Halîm

Risale-i Nur terimi

1. Tabiatı yavaş, yumuşak olan; sert ve hiddetli olmayan. 2. Esma-i Hüsna'dandır: Ceza, mâsiyetin lazım-ı zâtîsi olduğu ve ceza vermek mahz-ı adalet olduğu hâlde kulları günah işleyince cezâ vermekte acele etmeyip tevbe etmeleri için zaman tanıyarak yumuşaklıkla muâmele eden Allah. HaliliyeVelâyet-i İbrahimiyedir (a.s.) ki, "Menşei hullet olan velâyet-i haliliyenin merkezi, menşei muhabbet olan velâyet-i Muhammediyedir (a.s.m)" Muhabbet makamı, hullet makamının altındadır. Yani hub asıldır, hullet onun zıllidir.. Hullet (hıllet) ise, muktezası musahabet ve sıddıklık olan dostluk manasına gelir ki, ünsiyet ve ülfet onun levazımatındandır. "Hullet (hıllet), cidden yüce bir makamdır. Bereketi de çoktur. Her kimde ki, mecaz âleminde bir başkası ile ünsiyet, ülfet, sükûnet ve itminan varsa; bütün bunlar, hullet makamının zılâlindendir. Kezalik, bütün haz, lezzet, güzel suret ve hoş mazharlarla itminan, hullet makamından neş'et etmektedir... Arada bir hullet, üns ve ülfet olmayınca; terkib edilen bir şey asla bulunmaz. Bir parça, diğer parça ile inzimam etmez. Bilhassa aralarında tezat olunca... Hatta vücud, mahiyet ile de inzimam etmez. O kadar ki, âlemden hiçbir şey, Vacib Teala'nın icadı altına girmez. İcat zincirini harekete getiren, eşyanın vücuduna sebep olan o muhabbettir ki; şu kudsi hadiste anlatılmıştır: "Bilinmemi sevdim; halkı da bilinmem için yarattım. "... Hullet olmasaydı; eşyadan hiçbir şey, vücud bulmazdı. Bir şey, bir şeyle birleşmezdi. İki şey arasında ülfet olmazdı. Âlemin nizamı ve vücudu, her ikisi de, hullete bağlıdır. Eğer hullet olmasaydı; nizam da vücud gibi yok olurdu. Hullet, hem mucid canibinde, hem de mevcud canibinde icadın aslıdır. "O şey ki, mümkini Rahman'ın kabulüne ünsiyetli kılıp onu icad bağına getirmiş; o şey hullettir. Hatta âdemin dahi, halvethanesinde rahat etmesi, hullet devleti iledir; hiçbir şey olmamak ünsiyettedir; hatta nakzedeni ile ülfet ve ünsiyet üzeredir. Bu manadandır ki, onun kemalâtına ayna oldu; mümkinatın vücuduna dahi bir vasıtadır. Hullet, tüm eşyanın en bereketlisidir. Onun bereketleri dahi, mevcuda ve maduma şamildir..." "Hulletle, muhabbet nisbeti arasında, umumi ve hususi mana vardır. Hullet umumi manada olup muhabbet onun kâmil bir ferde tahsisidir. Ünsün ve ülfetin rif'ati o muhabbettir ki, tam bir düşkünlüğe sebep olur; kararsızlık ve yerinde duramamazlık getirir. Hullete gelince, tamamı ile üns, ülfet ve istirahattir. Muhabbet ise, o hullete arız olan bir başka keyfiyettir. Sair hullet fertlerinden de mümtaz kılar. Böylece o, bir başka cins gibi olur. Sair hullet fertlerinden mümtaz kılan hususiyet şunlardır; Hüzün ve elem... Hulletin kendisi, maişet içi bir maişet, ferah içi bir ferah, ünsiyet içi bir ünsiyettir. Herhalde bu manadan olacak ki; Sübhan Hak, Halil'inin (a.s.) ecrini, mihnetler yeri olan dünyada iken verdi. Keza ahirette de... Şöyle buyurdu: 'Onun ecrini dünyada verdik; ahirette dahi o salihlerdendir.' Muhabbet hüznün ve elemin menşei olduğuna göre; kimde ki muhabbet ağır basar; ondaki elem ve hüzün pek ziyade olur. Bu manadan olarak anlatıldı ki: 'Resulullah (sav) Efendimizin hüznü devamlı idi.' Yine bu manadan olarak, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu: 'Bana edilen eziyet, hiçbir peygambere edilmemiştir.'..." "Sübhan Hak, asaleten Hazret-i İbrahim'e (as) mahsus olan hullet devleti ile bir kulu şerefyab eylerse; yine onu Velâyet-i İbrahimiye ile mümtaz kılarsa, onu kendisine nedim (yakın dost, sohbet arkadaşı, meclis arkadaşı) ve enis eyler. Bu arada hulletin levazımı olan ünsiyet ve ülfet nisbeti gelir. Levazımı ünsiyet ve ülfet olan hullet de hâsıl olur ise, hallin yaramaz huyları, uygunsuz vasıfları nazardan kalkar. "Zira nazarda bir çirkinlik olsa, nefrete, ülfetsizliğe sebep olur. Böyle bir şey dahi, bütünüyle ülfet olan hullet makamına münafidir. "Bu tarife göre, şöyle bir soru akla gelebilir: Halilin vasıflarında bulunan çirkinliğin nazardan kalkması, mecaz mertebede zahirdir. Zira caizdir ki, o yerdeki nisbet-i hullet ağır basa ve halilin vasıflarındaki çirkinliği kapata. Fakat eşyayı olduğu gibi bilmek makamı olan hakikat mertebesinde böyle bir şey caiz değildir. Orada, hullet nispetinin mağlubu çirkinlik, çirkinlik dışında zahir olamaz (Yani hakikat nazarında çirkin, çirkindir). "Bunun için şöyle derim: Her çirkinlikte, güzellikten yana bir yüz vardır. Mümkündür ki; o çirkin güzel yüze göre, güzel görüle ve öyle hüküm verile... Yani onun güzelliğine hükmedile. "Şunun da bilinmesi yerinde olur: O çirkine mutlak bir güzellik arız olmasa dahi; onun güzel yüzü, şanı yüce Mevlâ için manzur ve melhuz olduğundan: 'Allah hizbi galip olanlardır...' hükmüne göre, sair çirkin yüzlerine karşı üstün gelir. Onların hepsini kendi rengine getirir ve güzelleştirir. Bu manada şu ayet-i kerime açıktır: 'Allah, onların seyyiatını hasenata çevirir...'" Üstad Bediüzzaman Hazretleri hulletin (hıllet) iktizasını şöyle belirtiyor: "Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü'l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz."

Halîm maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir