Kaziye
Risale-i Nur terimi
1. İş, mesele, dava, hüküm, önerme. Ancak manası kullanıldığı ilmî disipline göre farklılık arz eder. Meselâ:. 2. (Gramer) Cümlecik. 3. (Mantık) Önerme: Kaziye-i mûcibe-i külliye (olumlu tümel önerme), kaziye-i sâlibe-i cüz'iye (olumsuz tikel önerme) vs. 4. (Kelâm ve Felsefe) Hüküm veya önerme. 5. (Matematik) Yardımcı teorem. 6. (Hukuk) Dâvâ, kaziye: Kaziye-i muhkeme (temyiz edilemeyen, bozulamaz son yargı kararı ve kesin hüküm). Mantık ilmine göre kaziye, "önerme" demektir ve "Bir hükmün dil ile ifadesi"dir. Hüküm ise, iki fikir arasında (konu ile yüklem) ilişki kurmak, bir fikri diğerinde doğrulamak (tasdik) yahut red (tekzip) etmektir. Meselâ, biz "başarı" sıfatını Ahmet için uygun görür ve bu sıfatın onda olduğunu doğrulayıp onaylarsak "Ahmet başarılıdır" deriz. Doğrulamazsak (tekzip) "Ahmet başarılı değildir" deriz. İşte İslâm mantıkçıları, kaziyenin bu, çift yönlü temel niteliğini göz önünde tutarak, kaziyeyi "Sözü söyleyen hakkında, 'o, bu sözünde doğrudur yahut yanlıştır' demenin geçerli olduğu sözdür" şeklinde tanımlamışlardır. Seyyid Şerif Cürcânî, Kitâbü't-Ta'rifât Kaziye, iki veya daha fazla terimden yapılmış, bir istek, temenni, soru ve emir bildiren (inşaî) söz değil, bir durumu bildiren (ihbarî) bir iddia veya hükümdür. Meselâ, "Benimle gelir misin#?#" "Allah'ım, aklımı koru!" "Paltonu giy" cümleleri kaziye değildir. Ancak "İnsan ölümlüdür" cümlesi bir hüküm bildirir ve onun için bir kaziyedir. Dolayısıyla her cümle kaziye değildir. Bir cümlenin kaziye olması için bir konu (mevzu), bir yüklem (mahmül) ve bu iki terimi bağlayan bir bağlaçtan (râbıt) meydana gelmesi gerekir. Mantık âlimlerine göre, bir hükmün kaziye olabilmesi için, cümledeki hükmün doğru veya yanlış olması şart değildir. Zira mantık ilmi birinci derecede kaziyelerin şeklî şartlarıyla ilgilenir. Onların mâhiyetleriyle, doğru ya da yanlış oluşlarıyla uğraşmaz. O meseleler, alanlarına göre diğer ilmî disiplinlerin sahasına girer. Buna göre bir kaziyede şu üç unsur bulunur: a. Mevzu (konu): Kendisine hükmedilen terim (mahkûmun aleyh). b. Mahmûl (yüklem): Kendisi ile hükmedilen sıfat (mahkûmun bih). c. Râbıt (bağ): Konu ile yüklem arasındaki ilişkiyi belirten ek. Meselâ, "Mantık faydalıdır" kaziyesinde; • "Mantık" konu, • "faydalı–" yüklem, • "–dır" bağdır. Yine "Yağmur yağarsa sokaklar ıslanır" kaziyesinde; • "yağmur yağar–" konu, • "–sa" eki bağ, • "yerler ıslanır" yüklemdir. I. KAZİYE (ÖNERME) ÇEŞİTLERİ A. Nitelikleri Bakımından Kaziyeler 1. Kaziye-i Mûcibe (Olumlu önerme): Yüklemde bildirilen özelliğin ya da sıfatın konuda bulunduğunun onaylandığı kaziyelerdir. Kaziyede konu ile yüklem, kullanılan bir bağ vasıtasıyla ya birbirine yaklaştırılır ya da birbirinden uzaklaştırılır. Meselâ, "Ağaç yeşildir" kaziyesinde yüklenilen "yeşil" sıfatı, "ağaç" konusuna yaklaştırılmış ve böylece yeşillik ağaç için onaylanmıştır (icâb). 2. Kaziye-i Sâlibe (Olumsuz önerme): Yüklemde bildirilen keyfiyetin (nitelik) konuda bulunduğunun onaylanmadığı veya reddedildiği önermelerdir. Meselâ, "Tahta yumuşak değildir" kaziyesinde, "yumuşak" sıfatı, "tahta" konusundan, "değildir" eki ile uzaklaştırılmış ve onaylanmamıştır (sâlibe). B. Yapıları veya Kuruluş Biçimleri Yönünden Kaziyeler 1. Kaziye-i hamliye (Basit, yüklemli ya da kategorik önerme): Yapıları ve kuruluş biçimleri yönünden kaziyelerin çeşitlerini, kaziyedeki konu ve yüklem arasındaki ilişkiler ve buna bağlı olarak hüküm (yargı) sayısı belirler. Tek bir hükümden oluşan kaziyeleri, Batılı mantıkçılar "Basit ya da kategorik kaziye"; İslâm mantıkçıları ise "yüklemli kaziye" olarak isimlendirmişlerdir. "İlim faydalıdır" gibi. Bu tarz kaziyeler, kaziyeyi oluşturan konu ve yüklemi bağlayan bağ kaldırıldığında her iki tarafta da bir terim kalır ve tek bir hüküm (yargı) söz konusudur. Yani yukarıdaki kaziyede "dır" bağı kaldırıldığında "ilim ve fayda" tek tek kalırlar. Klasik mantıkçıların en fazla üzerinde durup işlediği kaziye türü basit (yüklemli, kategorik) kaziyelerdir. Basit kaziyeler de kemiyet (nicelik) itibariyle şu kısımlara ayrılır: a. Kaziye-i külliye (Tümel önerme): Kemiyet (nicelik) bakımından eğer kaziyenin konusu veya öznesi küllî (tümel) ise, yani konu olan terim bir sınıf veya türün bütün fertlerini içine alıyorsa bu tarz kaziyelere "kaziye-i külliye" denir. Meselâ, "Bütün insanlar ölümlüdür," "Hiçbir öğrenci geri zekâlı değildir," "Herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir" kaziyelerinde olduğu gibi. Mantıkta, kemiyet (nicelik), konu ile yüklem arasındaki irtibatta görülür. Eğer yüklem konunun bütün fertlerini içine alırsa misâllerde olduğu gibi konu küllîdir (tümel). Yoksa külliyet ve cüz'iyetten maksat çok veya az şey ifade etmek değil, konuyu bütünüyle veya bir kısmıyla ele almak demektir. b. Kaziye-i cüz'iye (Tikel önerme): Kemiyet (nicelik) bakımından eğer kaziyenin konusu veya öznesi cüz'î ise, yani konu olan terim bir sınıf veya türün bazı fertlerini içine alıyorsa, bu tarz kaziyelere "kaziye-i cüz'iye" denir. Meselâ, "Bazı insanlar öğrencidir," "Bazı şehirler kalabalık değildir" kaziyelerinde olduğu gibi. c. Kaziye-i şahsiye/mahsûsa (Tekil önerme): Tek bir hükümden (yargı) oluşan basit kaziyede eğer konu tek bir ferde işaret ediyorsa bu tarz kaziyelere tekil kaziye (kaziye‑i ferdiye, kaziye-i şahsiye, kaziye-i mahsûsa) denir. "Handan çalışkandır" kaziyesinde olduğu gibi. d. Kaziye-i mühmele (Belirsiz önerme): Tek bir hükümden oluşan basit kaziyede eğer konu kemiyet (nicelik) belirtmiyorsa bu tarz kaziyelere belirsiz (kaziye-i mühmele) denir. Meselâ; "Üniversiteliler, ülkenin geleceğini hazırlar" kaziyesinde olduğu gibi. Çünkü bu önermede bütün üniversite mensupları mı, yoksa içlerinden bir kısmı mı olduğu belirtilmemiştir. 2. Kaziye-i şartiye (şartlı önerme): Klasik mantıkçıların basit kaziyelerle birlikte en fazla üzerinde durduğu kaziyelerdir. Bileşik kaziyeler başlığı altında incelenir. Buna göre "İçinde birden çok hüküm (yargı) bulunduran, 'ise, ve, ya, veya, fakat, ancak' gibi şart ekleriyle iki ya da daha çok basit kaziyeden oluşan" kaziyelerdir. "Hava yağmurlu ise etraf ıslaktır" ifadesinde bağ kaldırıldığında iki tarafta birer terim değil, birer hüküm kalır. Yani "Hava yağmurludur," "Etraf ıslaktır" şeklinde iki basit kaziyeye dönüşür. Şartlı kaziyelerde yüklenilene önce gelen (mukaddem/öncül), yüklenene ise sonra gelen (tâli) denir. Hava yağmurlu (mukaddem), ise (bağ), etraf ıslaktır (tâli). Şartlı kaziye de ikiye ayrılır: a. Kaziye-i şartiye-i muttasıla (Bitişik şartlı önerme): Eğer şartlı kaziyede, mukaddem (önce gelen) ile tâlinin (sonra gelen) olumluda birleşip olumsuzda birleşmemesi ile hükmolunursa buna bitişik şartlı kaziye denir. Bu kaziyeler genellikle, Arapçada, "eğer, şâyet, her ne zaman" anlamına gelen "lev" ve "in" gibi şart edatlarıyla ifade edilen hükümlerdir. Meselâ, "Her ne zaman Güneş doğarsa gündüz olur" (olumlu bitişik şartlı) kaziyesinde "Güneş doğar" mukaddemi ile "Gündüz olur" tâlisi birleştirilmiştir. Yani, ikisinin bir arada olduğu: Güneş varsa, gündüzün olacağı bildirilmiştir. b. Kaziye-i şartiye-i munfasıla (Ayrık şartlı önerme): Şartlı kaziyede, mukaddem (önce gelen) ile tâli (sonra gelen) arasında birbirini yok etme (nefyetme) suretiyle hükmolunan kaziyelere ayrık şartlı kaziye denir. Bu tip kaziyelerin olumlusunda, kaziyeyi meydana getiren iki tarafın ayrılmasının vuku bulması, olumsuzunda ise vuku bulmaması ile hükmolunur. Bu tip kaziyeler Arapça'da "ya, yahut" anlamına gelen "immâ" edatıyla hükmedilen kaziyelerdir. Meselâ, "Ya gündüz olur yahut Güneş batmış bulunur" (olumlu ayrık şartlı) kaziyesinde tarafların (mukaddem-tâli) ayrılmaları ile hükmolunmuştur. Yani, birisi varsa diğeri yoktur. İkisi bir arada bulunamaz. "Bu insan ya İngiliz ya zenci değildir" (olumsuz ayrık şartlı) kaziyesinde, tarafların (mukaddem-tâli) vuku bulmaması, yani insanın İngiliz yahut zenci olduğunun onaylanmaması ile hükmolunmuştur. II. AKS-İ NAKÎZ (TERS DÖNDÜRME): Bir kaziyenin vasfına dokunmadan mevzuunun nakîzini mahmul, mahmulünün nakîzini de mevzu yapmaktır (Yani, önermenin niteliğine dokunmadan, konusunun çelişiğini yüklem, yükleminin çelişiğini de konu yapmaktır). Meselâ; #مَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعًا# Yani "Kim bir (nefs)i diriltmeye muktedir ise, bütün insanları diriltmeye de muktedir olur." Bu küllî müspet kaziyenin aks-i nakîzi (Yani tümel olumlu önermenin ters döndürmesi) şöyle olur: #مَنْ لَا يَقْتَدِرُ عَلٰٓى اِحْيَٓاءِ النَّاسِ جَم۪يعًا لَا يَقْتَدِرُ عَلٰٓى اِحْيَٓاءِ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ# "Kim bütün insanları diriltmeye muktedir olamazsa; bir tek nefsi de diriltmeye muktedir olamaz." III. ES-SINÂÂTÜ'L-HAMS (BEŞ SAN'AT): İslâm mantıkçıları eserlerini, kaziyelerdeki sabitlik, sağlamlık, doğruluk (tasdik) yönlerini ve beş san'at konusunu işleyerek tamamlarlar. Beş san'at, mantığın bel kemiği olarak kabul edilen kıyasın uygulama alanı olarak gösterilir. İşte, burhan, cedel, hitabet, şiir ve safsata olarak bilinen bu beş san'at, kurulan delilleri, verilen kaziyeleri muhteva değerine, sağlam bilgi verme gibi içerik ve doğruluk derecesine göre inceler. Her bir san'atın tanımını yapabilmek için, bu san'atlarda kullanılan kaziye türlerini bilmek esastır. İslâm mantıkçıları kıyasta kullanılan kaziyeleri, ihtiva ettikleri bilgilerin doğruluk derecesine göre başlıca yedi kısımda incelemişlerdir. 1. Yakiniyat: Aslâ şekke, şüpheye ve tereddüde yer bırakmayacak derecede açık, doğruluğu kesin olarak bilinen ve gerçeğe uygun olan kaziyelerdir. Bu kaziyeler ikiye ayrılır: A. Kaziye-i nazariye/aklî kaziye: Kesinliği akıl tarafından ancak bir delil vasıtasıyla bilinip tasdik edilen kaziyelerdir. Meselâ; "Âlem hâdistir (sonradan olmadır)" kaziyesi, akıl tarafından ancak bir delil vasıtasıyla kabul edilir. Biz bu hükme şöyle bir delille varırız. • Âlem değişkendir. • Her değişken sonradan olmuştur. • O halde âlem sonradan olmuştur. B. Kaziye-i bedîhiye (Apaçık kaziye): Doğruluğunu aklın hiçbir delile başvurmadan kabul ettiği kaziyedir. Meselâ, "Bütün, parçalarından büyüktür," "Bir, ikinin yarısıdır" gibi. Apaçık kaziyeler de altı kısma ayrılır: a. Evveliyat: Zihnin hiçbir şeye başvurmadan doğrudan doğruya kabul ettiği kaziyelerdir. Meselâ, "Gece, gündüz değildir," "Bütün, parçalarından büyüktür" gibi. b. Fıtriyat: Zihinde hazır olan bir orta terim vasıtasıyla, gizli bir kıyastan sonra verilen hükümlerdir. Meselâ, "Dört, çift sayıdır" kaziyesinde dört ve çift terimlerini düşünürken, • Dört ikiye bölünür, • İkiye bölünen sayılar çifttir, diye yapılan gizli bir kıyastan sonra zihin bu hükmü verir. Evveliyat ve fıtriyattan olan kaziyelerin zıddını düşünmek zihinde çelişki doğurur. Bundan dolayı bu ikisine "bedihiyyat-ı akliye" yani aklî apaçık kaziyeler denir. Apaçıklıkları duyu organlarına dayanan aşağıdaki c, d, e, f maddelerindeki kaziye çeşidine ise "bedihiyyât-ı hâriciye" denir: c. Müşahedat: Duyular vasıtasıyla tasdik edilen hüküm ve kaziyelerdir. Beş duyu vasıtasıyla olursa "hissiyat" denir. "Güneş parlaktır," "Ateş yakıcıdır" kaziyeleri gibi. Eğer iç duyular vasıtasıyla hükmolunursa "vicdaniyat" denir. Meselâ, açlık hisseden kimsenin "Acıktım" demesi gibi. d. Hadsiyat: Hads (sezgi) ile tasdik edilen hüküm ve kaziyelerdir. Hads, zihnin sür'at-i intikalidir, yani zihnin âni kavrayışıdır. Bu, zihinde çok hızlı bir şekilde gizli bir kıyas vasıtasıyla meydana gelir. Meselâ, "Ay, ışığını Güneşten alır" kaziyesinde olduğu gibi. e. Mücerrebat: Tekrar edilen gözlem ve deneylerle tasdik ve kabul edilen kaziye ve hükümlerdir. Meselâ, "Alkollü içki insanı sarhoş eder," "Boynu kesmek öldürmektir" gibi. Bu tür kaziyelerde hükmü veren, bizzat kendisi deneyerek hükme varmışsa "mücerrebat" başkasına dayanarak, başkasının verdiği hükmü naklederse "mütevatirat"tan olur. Akıl, kesin hüküm vermek için hadsiyatta gözlemlerin tekrarına ihtiyaç duymaz, mücerrebatta ise duyar. f. Mütevatirat: Çoğunluğun tasdik ettiği ve akıl için imkânsız görünmeyen, duyular dünyasıyla ilgili kaziyelerdir. Meselâ, Mekke'yi görmeyen birisinin, "Mekke vardır" diye hükmetmesi bu tür bir kaziyedir. 2. Meşhurat (Halk arasında yaygın olan kaziyeler): Bunlar, halk tarafından doğruluğu kabul edilen kaziyelerdir. Ya bütün insanlar veya bir kısım insanlar tarafından kabul edilirler. Meselâ, "Adalet iyi, zulüm kötüdür," "Selâm vermek güzeldir" gibi. 3. Müsellemat: Bir tartışma esnasında kullanılan ve karşı tarafça doğruluğu kabul edilmiş olan kaziyelerdir. Muhatabı ikna için ispat makamında kullanılırlar. Resûl-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) Miraç hadisesini inkar eden bir Hıristiyanla yapılan tartışmada bir Müslümanın karşı tarafa Hz. İsâ'nın göğe yükselişini delil olarak sunması gibi. Meşhuratın aksine müsellemat çoğunlukla, halk tarafından değil, uzman kişi ve belirli elit zümre tarafından kabul edilen hükümlerdir. 4. Makbulat: Herhangi bir konuda yalan söylemeyeceğine inanılan ve otorite olarak kabul edilen kişilerden alınan bilgi ve hükümlerdir. Bu tür kaziyelerin doğruluğunun dayanak noktası sözü söyleyenin sağladığı otoritedir (bk. kaziye-i makbule). 5. Zanniyat: Zanna dayanarak verilen hükümlerdir. Meselâ, gece karanlıkta dolaşan biri için "Bu hırsızdır" kaziyesi gibi. Bu tarz kaziyeler genellikle aldatıcıdır. 6. Muhayyelat: Doğru yahut yanlış, kabul edilebilir veya edilemez olsun insanlarda huzur yahut nefret ve sıkıntı uyandırmak için, hayal gücüne dayalı olarak verilen hükümlerdir. Meselâ, "Kitap konuşan bir elmastır" hükmü, kitabı sevdirmek için verilen hayalî bir hükümdür. 7. Vehmiyat: Kuruntu ile verilen hükümlerdir. Gerçekte olmayan birşeyi, varmış gibi kabul etmektir. Duyulabilen şeylere dayanarak duyulmayan şeyler hakkında verilen hükümler böyledir. Meselâ, cisimlerin mekânda yer kaplamasına kıyasla, "Var olan herşey mekânda yer kaplar" hüküm ve kaziyesi bu türdendir. İslâm mantıkçıları bu kaziyeler ışığında beş san'atı şöyle tanıtmışlardır: Burhan: Mukaddemeleri (öncül) yakîniyat ile yapılan kıyastır. Delillerin en sağlamı ve en güvenilir olanıdır. Kesin bilgi verir. Cedel: Meşhurat ve müsellemattan yapılan kıyastır. Tartışmada karşı tarafı ikna etmeyi, susturmayı ve onu kendi delilleriyle vurmayı amaçlar. Hitabet: Makbulat ve zanniyattan yapılan kıyastır. İnsanları faydalı şeylere yöneltmek ve zararlı şeylerden sakındırmak amacıyla vaiz ve hatiplerin kullandığı deliller bu türdendir. Büyük zâtların sözlerini ve davranışlarını delil olarak anlatmak gibi. Şiir: Muhayyelat türünden olan mukaddemlerle yapılan kıyastır. Nefsi coşturmak yahut sıkmak ve daraltmak gayesiyle yapılır. Mugalâta: Doğruya benzeyen yanlış mukaddemelerden (öncül) veya meşhurattan olan yanlış kaziyelerden yahut vehmî olan yanlış kaziyelerden kurulan kıyastır. Tarifte geçen doğruya benzeyen mukaddemler, gerçekte doğru değilse, bunlarla kurulan kıyasa safsata denir. Meşhur olmadığı halde meşhura benzeyen mukaddemlerden kurulan kıyasa ise müşâğabe denir. Mugalâta, bozuk, yanlış ve geçersiz olduğu bilinerek, muhatabı şaşırtma veya susturma maksadıyla düzenlenir. Mugalâta üzerinde durmak, bu tür yanlış delilleri tanıyıp, onlara karşı dikkatli olarak tuzağa düşmemek açısından önemlidir.
Kaziye maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.
Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir