Hamd
Risale-i Nur terimi
Allah'a edilen şükür, medih ve O'na duyulan minnet. Hamd üç şeyi birden ihtiva eder: 1. Şükür, şükran ve teşekkür. 2. Medih ve sena, 3. Minnet. #اَلْحَمْدُ لِلّٰهَ# bir cümle-i Kur'âniyedir. Bunun ilm-i nahiv ve beyan kaidelerine göre en kısa manası şudur: "Ne kadar hamd ve medih varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve lâyıktır o Zât-ı Vâcibü'l-Vücud'a ki, Allah denilir." İşte, "Ne kadar hamd varsa" el-i istiğraktan çıkıyor. "Her kimden gelse" kaydı ise hamd masdar olup fâili terk edildiğinden, böyle makamda umumiyeti ifade eder. Hem mef'ûlün terkinde, yine makam-ı hitâbîde külliyet ve umumiyeti ifade ettiği için, "her kime karşı olsa" kaydını ifade ediyor. "Ezelden ebede kadar" kaydı ise fiilî cümlesinden ismî cümlesine intikal kaidesi sebat ve devama delâlet ettiği için, o manayı ifade ediyor. "Has ve müstehak" manasını, lillâh'taki lâm-ı cer ifade ediyor. Çünkü o lâm ihtisas ve istihkak içindir. "Zât-ı Vâcibü'l-Vücud" kaydı ise vücub-u vücud, ulûhiyetin lazım-ı zarurîsi ve Zât-ı Zülcelal'e karşı bir ünvan-ı mülâhaza olduğundan, lâfzullah sair esma ve sıfâta câmiiyeti ve İsm-i Âzam olduğu itibarıyla, delâlet-i iltizamiye ile delâlet ettiği gibi, "Vâcibü'l-Vücud" ünvanına dahi o delâlet-i iltizamiye ile delâlet ediyor. Hamd, sıfât-ı kemaliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki: Cenâb-ı Hak, insanı, kâinata câmi bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esma-i Hüsna'dan herbirisinin tecellîgâhı olan herbir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır. Eğer insan, maddî ve mânevî herbir uzvunu Allah'ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriate imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden, o âleme bakar ve o âleme tecellî eden sıfatla o âlemden tezahür eden isme bir mir'at ve bir âyine olur. O vakit insan, ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur ve her iki âleme tecellî eden, insana da tecellî eder. İşte bu cihetle, insan, sıfât-ı kemaliye-i İlâhiye'ye hem mazhar olur, hem muzhir olur. Yani hamd, ibadetin icmâlî bir sureti ve küçük bir nüshasıdır. Hamd, Zât-ı Akdes'e has ve münhasırdır. Bütün mevcudatta sebeb-i medih ve senâ olan kemâlât Allah'a aittir. Öyle ise hamd dahi O'na aittir. Ezelden ebede kadar her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü senâ O'na aittir. Çünkü sebeb-i medih olan nimet ve ihsan ve kemal ve cemal ve medar-ı hamd olan her şey O'nundur, O'na aittir. Hamd ile şükür arasındaki farklar: Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili Tefsirinde mealen şöyle sıralar: 1. Bazı hamd, şükür (minnettarlık) ve bazı şükür hamd olmakla beraber şükür olmayan hamd, hamd olmayan şükürler de vardır. 2. Hamd bir iyilikten sonra yapılır. O'nun hamd edene ulaşmış bir iyilik olması şart değildir. Şükürde ise şarttır. Çünkü şükür, gelmiş olan bir nimete sözlü veya fiilî veya kalp ile nimeti verene saygıda bulunarak ona karşılık vermektir. 3. Hamd, delile dayanan haklı bir ümidin sevinci ile veyahut minnettarlık gibi gerçekleşmiş bir nimet içinde bulunarak rahat etmenin mutluluk zevki ile yapılır. Hamd (verdi, verecektir gibi) geçmiş ile gelecek arasında dönüp dolaşan bir sevinç durumundan, şükür ise (gerçekleşen) geçmiş nimete ulaşma zevkinden ileri gelen bir mutluluğu ilan etmektir. 4. Hamd ve şükür; ikisi de hak ve hakikat sevgisi ile gönlün sevinçle dolmasını ifade etmekle beraber hamdde sevinç ve arzu manası vardır. Şükürde ise içten bağlılık ve dostluk manası daha açık bir şekilde bulunur. 5. Hamdde saygı ve değer verme manası daha yüksektir. Çünkü bunda, meydana gelen bağış, hamd edene ulaşmadığından dolayı bir taraftan daha fazla Hakk'a bakan maksatsız bir saygı karakteri vardır. Diğer taraftan o bağışa kavuşanların sevincine katılmayı ifade eden bir kardeşlik duygusu ve kendi hakkında henüz ulaşmayanı ulaşmış saydıran bir takdir payı vardır. Şükrün kısımlarında kalb işinin, gizli bir iş ve organların fiillerinin ihtimalli olması, şükür çeşitlerinin en mükemmelinin, yine dil ile yapılan hamd olmasını gerektirir. Gerçekten Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), "Hamd, şükrün başıdır. Allah'a hamd etmeyen, O'na şükretmemiş olur" buyurmuştur.
Hamd maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.
Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir