Keşf
Risale-i Nur terimi
Çoğulu, keşfiyat. 1. Bulma, meydana çıkarma; buluş. 2. Açma, açılma; bir şeyi örten perdenin açılması. 3. Sezme. 4. Yapılmasına karar verilen bir projenin masraf ve miktarlarının önceden hesap ve tahmin olunması. 5. (Hukuk) Bir olayın oluş sebeplerini ve biçimini anlayabilmek için yerinde yapılan inceleme. 6. (Askeriye) Asker sevk olunacak yerlerin evvelce muâyene ve teftişi. (Bu incelemeyi yapan öncü birliğe ise keşif kolu denir.) 7. (Tasavvuf) Evliyanın, gayba dair hususlara vakıf olması, o âlemlerin izlerini ve gölgelerini sinemada gibi kalben görmesi: Fakat yalnız şuhuda isnat eden bir kısım ehl-i velayet,—tıpkı rüyada iken ihatasız olduğu için tabirde hakkı olmadığı gibi—âlem-i maddî ile âlem-i mânevîyi birbirinden fark etmediğinden keşifleri ihatasız olduğu için hükmü kısmen yanlıştır. Buna mukabil, "asfiya" denilen veraset-i nübüvvet muhakkiklerinin keşifleri daha isabetlidir. Çünkü onlar Kitap ve Sünnetin irşadıyla yanlışları tashih ederler. Demek oluyor ki bütün keşiflerin mizanı, Kitap ve Sünnet; mihenkleri ise Kitap ve Sünnetin desâtir-i kudsiyeleri ve asfiya-i muhakkikînin kavânin-i hadsiyeleridir. Üstad Bediüzzaman ehl-i keşfin beyan ettiği tasvirata dair şöyle bir açıklama yapar: "Âlem-i maddî ile âlem-i ruhanîyi birbirinden fark etmek lazım gelir. Birbirine mezc edilse, hükümleri yanlış görünür. Mesela senin dar bir odan var. Fakat dört duvarını kapayacak dört büyük âyine konulmuş. Sen içine girdiğin vakit, o dar odayı bir meydan kadar geniş görürsün. Eğer desen, 'Odamı geniş bir meydan kadar görüyorum.' Doğru dersin. Eğer 'Odam bir meydan kadar geniştir' diye hükmetsen, yanlış edersin. Çünkü âlem-i misali âlem-i hakikîye karıştırırsın. "İşte, küre-i arzın tabakat-ı seb'asına dair bazı ehl-i keşfin, Kitap ve Sünnetin mizanıyla tartmadan beyan ettiği tasvirat, yalnız coğrafya nokta-i nazarındaki maddî vaziyetten ibaret değildir. "Mesela demişler: 'Bir tabaka-i arz, cin ve ifritlerindir. Binler sene genişliği var.' Hâlbuki bir iki senede devredilen küremizde o acip tabakalar yerleşemez. Fakat âlem-i mana ve âlem-i misâlde ve âlem-i berzah ve ervahta küremizi bir çamın çekirdeği hükmünde farz etsek, ondan temessül ve teşekkül eden misalî şeceresi, o çekirdeğe nisbeten koca bir çam ağacı kadar olduğundan, bir kısım ehl-i şuhud, seyr-i ruhanîlerinde, arzın tabakalarından bazılarını âlem-i misâlde pek çok geniş görüyorlar, binler sene bir mesafe tuttuklarını görüyorlar. Gördükleri doğrudur. Fakat âlem-i misal sureten âlem-i maddîye benzediği için, iki âlemi memzuç görüyorlar, öyle tabir ediyorlar. Âlem-i sahveye döndükleri vakit, mizansız olduğu için, meşhudatlarını aynen yazdıklarından, hilâf-ı hakikat telâkki ediliyor. Nasıl küçük bir âyinede büyük bir saray ile büyük bir bahçenin vücud-u misaliyeleri onda yerleşir. Öyle de, âlem-i maddînin bir senelik mesafesinde, binler sene vüs'atinde vücud-u misalî ve hakaik-i mâneviye yerleşir." Bununla beraber ehl-i keşifin geleceğe dair verdiği haberler bazen gerçekleşmeyebilir. Çünkü istihraca binaen veya keşfiyat nev'inden verilen haberler, muallâk oldukları şerâiti bulamadıkları zaman vukua gelmezler ve haber verenleri de tekzip etmezler. Çünkü mukadder olan hâdiseler, şartı gelmeden vukua gelmez. Demek, ehl-i keşfin muttali olduğu mukadderat mutlak değildir. Belki bazı şerâitle mukayyet bulunur. O şerâit vuku bulmadığı zaman, o hâdise de vukua gelmiyor. Fakat o hâdise, ecel-i muallâk gibi, Levh-i Ezelî'nin bir nevi defteri hükmünde olan Levh-i Mahv-İsbatta mukadder olarak yazılmıştır. Gayet nadir olarak Levh-i Ezelî'ye kadar keşif çıkar. Ekseri oraya çıkamıyor.
Keşf maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.
Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir