Burhan
Risale-i Nur terimi
1. "Güçlü ve kuvvetli delil," hüccet. 2. Hak ile bâtılı birbirinden ayıran kesin delil. 3. Sadakaya, verenin imanına delil olması itibariyle burhan adı verilmiştir. 4. Kur'ân'da, Allah'ın apaçık delilleri olmaları itibariyle Hz. Muhammed'e (a.s.m.), Hz. Mûsâ'nın asâsı ve yine onun elinin bir meşale gibi parlaması (yed-i beyzâ) mucizelerine burhan adı verilir. 5. İslâm'ın ilk devirlerinde fakihler burhanı "fıkhî kıyas ve kesin delil" manasında kullanmışlardır. Onlara göre burhan "hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı ayırt eden" delile denir. 6. Yakinî bir surette müddeayı ispat eden (mantıkî) delildir ki mantık ilminde şöyle tarif edilmiştir: "Mukaddemleri yakiniyattan olan kaziye." Risale-i Nur'da geçen pek çok burhan arasından şu misali verebiliriz: "Gel, her tarafa bak, her şeye dikkat et. Bütün bu işler içinde gizli bir el işliyor. Çünkü bak, bir dirhem kadar kuvveti olmayan, bir çekirdek (Ağaçları başlarında taşıyan çekirdeklere işarettir.) küçüklüğünde bir şey, binler batman yükü kaldırıyor. Zerre kadar şuuru (Kendi kendine yükselmeyen ve meyvelerin sıkletine dayanmayan üzüm çubukları gibi nâzenin nebâtâtın, başka ağaçlara lâtif eller atıp sarmalarına ve onlara yüklenmelerine işarettir.) olmayan, gayet hakîmâne işler görüyor. Demek bunlar kendi kendilerine işlemiyorlar. Onları işlettiren gizli bir kudret sahibi vardır. Eğer kendi başına olsa, bütün baştanbaşa bu gördüğümüz memlekette her iş mucize, her şey mucizekâr bir hârika olmak lazım gelir. Bu ise bir safsatadır." Bu misalde iki kaziye var: Birinci Kaziye: 1. Mukaddem: Bir dirhem kadar kuvveti olmayan bir şey binler batman yükü kaldıramaz. 2. Mukaddem: Hâlbuki bir dirhem kadar kuvveti olmayan, bir çekirdek küçüklüğünde bir şey, binler batman yükü kaldırıyor. Netice: Demek bunlar kendi kendilerine işlemiyorlar. Onları işlettiren gizli bir kudret sahibi vardır. İkinci Kaziye: 1. Mukaddem: Zerre kadar şuuru olmayan bir şey, gayet hakîmâne işler göremez. 2. Mukaddem: Hâlbuki zerre kadar şuuru olmayan (üzüm çubukları gibi), gayet hakîmâne işler görüyor. Netice: Demek bunlar kendi kendilerine işlemiyorlar. Onları işlettiren gizli bir ilim sahibi vardır. Bu iki kaziyenin sağlaması da şöyle yapılmış: "Eğer kendi başına olsa, bütün baştanbaşa bu gördüğümüz memlekette her iş mucize, her şey mucizekâr bir hârika olmak lazım gelir. Bu ise bir safsatadır." Felsefe, kelam ve mantık kitaplarında çok sayıda burhan türlerinden bahsedilmektedir. Burhan Çeşitleri Burhan-ı Limmî Sebepten neticeye, müessirden esere yapılan istidlâle "burhan-ı limmî" denir. Ateşin dumana olan delâleti gibi. "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki Hz. Muhammed (a.s.m.) Allah'ın resulüdür" şehadetinde ulûhiyet nübüvvete burhan-ı limmîdir. Burhan-ı İnnî Neticeden sebebe, eserden müessire olan istidlâle "burhan-ı innî" denir. Dumanın ateşe olan delâleti gibi. Burhan-ı innî, şüphelerden daha salimdir. "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki Hz. Muhammed (a.s.m.) Allah'ın resulüdür" şehadetinde, Muhammed aleyhisselâm, Sâni-i Zülcelal'e zâtıyla ve lisanıyla burhan-ı innîdir. Burhan-ı Arşî ve Süllemî On iki delil-i kat'î ile devir ve teselsülü iptal edip muhal olduklarını gösteren ve silsile-i esbabı kesip Vâcibü'l-Vücud'un vücudunu ispat eden burhan çeşidine denir. Mütekellimîn demişler ki: "İmkân, mütesâviyü't-tarafeyndir. Yani adem ve vücud, ikisi de müsavi olsa, bir tahsis edici, bir tercih edici, bir mucit lazımdır. Çünkü mümkinat birbirini icad edip teselsül edemez. Yahut o onu, o da onu icad edip devir suretinde dahi olamaz. Öyle ise bir Vâcibü'l-Vücud vardır ki bunları icad ediyor." Devir ve teselsülü, on iki burhan, yani arşî ve süllemî gibi namlarla müsemmâ, meşhur on iki delil-i kat'î ile devri iptal etmişler ve teselsülü muhal göstermişler; silsile-i esbabı kesip Vâcibü'l-Vücud'un vücudunu ispat etmişler. Ayrıca bk. devir ve teselsül Burhanü't-Temânü' İrade çatışması faraziyesine dayanarak Allah'ın birliğini ispat eden delilin adıdır. Buna göre kâinatta iki veya daha fazla ilâh bulunsaydı, ilâhlardan biri bir şeyin olmasını, diğeri ise olmamasını isteyebilirdi. Bu durumda ya her ikisinin iradesi geçerli olur veya hiçbirininki olmaz veyahut sadece birinin istediği olur. Birinci şık iki zıddın birleşmesini, ikincisi de acziyeti gerektirdiğinden, imkânsızdır. Üçüncü şıkta ise kendisine özgü iradesi bulunmayan varlık ilâh olamayacağından sonuç itibariyle yalnızca iradesi gerçekleşen ilâh olur. Mesela: Âmiriyet ve hâkimiyetin muktezası, rakip kabul etmemektir, iştiraki reddetmektir, müdahaleyi ref etmektir. Onun içindir ki küçük bir köyde iki muhtar bulunsa, köyün rahatını ve nizamını bozarlar. Bir nahiyede iki müdür, bir vilayette iki vali bulunsa, hercümerc ederler. Bir memlekette iki padişah bulunsa, fırtınalı bir karmakarışıklığa sebebiyet verirler. İşte, Enbiyâ sûresinin "Arz ve semâda Allah'tan başka ilâhlar olmuş olsa idiler, şu görünen intizam fesada uğrardı" manasında olan, 21-22. âyeti, Sâni'in vâhid ve müstakil olduğuna kâfi bir delildir. Ve istiklâliyet, ulûhiyetin zâtî bir hassası ve zarurî bir lazımı olduğuna nurlu bir burhandır. Burhan-ı İnayet Kısaca "nizam"dan ibarettir. Ayrıca bk. delil/delil-i inayet; inayet; nizam Burhan-ı Hudûs Kâinattaki bütün varlıklar hâdistir (yaratılmış, sonradan var edilmiştir). Zira o varlıklar, hareket ve sükûn, birleşmek ve ayrılmak gibi değişen olaylara mahaldir. Her hâdis, mutlaka bir muhdise (sonradan var eden) muhtaçtır. O muhdis ise bu kâinat cinsinden olmayan, Vâcibu'l-Vücud ve mutlak kemal sahibi Allah'tır. Ayrıca bk. hudus; delil/hudus delili Burhan-ı İmkân Kelâm âlimleri bu delili "İmkân, mütesâviyü't-tarafeyndir. (Varlığı da yokluğu da eşittir)" cümlesiyle kısaca tarif etmişlerdir. Bu âlimlere göre adem ve vücudun eşit olması dikkate alındığında, bir tahsis ve tercih edicinin, bir mûcidin mutlaka olması lazımdır. Çünkü mümkün olan varlıklar, birbirini îcad edip teselsül edemez, bir zincir oluşturamaz. Yahut varlıklar devir suretinde birbirlerini îcad edemezler. Bu durumda, mutlaka bir Vâcibü'l-Vücud vardır ve bunları O icad eder. Ayrıca bk. delil/imkân delili; hudus Burhan-ı yakînî İlm-i mantıkta; burhan-ı yakînî, cerh edilmez delile bakar ki mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir. Mantığın birinci şeklinin birinci darbını şöyle izah edebiliriz: Kıyaslar, hadd-i evsatın bulunduğu yere göre şekillere; kaziyelerin nitelik ve niceliğine göre de darblara ayrılır. Şöyle ki: A. Bir kıyasta hadd-i evsat, büyük mukaddemde mevzu, küçük mukaddemde mahmûl ise birinci şekil olur. Mesela, "Her müteğayyir hâdistir. Âlem müteğayyirdir. Öyle ise âlem hâdistir" kaziyesinde: "Her müteğayyir hâdistir" büyük mukaddem, "Âlem müteğayyirdir" küçük mukaddem, "Öyle ise âlem hâdistir" neticedir. Bu kaziyedeki: "hâdis" hadd-i ekber, "âlem" hadd-i asğar, "müteğayyir" ise hadd-i evsattır. İşte bu kıyasta hadd-i evsat olan "müteğayyir" büyük mukaddemde mevzu, küçük mukaddemde de mahmûl olduğu için birinci şekil olmuştur. Birinci şekildeki darblar: 1. Birinci şeklin netice vermesi için büyük mukaddem küllî, küçük mukaddem olumlu olmalıdır. Birinci Şeklin Birinci Darbı: Kaziye-i Mûcibe-i Külliye (Tümel, Olumlu) Mesela, "Her canlı ölümlüdür. Her insan da canlıdır. Öyle ise her insan ölümlüdür" kaziyesinde: "Her canlı ölümlüdür" büyük mukaddem, "Her insan da canlıdır" küçük mukaddem, "Öyle ise her insan ölümlüdür" neticedir. Bu kaziyede: "ölümlü" hadd-i ekber, "insan" hadd-i asğar, "canlı" hadd-i evsattır. Birinci şekilde büyük mukaddem olan "Her canlı ölümlüdür" küllî, küçük mukaddem olan "Her insan da canlıdır" olumlu olduğu için bu darb netice verir. İşte, yukarıda gösterilen mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînî olan kısım da şudur ki: Bir temsil-i cüz'î vasıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip, hükmü o hakikate bina ederek; o hakikatin kanununu, bir hususî maddede göstermektir ki—tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz'î maddeler ona ircâ edilsin. Mesela "Güneş, nuraniyet vasıtasıyla, birtek zât iken her parlak şeyin yanında bulunuyor" temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki nur ve nuranî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur, az ve çok müsavi olur, mekân onu zaptedemez. Hem mesela, "ağacın meyveleri, yaprakları bir anda, bir tarzda, kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde, bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri" bir temsildir ki muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir. O hakikat ve o hakikatin kanununu gayet kat'î bir surette ispat eder ki o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır, bir meydan-ı cevelânıdır. İşte, bütün Risale-i Nur hüccetleri, bu burhan-ı yakinî kısmındandır. Bilgi edinme açısından diğer şekil ve darblara da göz atacak olursak onlar da kısaca şöyledir: B. Bir kıyasta hadd-i evsat, her iki mukaddemde de mahmûl ise ikinci şekil olur. Mesela, "Her insan canlıdır. Hiçbir taş canlı değildir. O hâlde hiçbir taş insan değildir" kaziyesinde: "Her insan canlıdır" büyük mukaddem, "Hiçbir taş canlı değildir" küçük mukaddem, "O hâlde hiçbir taş insan değildir" neticedir. Bu kaziyedeki; "insan" hadd-i ekber "taş" hadd-i asğar "canlı" hadd-i evsattır. İşte bu kıyasta da hadd-i evsat olan "canlı" her iki mukaddemde de mahmûl olduğu için ikinci şekil olmuştur. C. Bir kıyasta hadd-i evsat, her iki mukaddemde de mevzu ise üçüncü şekil olur. Mesela, "Civa madendir. Civa katı değildir. O hâlde bazı madenler katı değildir" kaziyesinde: "Civa madendir" küçük mukaddem, "Civa katı değildir" büyük mukaddem, "O hâlde bazı madenler katı değildir" neticedir. Bu kaziyedeki: "katı" hadd-i ekber, "madenler" hadd-i asğar, "civa" hadd-i evsattır. İşte bu kıyasta da hadd-i evsat olan "civa" her iki mukaddemde de mevzu olduğu için üçüncü şekil olmuştur. D. Bir kıyasta hadd-i evsat, büyük mukaddemde mahmûl, küçük mukaddemde mevzu ise dördüncü şekil olur. Mesela, "Bütün insanlar canlıdır. Bütün canlılar ölümlüdür. O hâlde bazı ölümlüler insandır" kaziyesinde: "Bütün insanlar canlıdır" büyük mukaddem, "Bütün canlılar ölümlüdür" küçük mukaddem, "O hâlde bazı ölümlüler insandır" neticedir. Bu kaziyedeki: "insan" hadd-i ekber, "ölümlüler" hadd-i asğar, "canlı" hadd-i evsattır. İşte bu kıyasta da hadd-i evsat olan "canlı" büyük mukaddemde mahmûl, küçük mukaddemde de mevzu, olduğu için dördüncü şekil olmuştur. Bu dört şekilden herhangi birinde iki mukaddemle yapılan iktirana darb (mod, işlem) denir. Şekiller içinde darblar dört şekilde olabilir. İslâm mantıkçılarının "mahsurat-ı Erbaa" dedikleri dört kaziye çeşidi ortaya çıkmış olur: 1. Kaziye-i Mûcibe-i Külliye (tümel olumlu A) 2. Kaziye-i Sâlibe-i Külliye (tümel olumsuz E) 3. Kaziye-i Mûcibe-i Cüz'iye (tikel olumlu I) 4. Kaziye-i Sâlibe-i Cüz'iye (tikel olumsuz O) olabilir. Darblar, yüklemli kesin kıyasta üç kaziye vardır ve yukarıda saydığımız dört kaziye çeşidi üçer üçer alınınca altmış dört çeşit darb (ilişki) bulunur. Bu darblardan bir kısmı netice verir, diğerleri vermez: Birinci şekildeki darblar: (Yukarıda A maddesinde verilmiştir.) İkinci şekildeki darblar: İkinci şeklin netice vermesi için iki mukaddemden birinin olumsuz ve büyük mukaddemin küllî olması gerekir. İkinci Şeklin Birinci Darbı: Kaziye-i Sâlibe-i Külliye (Tümel, Olumsuz) Mesela, "Hiçbir mahlûk, Hâlık değildir. Her insan mahlûktur. Hiçbir insan, Hâlık değildir" kaziyesinde: "Hiçbir mahlûk, Hâlık değildir" büyük mukaddem, "Her insan mahlûktur" küçük mukaddem, "Hiçbir insan, Hâlık değildir" neticedir. Bu kaziyedeki: "halık" hadd-i ekber, "insan" hadd-i asğar, "mahlûk" hadd-i evsattır. İkinci şekilde mukaddemlerden birisi (burada büyük mukaddem olumsuzdur) ve büyük mukaddem olan "Hiçbir mahlûk Hâlık değildir" küllî olduğu için bu darb netice verir. Üçüncü şekildeki darblar: Üçüncü şeklin netice vermesi için küçük mukaddem olumlu ve iki mukaddemden biri küllî olmalıdır. Netice daima cüz'î olur. Üçüncü Şeklin Birinci Darbı: Kaziye-i Mûcibe-i Cüz'iye (Tikel, Olumlu) Mesela, "Her gülen insandır. Bazı canlılar güler. Öyle ise bazı canlılar insandır." kaziyesinde "Her gülen insandır" büyük mukaddem, "Bazı canlılar güler" küçük mukaddem, "Öyle ise bazı canlılar insandır" neticedir. Bu kaziyedeki: "insan" hadd-i ekber, "canlılar" hadd-i asğar, "gülen" hadd-i evsattır. Üçüncü şekilde küçük mukaddem olan "Bazı canlılar güler" olumlu ve iki mukaddemden biri de (burada büyük mukaddem, "Her gülen insandır") küllî olduğu için bu darb netice verir ve netice daima cüz'î olur. Dördüncü şekildeki darblar: Dördüncü şeklin netice vermesi için darbda cüz'î olumsuz mukaddem olmayacak ve küçük mukaddem cüz'î olumlu iken büyük mukaddem küllî olumsuz olursa bu darb netice verir. Dördüncü Şeklin Birinci Darbı: Kaziye-i Sâlibe-i Cüz'iye (Tikel, Olumsuz). Mesela, "Her gülen insandır. Her insan canlıdır. Öyle ise bazı canlı gülendir" kaziyesinde: "Her gülen insandır" büyük mukaddem, "Her insan canlıdır" küçük mukaddem, "Öyle ise bazı canlı gülendir" neticedir. Bu kaziyedeki: "gülen" hadd-i ekber, "canlı" hadd-i asğar, "insan" hadd-i evsattır. Dördüncü şekilde cüz'î olumsuz mukaddem yoktur ve küçük mukaddem cüz'î olumlu iken büyük mukaddem küllî olumsuz olursa bu darb netice verir. Aristo tarafından, açıkça sonuç verdiği için, mükemmel olarak vasıflandırılan birinci şekil kıyasın, şekillere nisbetle üstünlük sağlayan başka bazı özellikleri daha vardır. İslâm mantıkçıları bu hususa dikkati çekmişlerdir. Bu özellikler şunlardır: Birinci şekil kıyas diğerlerinden çok kullanılır. Yalnız bu şekil, "mahsurat-ı erbaa" denilen dört kaziye (önerme) türünü sonuç olarak verir: Dört kaziye çeşidinin en mükemmeli sayılan kaziye-i mûcibe-i külliye (tümel olumluyu) yalnız bu şekil sonuç olarak verebilir. Diğer şekillerin sonuçlarının isbatlanması, o şekilleri birinci şekle irca etmekle olur. Bu sebeplerle birinci şekil İslâm mantıkçılarınca "miyaru'l-ulûm" olarak telâkki edilmiştir.
Burhan maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.
Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir