İsraf

Risale-i Nur terimi

Çoğulu, isrâfât. Zıddı, iktisat. Fazladan lüzumsuz yere mal vesâireyi sarf ve itlâf etme. İnsanın başta tekellümünde ve ekl ve şürbünde olmak üzere ahvâl-i fıtriyesinde ve ahkâm-ı şer'iyesinde hadd-i istikameti ihtiyar etmeyip ifrat ve tefrite girmesi ve kendisine verilen cihazat-ı mâneviyeyi, nefsin ve dünyanın hesabıyla (gayr-ı meşru bir surette) istimal ederek abesiyete medar olmasıdır. Mesela iki lokma farz edelim. Bir lokma, peynir ve yumurta gibi mugaddî maddeden kırk para, diğer lokma en âlâ baklavadan on kuruş olsa; bu iki lokma, ağza girmeden, beden itibarıyla farkları yoktur, müsavidirler. Boğazdan geçtikten sonra, ceset beslemesinde yine müsavidirler. Belki, bazan kırk paralık peynir daha iyi besler. Yalnız, ağızdaki kuvve-i zâikayı okşamak noktasında yarım dakika bir fark var. Yarım dakika hatırı için kırk paradan on kuruşa çıkmak, (israfın en sefîh, tebzîrin en sakîm bir çeşididir.) İktisat ve kanaat, hikmet-i İlâhiye'ye tevfik-i harekettir. Bu bakımdan israf hikmete de zıttır. İsm-i Hakîm'in cilve-i âzamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisat ve israfsızlık üzerinde hareket ediyor, iktisadı emrediyor. Evet, bütün fenlerin şehadetiyle, fıtratta israf ve hilkatte abesiyet yoktur. Sâni-i Zülcelal'in, her şeyin hilkatinde en kısa yolu ve en yakın ciheti ve en hafif sureti ve en güzel keyfiyeti ihtiyar ve intihap etmesi ve bazan bir şeyi yüz vazifeyle tavzif etmesi ve bir ince şeye bin meyve ve gayeleri takması buna delildir. Kur'ân-ı Kerîm'de israf kavramının dört farklı alanda kullanıldığı görülmektedir: 1. Bazı âyetlerde israf şirk, küfür, zulüm, i'tidâ gibi terimlerle semantik bir ilişki içinde din bakımından temel gerçek olan tevhid inancından sapmak, Allah hakkında ve diğer dinî konularda gerçekle ilgisi bulunmayan iddialar ileri sürmekle kalmayıp İslâm'a ve müslümanlara karşı kibirli, alaycı, inatçı, kaba, saldırgan olmayı ve yıkıcı davranışlar sergilemeyi ifade eder (mesela bk. A'râf sûresi, 7:81; Yûnus sûresi, 10:83; Şuarâ sûresi, 26:151-152; Yasin sûresi, 36:19). 2. Zümer sûresinin 53. âyetinde olduğu gibi israf, "bir kimsenin isyankârlığa saparak günahlara boğulmak suretiyle kendisine kötülük etmesi" anlamına gelmektedir. Bazı hadislerde de bu manada yer alır; Hz. Peygamber'in, bütün hayatını günah işlemekle geçiren bir kişiden söz ederken kullandığı israf kelimesini Nevevî, "mâsiyetlerde aşırı gidip meşrû sınırların ötesine geçmek" şeklinde açıklamıştır. 3. İsraf bazı âyetlerde, helâl kılınmış güzel nimetlerin haram sayılması (En'âm sûresi, 6:141; A'râf sûresi, 7:81) veya masum bir kimsenin haksız yere öldürülmesi (İsrâ' sûresi, 17:33) gibi dinî ahkâma muhalefet veya tecavüz anlamında geçmektedir. 4. Bir kısım âyetlerde ise kişinin kendine ait veya sorumluluğu altındaki mal ve imkânları gereksiz yere harcamasını ifade etmektedir (mesela bk. Nisâ sûresi, 4:6; Furkân sûresi, 25:67). Zamanla mana daralmasına uğradığı anlaşılan kelime fıkıh, tasavvuf ve ahlâk literatüründe genellikle ferdî harcamalardaki aşırılığı ifade etmeye başlamıştır. Nitekim Cürcânî'nin sıraladığı "değersiz bir amaç uğruna fazla mal harcamak, harcamada haddi aşmak, meşrû bir konuda harcanması gerekli olan ölçüden fazlasını harcamak" gibi tariflerin hepsinde kelimenin para ve mal sarfıyla ilgili olarak ele alınması bunu göstermektedir. İsraf, tebzîrin de manasını ihtiva eder. Aralarında ise şu fark vardır: Taberî, İsrâ sûresinin 27. âyeti münasebetiyle tebzîri "Allah'ın verdiği malı isyan sayılan yerlere harcamak" şeklinde açıklamıştır. Mâverdî de israfı harcamanın kemiyeti, tebzîri ise keyfiyeti ile ilgili görür. Buna göre doğru yerlere de olsa haddinden fazla harcamak israf, miktarı ne olursa olsun yanlış yerlere harcamada bulunmak tebzîrdir.

İsraf maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir