Ehl-i Kitab

Risale-i Nur terimi

Semâvî kitaplardan birine inanan kimseler; Hıristiyanlar, Yahudiler. Semâvî kitaplardan herhangi birine inanan kimselere ehl-i kitap denir. Günümüzde Yahudi ve Hıristiyanlar ehl-i kitaptırlar. Yahudiler Tevrat ve Zebur'a; Hıristiyanlar ise İncil'e inanırlar. Ehl-i kitap, İslâmiyeti kabul etmemeleri cihetiyle küfür üzere bulunsalar da, Allah'a, âhirete, bazı peygamberlere ve kitaplara iman etmelerinden dolayı kendilerine bazı ayrıcalıklar tanınmıştır. Onların kestiği hayvanlar yenir ve onlardan kız almak caizdir.Bk. Mâide Sûresi, 5:5 Kur'ân-ı Kerim, Yahudilere nisbeten Hıristiyanların mü'minlere daha yakın olduğunu bildirir.Mâide Sûresi, 5:82 Tarih bu hükmün bir isbatıdır. Zira, Yahudiler'den çok az kişi İslâm'a girdiği hâlde, Hıristiyanlardan İslâmı kabul edenler hayli fazladır. Din noktasında ise onlardan gelecek bilgileri ihtiyatla karşılamak gerekir. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bu hususta şu hatırlatmayı yapar: "Ehl-i Kitabı tasdik de etmeyin, tekzib de etmeyin. 'Biz Allah'a ve indirdiklerine iman ettik' deyin."Buharî, Tefsir: 1:11 Fakat özellikle Yahudi kaynaklarından İslâmî bazı eserlere pek çok şüpheli bilgiler girmiştir. İsrailiyat adı verilen bu bilgiler, genelde kıssalarda kendini gösterir. Şüphesiz bu bilgiler içerisinde doğru olanlar da vardır, yanlış olanlar da... "Yahudi ve Hıristiyanları (dinleri açısından) dost edinmeyin!"Mâide Sûresi, 5:51 âyeti, onlarla beşerî ilişkilerde bulunmaya engel değildir. Kur'ân'ın bu yasağı, din noktasındadır. Yani, "Onları Yahudilik ve Hıristiyanlıkları cihetiyle dost edinmeyin" anlamındadır. Gerek Hz. Peygamber (a.s.m.) devrinde ve gerekse tarihin diğer dönemlerinde onlarla beşerî ilişkilerimiz olmuştur. Üstad Bediüzzaman Münâzarat'ta bu hususu bir soru eşliğinde mealen şöyle izah ediyor: "Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur'ân'da nehiy (yasaklama) vardır: 'Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin.' Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz#?#"İlk Dönem Eserleri, Münâzarat, Sualler ve Cevaplar, s. 483 Üstad cevabını iki temele bina etmiştir. Biri "tefsir metodolojisi" diğeri "tarihî kontekst"tir (bağlam). 1. Tefsir metodolojisi açısından Üstadın verdiği cevap özetle şöyle: a. Doğru ve sağlam bir hükme varabilmek için elimizdeki delilin kesin olması gerektiği gibi, o delilin hangi manayı gösterdiği de kesin olması gerekir. Burada söz konusu olan delil Kur'ân âyeti olduğu için kesindir. Ancak bu delilin hangi manayı gösterdiği kesin değildir, başka manalara gelme ihtimali de vardır. Çünkü, Kur'ân'ın bu yasağı "âmm" değil, "mutlak"tır. Yani, Yahudi ve Hıristiyanların bütün bireyleri, bütün nitelikleri, bütün zamanları yasak kapsamı içinde değildir. Yasak mutlak bırakılmış, bir sınırlama getirilmemiştir. Büyük bir tefsirci olarak zaman bir sınır getirmişse, artık ona itiraz edilmez (Bu konu aşağıda "tarihî kontekst" içinde açıklanıyor). b. "Bir hüküm türev (müştak) üzerine bina edilmişse, o türevin kaynağı hükmün illetini (asıl sebebini) gösterir." Bu kaideyi şöyle açıklayabiliriz: Âyette geçen "Yahudi" ve "Hıristiyan" kelimeleri türevdir (müştak). Bu kelimelerin kaynağı ise "Yahudilik" ve "Hıristiyanlık"tır. Âyetteki hüküm türev üzerine bina edildiği için—kâide gereğince—Yahudi ve Hıristiyanlar, dinleri için, dinlerini yansıttıkları için sevilmez. Yahudilik, Hıristiyanlık açısından onlarla dostluk kurmak ve onları sevmek haramdır. Öyleyse mühendislik, mucitlik, doktorluk, yöneticilik, güzellik vs. gibi dinlerine ait olmayan diğer güzel ve meşru nitelikleri sevilebilir ve bu yönleriyle onlarla dostluk kurulabilir. Çünkü bu nitelikleri âyetin yasak kapsamı dışında kalır. Eğer âyet-i kerime şöyle buyursaydı, dostluk ve muhabbet onların bütün niteliklerini kapsardı: "Yahudi ve Hıristiyanların kendilerini dost edinmeyin!" Çünkü o zaman, dinlerine ait olsun veya olmasın, kendileriyle her bakımdan dostluk ve muhabbet yasak olmuş olurdu. İslâm dini insanlığın bütün dinî ihtiyaçlarını, bütün zaman ve mekânlarda karşılayan kapsamlı ve üstün bir dindir. Başka dinlere ihtiyaç bırakmaz. Bu açıdan âyet-i kerime, müminlere, başka dinler karşısında dik durmalarını, dinleri hakkında tereddüt etmemelerini, tereddüde yol açan böyle dinî dostluklara girmemelerini emrediyor. Birilerinin iddia ettiği gibi, bu ifadeden dinler arası çatışma hükmünü çıkartmak mümkün değildir. Çünkü âyet-i kerime müminlere "Dinî açıdan dost olmayın!" buyuruyor. Çünkü dinî dostluktan nifak kokusu gelir. Kendi dinini beğenmemek çıkar. "Sizin dininiz size, benim dinim bana" denilmeli. Hem bütün dünya biliyor ki Kur'ân ve hadisler ve 1400 senelik İslâm tarihindeki uygulamalar, Yahudi ve Hıristiyanlara tam bir dinî özgürlük vermiştir. Dinleri teminat altına alınmış, havra ve kilise inşa etmelerine müsaade edilmiş, dinlerini özgürce yaşayabilmiş ve Müslüman toplum içinde bu kadar yıl yaşadıkları hâlde dinî açıdan şikâyetleri olmamıştır. c. Bir insanın, hiçbir sebep yokken bizzat kendisi sevilmez. Ya taşıdığı nitelikten veya sanatından dolayı sevilir. Ayrıca her kâfirin bütün nitelikleri ve sanatları kâfir olması da düşünülemez. Yani, kâfirlerin de İslâm'a uygun nitelikleri ve sanatları olabilir. Bu açıdan İslâm'a uygun olan bir niteliği veya bir sanatı güzel bularak alıntı yapmak neden câiz olmasın#?# Bir Müslüman'ın Yahudi ve Hıristiyanlardan nikahlı bir hanımı olsa onu elbette sevecektir. Aksi halde sevmediği bir hanımla niye evlensin ki… Zaten Kur'ân, bir Müslüman erkeğin bir Yahudi veya Hıristiyan kadınla evlenmesine izin veriyor. 2. Tarihî kontekst (bağlam) ile ilgili Üstad Bediüzzaman'ın bu âyet hakkında verdiği cevap ise kısaca şöyle: Saadet çağı olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yaşadığı dönemde bir "büyük dinî inkılâp" meydana geldi. Bütün akıl ve düşünceleri dinî noktaya çevirdi. Bütün sevgi ve düşmanlık din merkezliydi. İnsanlar başkalarına dinleri açısından sevgi gösterir, dinleri açısından düşmanlık ederlerdi. Onun için o zamanda gayr-i Müslim denilen Yahudi ve Hıristiyanlara gösterilen sevgiden ve onlarla kurulan dostluktan nifak kokusu geliyordu. İçinde yaşadığımız şu zamanda meydana gelen inkılâp ise, "medenî"dir, "dünyaya ait"tir. Bütün akıl ve fikirleri meşgul eden şey; medeniyet, kalkınma ve dünyadır. Düşünceler, en iyi uygarlık seviyesine nasıl ulaşılır, gelişip kalkınma nasıl temin edilir, dünya hayatında huzurun temelini teşkil eden güvenlik nasıl elde edilebilir gibi noktalar üzerinde dolaşıyor. Bu sebepten dolayı, zamanımızda onlarla olan dostluk ilişkilerimiz, onların güzel bulduğumuz medeniyet ve kalkınma projelerini, uygulamalarını iktibas etmektir, yani alıntı yapmaktan ibarettir. İşte şu dostluk, kesinlikle Kur'ân'ın yasak kapsamına dâhil değildir.

Ehl-i Kitab maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir