Fırka-i Dâlle
Risale-i Nur terimi
1. (Çoğulu: fırâk-ı dâlle). 2. Dalâlet fırkası, sapkınlar topluluğu. 3. İslâm Dininin belirlediği doğru yoldan, sırat-ı müstakimden ayrılarak, kendi heves ve arzularına uyan topluluk, insan grubu. 4. Sapkın dinî inançlara sahip parti, zümre. Fırka kelimesi sözlükte "kendilerini başkalarından ayırd edecek özelliklere sahip insan topluluğu, zümresi" manasındadır. Tarihimizde ve Türkçede fırka kelimesi siyasi parti manasında da kullanılmıştır: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası gibi... Dâlle kelimesi, sapmak, doğru yoldan ayrılmak, kaybolup telef olmak manasına gelir.Bk. dalâlet Böylece ele aldığımız terkip doğru yoldan sapmış, ayrılmış fırka, topluluk demektir ve fırka-i nâciyenin (kurtulan topluluk) karşıtı ve zıddı olarak kullanılır. Dinî terim olarak fırka-i dâlle; "İslâm Dininin belirlediği doğru yoldan, sırat-ı müstakimden ayrılan, kendi heves ve arzularına uyan topluluk, insan grubu veya sapkın dinî inançlara sahip parti, zümre" demektir. Bunlar, fırka-ı nâciye'nin, yani Cehennem azabından kurtulup saadete erenlerin takip ettiği yoldan ayrılmış olanlardır. Diğer bir ifade ile, Yüce Allah'ın beyan ettiği ve Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gösterdiği yoldan sapmış, kendi anlayış ve düşünce tarzına göre yanlış yollara girerek küçük topluluklar oluşturmuş ve bu şekilde sevâd-ı âzam denilen geniş İslâm toplumunun inanç manzumesinden farklı düşmüş kimselerdir. Demek, fırka-i dâlle, fırka-ı nâciye'den ayrılan; daha geniş bir ifade ile Kur'ân-ı Kerîmin beyan buyurduğu hükümlerden ve Hz. Peygamber'in Sünnetinde belirtilen esaslardan ayrılan her bir topluluk için verilen bir isimdir. Bu grupları ayırt eden ilk özellik şudur: Akâid ve iman esaslarında, Sünnetten ve Ehl-i Sünnetten ayrılmak. Yani Peygamber Efendimizin Sünneti ile onun Sahabelerinin takip ettiği yolu terk ederek bid'alara düşmektir. Bu itibarla fırâk-ı dâlle'ye ehli bid'at da denir.Bk. bid'at Peygamber Efendimizden rivayet edilen bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "Kim benden sonra terkedilmiş bir sünnetimi ihya ederse (canlandırırsa), onunla amel eden herkesin aldığı sevab kadar, o kişi de sevap alır, hem de ötekilerin sevabından hiç bir miktar eksilmeden. Kim de Yüce Allah'ın ve Peygamberinin rızasına uygun düşmeyen bir dalâlet, bid'atı icad ederse, onunla amel eden insanların bu yüzden hak ettikleri günahları kadar o kişiye de günah yüklenir, hem de ötekilerin günahlarından hiçbir şey eksiltmeden"Tirmizî, el-İlm, 16; Müslim, el-İlm, 6. Üstad Bediüzzaman, bir meslek veya mezhebin ne zaman ehl-i bid'a, ehl-i dalâlet olacağını şöyle açıklıyor: "Meslekler, mezhepler ne kadar bâtıl da olsalar, içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakikat bulunur. Eğer âsârına ve neticelerine hükmeden hak ve hakikat ise ve menfî cihetleri müsbet cihetlerine mağlûp ise, o meslek haktır. Eğer içinde hak ve hakikat, neticelere hükmedemiyor ve menfî ciheti müsbet cihetine galebe ediyorsa, o meslek bâtıldır. Onun ehli, ehl-i bid'a ve dalâlet olur. İşte bu kaideye binâen, âlem-i İslâmdaki ehl-i bid'a fırkalarına bakılsa görülüyor ki, herbiri bir hakka istinad edip gitmiş. Fakat, menfî ciheti ya garaz, ya inat gibi bir sebeple, o mesleğin âsârı, dalâlet hesabına çalışmıştır. Meselâ, Şîalar Kur'ân'ın emrine imtisalen Ehl-i Beytin muhabbetini esas tutup, sonra intikam-ı milliyet cihetinden bir garaz gelerek, meşrû muhabbet-i Ehl-i Beytin âsârını zaptederek, Sahabe ve Şeyheynin (Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer) buğzuna binâ edip, âsâr göstermişler; #لاَلِحُبِّ عَلِىٍّ بَلْ لِبُغْضِ عُمَرَ# olan darb-ı meseline mâsadak olmuşlar. Hem meselâ, Vehhâbiler ve Hâricîler ise, nusûs-u Şeriate ve sarîh-i âyâta ve zevâhir-i ehâdise istinad ederek hâlis Tevhîde münâfi ve sanemperestliği imâ edecek herşeyi reddetmekliği kaide tutmuşlar. Fakat, (...) menfî garazlar, onları haktan çevirip, dalâlete saptırmış ki, ifrat derecesinde tahribat yapıyorlar. Ve hâkezâ, Cebriye olsun, Mûtezile olsun, hangi fırka olursa olsun böyle bir hakikati mesleğinde görüp onunla aldanıp, sonra dalâlete saplanır."Mektubat, 28. Mektup, 6. Risale, 3. Nükte, s. 513-14 Fırak-ı Dalle sayılan fırkalar Ehl-i Sünnetin dışında kalan şu dokuz fırkadır: Hariciler (Havâriç), Gulat-ı Şiâ, Mutezile, Mürcie, Müşebbihe, Cehmiye (Cebriye), Dırâriye, Neccâriye, Kilâbiye. Ayrıca bunlar da kendi aralarında çeşitli grup veya topluluklara ayrılmışlardır. Bu dokuz fırkanın küçük topluluklarından bazılarının adları şöyledir: Haricilerin kısımlarından bazıları: Ezârika, Necedât, Acâride, Şu'aybiye, İbâdıye... Mu'tezile'den bazıları: Vâsiliye, Huzeliye, Nazzâmiye, Hişâmiye, Cübbâiye... Şi'a'nın bazı kısımları: Zeydiye, İsmâiliye, Kâmiliye, Bâkırıye, Şumeytiye... Fırak-ı Dâlle'nin veya Ehl-i Bid'at'ın genel özelliklerini üç madde altında özetleyebiliriz: 1. Eğer bir fırkanın, bir topluluğun, bir zümrenin görüşleri içinde dinin asılları, temelleri ve kâidelerinden birine aykırı düşen bir görüş varsa veya fırka-ı Nâciye tabir edilen Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaatin küllî bir hükümüne, kâidesine zıt bir görüş taşıyor ise ve onlardan sapma olmuşsa, o topluluk ehl-i Bid'at sınıfına girmiş olur. Evet, dinin temel meselelerine dair, Müslümanlar arasında düşmanlık, kin, nefret ve ayrılık doğuran bir fırka, fırka-i dâlleden kabul edilir. Buna karşılık, küllî olmayan hususlarda ayrılmakla, aykırı görüş öne sürmekle, "Fırka-ı Nâciye"den kopulmaz, değişik bir fırka kurulmuş olmaz. 2. Bilindiği gibi Kur'ân-ı Kerimin ayetlerinden bazıları muhkem ayetlerdir ki, manaları açık ve bunlardan çıkarılan hükümler de kesin ve kat'îdir. Bazıları da müteşâbihtir ki, onları açık ve kesin bir tarzda anlamak pek kolay değildir ve bunlar gelişigüzel tevil edilip yorumlanamaz. Nitekim Yüce Allah Âl-i İmrân Sûresinin yedinci âyetinde, "Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların müteşâbih olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir" buyurmakla ehl-i bid'atın bu özelliğini beyan buyurmuştur. Şu hâlde müteşâbih ayetlere tabi olmak, onları kötü niyyetle yorumlamak ehl-i bid'atın özelliklerinden biridir. 3. Kitap ve Sünnete uymak, bunların hükümleriyle amel etmek yerine, kendi hevâ ve heveslerine, nefsanî arzularına ve anlayışlarına uymak da ehl-i bid'atın bir başka özelliğidir. Çünkü bu topluluklar kendi görüşlerinin doğruluğunu ispat etmek ve taraftarlarını çoğaltmak, diğer mezhebleri kötülemek için doğru yolda olduklarını iddia ederek, ayet ve hadislere sarılırlarsa da, bunları kendi arzularına, kendi kötü emellerine, nefsanî menfaatlerine göre tevil edip yorumladıklarından Ehl-i Sünnetin yolundan ve görüşlerinden ayrılmış olurlar.
Fırka-i Dâlle maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.
Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir