Atâ

Risale-i Nur terimi

1. Bağış, hediye, in'am. 2. Kaderin bir şey için vermiş olduğu kararı kazadan iptal eden Cenâb-ı Hakk'ın kanunu. Diğer bir ifadeyle: Cenâb-ı Hakk'ın, kanun-u küllînin tazyikinden feryad eden fertlere, Rahmânü'r-Rahîm isimlerini hususî bir surette imdada yetiştirip, o küllî ve umumî desâtiri içinde hususî ihsânâtı, hususî imdatları atâ kanunundandır. Cenâb-ı Hakk'ın atâ, kazâ ve kader namında üç kanunu vardır. Atâ, kazâ kanununu; kazâ da, kaderi deler, bozar (hükmünü iptal eder). Mesela: bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir. O kararın iptaliyle hükmü kazâdan affetmek, atâ demektir. Evet, nârin kökler, yumuşak bir otun damarları, katı taşı ve toprağı deldiği ve lâtif suyun donma esnâsındaki lâtif meyli karşısında demirin mukavemeti kırıldığı gibi, atâ da kazâ kanununun kat'iyetini deler. Kazâ da ok gibi kader kararlarını deler. Nev'in kaderi olan küllî kanun da harika-i mahassasa olan cüz'iyatın şüzuzuyla delinir ki bu da, Cenâb-ı Hakk'ın fâil, muhtar, istediği şeyi yapan, dilediği şeye hükmeden, ne verdiği şeyin (atâsının) bir mânisi ve ne de kazasının bir reddedeni olmayan bir zât olduğuna işaret eder. Demek, atânın kazâya nisbeti, kazânın kadere nisbeti gibidir. Yani, atâ, kazâ kanununun şümulünden şuzûzdur, ihraçtır. Kazâ da kader kanununun külliyetinden ihracıdır. Mesela ceza, mâsiyetin lazım-ı zâtîsidir. Her günaha karşılık ceza verilmesi bir kanundur. (Lakin Allah Tealâ dilerse her günahı cezalandırmaz, affeder). Cenâb-ı Hakk'ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzip etmesi adldir. Evet, zehiri içen adam, âdetullaha nazaran hastalığa, ölüme kesb-i istihkak eder. Sonra hasta olursa, adldir. Çünkü cezasını çeker. Hasta olmadığı takdirde, hark-ı âdet sebebiyle Allah'ın fazlına mazhar olur. Bu hakikate vakıf olan ârif, "Yâ İlâhî! Hasenatım senin atândandır. Seyyiatım da senin kazândandır. Eğer atân olmasaydı helâk olanlardan olurdum" der. Yani, nefs-i emmârenin kötülüğe olan istidadı, şer ve helâk kanunudur. Bk. kader; kazâ Bk. Mesnevî-i Nuriye (Arapça), Şûle, s. 309, اعلم.! ان عفوه تعالى فضل، وعذابه عدل؛ اذ كما ان من اكل سمًّا، فهو مستحق للمرض بحكم عادة الله المستمرة. فان لم يمَرض، فهو فضل وكرامة من الله بخرق العادة. نعم ، مناسبة المعصية للعذاب قويةٌ بدرجة من القوة، حتى ضلّت فيها المعتزلة فاسندوا الشرَّ الى غيره تعالى، واوجبوا الجزاء عليه. واستلزام الشر للعذاب، بسر النظام العام لا ينافي كمال الرحمة ؛ اذ هذا الضرر الجزئي متصلٌ بانبوب في سلسلة نظام محيط، تدلت منه كالعناقيد خيراتٌ كثيرة. مع ان ترك هذه الخيرات الكثيرة لمنع هذا الضرر الجزئي والشر القليل، ضررٌ كلي، وشر كثير. وهو ينافي حكمةَ عدالة العدل، الحكيم، الكريم. ايها الانسان الظلوم الجهول! اتق الشر ما استطعت. والا استحققت جزاءَ تركك مع جزاء تفويتك لنتيجة سائر الاسباب السابقة عليك، في سلسلة مبادي وجود النتيجة. اذ الشرُّ عدمٌ. وبعدم الجزء الآخر من العلة ينعدم المعلول. فيعود على الجزء الآخر، كل ضرر عدم المعلول. الا ان ثمرات الوجود لا تعود اليه الا بمقدار حصته، اذ وجود الجزء ليس علة لوجود الكل. فمن هنا يُرى كمال عفوه تعالى، وكمال فضله؛ اذ يجزي بالشر مثلَه، وبالخير عشرةَ امثاله. مع اقتضاء الاستحقاق الواقعي عكسه. وكذا يُرى ظلم البشر بحكمهم بعكس الواقع.. Bk. Mesnevî-i Nuriye, s. 269.

Atâ maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir