıyla tevil, yorum ve içtihad yapılamayan farz namaz gibi zarûriyat-ı diniye ile imânî meselelerdir. Bunların dışında literatürde başlıca şu manalarda kullanılır: 1. Delil. Şer'î hükümlerin dayanak ve kaynağını teşkil eden kitap, sünnet, icmâ, kıyas ve diğer delilleri ifade etmek için kullanılır. Mesela "Bu meselede asıl kitaptır" dendiği zaman o konudaki hükmün Kur'ân'a dayandığı kastedilmiş olur. 3. İstishâb kaidesinde önceki hal. Bir konuda değişmeyi gerektiren sonraki hâlin ortaya çıkmasından önceki durumu ifade eder. Mesela abdestli bir kimsenin abdestinin bozulup bozulmadığında şüphe etmesi hâlinde, önceki hâli (abdestli oluşu) asıl olup hüküm ona göredir. Abdesti bozulmuş bir kimsenin daha sonra abdest alıp almadığında şüphe etmesi durumunda ise abdestsiz oluşu asıldır. Bu iki örnek aynı zamanda yukarıda zikredilen küllî kaidenin de birer fer'idir. 5. Kıyasın rükünlerinden birisidir. Şer'î bir delil olan kıyasta, hakkında nas bulunan (yani hükmü kıyas yapılarak hakkında nas bulunmayan diğer meseleye aktarılan) ana meseleye denir. Mesela diş kaplatma hususunda Risale-i Nur'da şöyle geçer: "Mütedeyyin bir hekîm-i hâzıkın gösterdiği ihtiyaca binaen kaplama sureti olsa, altındaki diş ağzın zahirîsinden çıkar, bâtın hükmüne geçer. Gusülde yıkanmaması, guslü iptal etmez. Çünkü üstündeki kaplama yıkanıyor, onun yerine geçiyor. Evet, cerihaların üstündeki sargıların zarar için kaldırılmadığından ceriha yerine yıkanması, şer'an o yaranın gasli yerine geçtiği gibi, böyle ihtiyaca binaen sabit kaplamanın yıkanması dahi dişin yıkanması yerine geçer, guslü iptal etmez." İşte burada ana mesele (asıl) cerihaların yıkanmaması, onun yerine sargının yıkanmasıdır. 6. Bazı dinî ve hukukî konularda öncelikle gerekli olan husus. Şer'î hükmün ilk önce taalluk ettiği ve kendisi olmayınca yerine bedeli bulunan şeye asıl, bedel olan şeye de halef denir. Asıl kelimesi bu manada, Mecelle'de geçen bazı fıkhî kaidelerde zikredilmektedir. a) "Asıl sabit olmadığı hâlde fer'in sabit olduğu vârittir" (md. 81). Mesela bir kimsenin, "Falan bana borçludur ve falan da buna kefildir" diye iddiada bulunması hâlinde borçlu inkâr eder ve kefil de ikrarda bulunursa kefilin söz konusu meblâğı ödemesi gerekir. b) "Asıl sâkıt olunca fer' de sâkıt olur" (md. 50). Mesela alacaklının borçluyu ibrâsı hâlinde kefil de sorumluluktan kurtulur. c) "Aslın ifası kabil olmayınca bedeli ifa olunur" (md. 53). Gaspolunan şeyin helâki hâlinde iadesi mümkün olmayınca misli veya kıymetinin ödenmesi, abdest alma imkânı bulunmadığında teyemmüm yapılması bunun misalleri olarak zikredilebilir. 7. Fakihler alışverişle ilgili konuları ele alırken meyve, sebze ve diğer ziraî ürünlere nisbetle onların ağaç, kök ve bitkileri, menfaat ve hukukuna nisbetle de bina ve arazi gibi gayrimenkullerin bizzat kendileri manasına da asıl kelimesini kullanırlar. 8. Asıl kelimesi çoğul şekliyle (usûl) bazı ilimlere izâfetle de kullanılır. Bu durumda, söz konusu ilmin öğretim ve araştırmalarında esas alınan ve o ilmin dayandığı genel kaideler kastedilir; bu kaideler bazan müstakil bir ilim dalını oluşturur: Usûl-i fıkıh, usûl-i hadîs, usûl-i tefsîr gibi. 9. Hadis ilminde hocanın rivayet ettiği hadisleri ihtiva eden kitaba veya hocanın kendi nüshasına asıl denir. Talebenin, hocasının nüshasıyla karşılaştırdığı kendi nüshası ise fer'dir. Yine hadis rivayet eden kimse (hadis âlimi, şeyh, hoca), talebesine nispetle asıl olarak ifade edilir. 10. Genel olarak sahih hadisleri ihtiva eden ve bu yönüyle şöhret bularak umum mü'minlerin itimadını kazanmış olan hadis kitaplarına da asıl denir. Mesela Kütüb-i Sitte gibi. 11. Tasavvufun temel esaslarına asıl, ikinci derece esaslarına ise fer' denilmiştir. Ancak nelerin asıl, nelerin fer' olduğu noktasında tasavvuf âlimleri arasında bazı farklılıklar vardır. Serrâc'a göre; tevhid, marifet, yakîn ve sıdk birer asıl, bunların temeli olan hidayet ise aslü'l-usûl'dür. Hâller, makamlar, ameller, taatler ise bu asılların fer'leridir. Tüsterî'ye göre ise Kur'ân'a sımsıkı sarılmak, sünnete uymak, helâl yemek, eziyet etmemek, günahtan sakınmak, tevbe etmek ve hakları yerine getirmek tasavvufun aslıdır. Bk. usûl

Asıl maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir