Nahv/Nahiv

Risale-i Nur terimi

Kelimelerin cümle içindeki görevlerini ve bu görevlere göre sonlarının aldığı durumu (i'rab) ele alan ilim dalıdır. Alttaki başlıklar bu ilim dalı içinde ele alınan bazı konulardır: Hâl: Cümlede fâilin (özne), mef'ûlün (tümleç) veya her ikisinin durumunu bildiren sözdür. Ana cümle dışında belirsiz (nekre) olarak gelen hâl kelimesi hem yalın hem de türemiş kelimelerden olabilir. Genellikle tekildir ve son harekesi üstün olarak okunur. Yan cümlecik olarak geldiğinde ise bulunduğu makam itibariyle üstün (mansub) kabul edilir. Görevi, cümledeki, sıfatta görülen kapalılığı açıklamaktır. Meselâ, #ذَهَبْتُ اِلَى الْمَنْزِلِ رَاكِبًا السَّيَّارَةَ# "Eve, otomobile binerek gittim" cümlesinde hâl olarak gelen # رَاكِبًا# kelimesi burada sıfatın gösterdiği durumu, yani benim eve nasıl ve ne ile gittiğimi açıklar. Durumu açıklanan kelimeye "zü'l-hâl" (hâl sahibi) denir. Hâl, belirsizlik ifade eden (nekre) bir kelime, zü'l-hâl ise belirlilik ifade eden (ma'rife) bir kelime olur. Hâl, sahibine nicelik ve nitelik olarak uymak durumundadır. Hâl, kelime olarak geldiği gibi, cümle olarak da gelebilir. Eğer hâl, isim cümlesi olarak gelirse bu cümlenin başında, "hâl"i, "zü'l-hâl"e (hal sahibine) bağlayan bir vav harfi bulunur ki bu vav'a, "vâvü'l-hâliye" denir. Meselâ, #اِحْتَرَسْتُ مِنَ الشَّمْسِ وَالْحَرَارَةُ شَّد۪يدَةٌ# "Şiddetli sıcaklık hâli olduğunda güneşten sakındım" cümlesindeki vav gibi. Yine, #يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَن۪ى وَ قَدْ تَعْلَمُونَ اَنّ۪ى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ# "Allah'ın size gönderilen bir peygamberi olduğumu bildiğiniz halde, bana niçin eziyet ediyorsunuz#?#"Sâf Sûresi, 61:5 âyetinde bulunan vav, hâl vavıdır. Temyiz: Manası kapalı olan bir kelimeyi veya cümleyi açıklayıcı mahiyette gelen kelimeye denir. Temyiz olan kelime türemeyen yalın bir kelimedir ve ekseriyetle son harfi üstün olarak okunur. Manası açıklanan ve kapalılığı ortadan kaldırılan kelime veya cümleye ise mümeyyez denir. Meselâ: # هَكْتَارًا قَمْحًا قَدْ يَزْرَعُ الْمُزَارِعُ# "Çiftçi bazen bir hektar buğday eker." Bu cümlede hektar mümeyyezdir, buğday ise temyizdir. Şayet cümleden # قَمْحًا# (buğday) kelimesi çıkarılırsa mana "Bir hektar ekiyor" şeklinde olur ve o bir hektara ne ekildiği belli olmaz. Bu sebeple, # هَكْتَارًا# (hektar) kelimesini açıklamak için # قَمْحًا# (buğday) kelimesi getirilmiştir. Bu şekilde durumu açıklanan kelime bizzat cümle içinde geçiyorsa buna "mümeyyez-i melfûz" denir. Ma'rife: Belirlilik ifade eder. Yani, manası tayin edilmiş kelime ve özele hitap eder. Kapsamına, özel isimler, zamirler, harf-i tarif (bk. harf-i tarif) alan kelimeler, işaret isimleri vesaire girer. Meselâ, #قَرَاْتُ الْكِتَابَ# "Kitabı okudum" cümlesinde # اَلْكِتَابَ# kelimesi ma'rife (belirlilik ifade eden) bir kelimedir. Yani, daha önce kendisi hakkında bilgi sahibi olunan bir kitap kastedilmiştir ve bu, sayısız kitaptan herhangi bir kitap değildir. Yine, #اَنَا فِى الْكُلِّيَّةِ# "Ben fakültedeyim" cümlesinde "ben" zamiri ma'rifedir (Belirlilik ifade eder.) ve gösterdiği mananın sınırları bellidir. Nekre: Belirsizlik ifade eder ve manası mutlaktır. Yani kelimenin manası hangi sınıfı ifade ediyorsa o sınıfın bütün fertlerini kapsar. Kelimenin başında belirlilik takısı olan "elif-lâm" bulunmaz ve sonu tenvinlidir (iki esre, iki üstün, iki ötre). Meselâ, # جَٓاءَ طَالِبٌ# "Bir öğrenci geldi" cümlesinde # طَالِبٌ# "bir öğrenci" nekredir. Burada belirli bir öğrenci değil, herhangi bir öğrenci kastedildiği için, öğrenci sınıfına giren bütün fertler akla gelir. İzafet (isim tamlaması)/# اَلْاِضَافَةُ# : Bir şeyi diğerine bağlamak, eklemek, isnad etmek ve dayamak demektir. "İzafet terkibi" ise isim tamlaması demektir. Bu gibi bir terkipte iki isim yan yana bulunur. Birinci isim ikincisine bağlanır. Birbirine bağlanmış isimden birincisine "muzâf" (tamlanan), ikincisine ise "muzâfun ileyh" (tamlayan) denir. İkinci isim olan muzâfun ileyhin sonu daima esredir. Muzâf, belirsiz, muzâfun ileyh ise genellikle belirli bir isim olur. Meselâ: #قَبْرُ الرَّسُولِ لِلّٰهِ# "Hz. Peygamberin (a.s.m.) kabri" tamlamasında # قَبْرُ# "kabir" kelimesi muzâf, # اَلرَّسُولِ# "Peygamber" kelimesi ise muzâfun ileyh'dir. İsm-i Mevsûl/# اِسْمُ الْمَوْصُولِ# : Manası, kendinden sonra gelen cümle içinde açıklanan ve bu cümleyi başka cümleye bağlayan kelimedir. İsm-i mevsûl çoğu defa Türkçedeki bağlaç ile bağlaçtan sonra gelen yan cümleciğin (sıla) yerini tutar. Bağlanan cümlede ism-i mevsûle ait bir zamir bulunur. Meselâ, # نَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ى هُوَ يُطْعِمُنَا وَيَسْق۪ينَا# "Allah'a kulluk ederiz ki O bizi yedirip içiriyor." Yani, "Bizi yedirip içiren Allah'a kulluk ederiz." Bu cümlede geçen # اَلَّذ۪ى# "ki" ism-i mevsûldür. # يُطْعِمُنَا وَيَسْق۪ينَا# "Bizi yedirip içiriyor" sıla cümlesidir. # هُوَ# "O" zamiri de aid adını alır. Bu zamir bazen açıkça söylenmeyip gizli de olabilir. #اِقْرَاْ باِسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ى خَلَقَ (هُوَ#) "Yaratan Rabbinin adıyla oku"Alâk Sûresi, 96:1 âyetinde olduğu gibi. Özel (has) ve ortak (müşterek) manada olmak üzere ism-i mevsuller ikiye ayrılır: Has ism-i mevsûller: Bunlar, yalnız belirli, muayyen olan şeylere delâlet ederler. Bunlar da iki kısma ayrılır: a. Erkekler için kullanılanlar: # الَّذ۪ى# "O kimse ki..." # اَللَّذَانِ، اَللَّذَيْنِ# "O ikisi ki…" # اَلَّذ۪ينَ# "Onlar ki…" b. Dişiler için kullanılanlar: # اَلَّت۪ى# "O kimse ki…" # اَللَّتَانِ، الَلَّتَيْنِ# "O ikisi ki…" #اَللَّوَات۪ى، اَللّٰاتِى، اَللّٰٓائِى# "Onlar ki…" Müşterek ism-i mevsuller: #مَنْ# : Aklı olan varlıklar için kullanılır. #اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ# "Müslüman öyle kimsedir ki, Müslümanlar (onun) elinden dilinden selâmette kalır." Yani, "Müslüman; elinden, dilinden Müslümanların selâmette kaldığı kimsedir." #مَا# : Aklı olmayan varlıklar için kullanılır. (Bazen aklı olanlar için de kullanıldığı olur): #عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ# "İnsana öğretti ki, (insan o şeyi) bilmiyordu." Yani, "İnsana bilmediğini öğretti" gibi. #اَىُّ# : Bütün nevilerde kullanılır: #كَافَاْتُ الطُّلَّابَ اَيُّهُمْ مُجْتَهِدٌ# "Çalışkan öğrenciye mükâfat verdim" gibi. #ذُو# : Bütün nevilerde kullanılır: #زَارَن۪ى ذُو تَعَلُّمٍ# "Beni, öğrenme meraklısı ziyaret etti" gibi. Sıla cümlesi: İsm-i mevsûlden sonra gelen cümledir. Türkçede genellikle yan cümlecik yerini tutar. Sıla cümleleri, ancak haber cümlelerinden olabilir. İnşâ (dilek, istek, temenni) bildiren cümlelerden olmaz. Sıla cümleleri tam cümle olabildikleri gibi bir cümlecik de olabilirler. (Bunun için "İsm-i Mevsûl" maddesine bakınız.) İsm-i İşâret (İşaret isimleri)/ #اِسْمُ الْاِشَارَةِ# : İşaret isimlerinin Türkçede karşılığı "bu, şu, o" sözleridir. Meselâ, # هٰذَا طَالِبٌ# "Bu, bir öğrencidir." İşaret isimleri, kendisine işaret edilen manayı belirtmek için, genellikle duyulara hitab eden bir işaretle kullanılır. Yalnız başına kullanıldıklarında, manaca kapalı kalırlar. Meselâ, # هٰذَا# "bu" kelimesi yalnız başına birçok şeye işaret eden bir mana taşır. Fakat # هٰذَا قَلَمٌ# "Bu, bir kalemdir" cümlesinde olduğu gibi, işaret ettiği şeyle birlikte kullanılırsa mana açıklığa kavuşur. Ayrıca, burada işaret ismi olan # ذَا# aynı anda iki mana birden bildirir. Birincisi işaret edilen şeyin kendisidir. İkincisi ise, o şeye yapılan işarettir. İşaret edilen şey maddî birşey de olabilir, mânevî birşey de... İşaret isimleri şunlardır: 1. Yakında birşeye işaret etmek için kullanılanlar. Bunlar da iki gruba ayrılır: a. Erkeklere işaret etmek için kullanılanlar: #هٰذَا# "bu," # هٰذَانِ، هٰذَيْنِ# "bu ikisi," # هٰٓؤُلٰٓاءِ# "bunlar." b. Dişi olanlara işaret etmek için kullanılanlar: # هٰذِهِ# "bu," # هٰتَانِ، هٰتَيْنِ# "bu ikisi," # هٰٓؤُلٰٓاءِ# "bunlar." Bu kelimelerin başında görülen # هـ# (he), tenbih için getirilen bir harftir, harfü't-tenbih ya da tenbih he'si olarak bilinir. Türkçedeki "işte bu" ifadesindeki "işte" kelimesine benzer. 2. Uzakla yakın ortası mesafeler için kullanılan işaret isimleri şunlardır: #ذَاكَ، ذَانِكَ، ت۪يكَ، تَانِكَ، اُولٰٓئِكَ# Bunların başına tenbih "he"si bitişmez; sonlarına muhatap zamirleri bitişir ki, bu da kendisine işaret edilen muhataba göre değişir. Meselâ: #ذَاكَ الْمُكَافِحُ عَظ۪يمٌ# "Şu mücadeleci büyüktür." #اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ# "Onlar Cennet ehlidirler."Yûnus Sûresi, 10:26. #ت۪يكَ الدَّارُ وَاسِعَةٌ# "Şu ev, geniştir" Bu ifadelerde olduğu gibi. 3. Uzağa işaret etmek için işaret isimlerinin sonuna uzaklık lâmı ile birlikte # كَ# hitap harfi eklenir. Uzağı veya şânının yüce olduğunu göstermek için kullanılan işaret isimleri şunlardır: #ذٰلِكَ، ذٰلِكُمَا، ذٰلِكِ، ذٰلِكُمَا، ذٰلِكُنَّ، تِلْكَ، تِلْكُمَا، تِلْكُمْ، تِلْكِ، تِلْكُمَا، تِلْكُنَّ، اُولَالِكَ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ# "İşte Rabbiniz ulu Allah'tır."Fâtır Sûresi, 35:13 #تِلْكُمُ الْجَنَّةُ# "İşte size yüce Cennet..."A'râf Sûresi, 7:43 #ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ ف۪يهِ# "Şu yüce kitap ki, onda şüphe sebebi, mahalli yoktur."Bakara Sûresi, 2:2 Yer gösteren işaret isimleri ise şunlardır: #هُنَا# "burası/burada" yakın için, # هُناَكَ# "orası/orada" yakın için, # هُنَالِكَ# "ta orası/ta orada/o zaman" uzak için # ثَمَّ# "burası/burada/orası/orada" uzak için kullanılırlar. Zamir: İsmin yerini tutan ve mütekellimi (birinci şahıs), muhatabı (ikinci şahıs) ve gâibi (üçüncü şahıs) gösteren kelimelere zamir denir. Meselâ, # اَنَا# "ben," # اَنْتَ# "sen," # هُوَ# "o" gibi. Zamirler kendi aralarında bölümlere ayrılırlar: A. Merfu Munfasıl Zamirler (yani, özne konumundaki ayrık zamirler). Bunlar, başka kelimeye bitişmez ve kendi başlarına ayrı ayrı kullanılırlar: #اَنَا ذَهَبْتُ اِلَى الْمَدْرَسَةِ# "Ben, okula gittim," # هُوَ عَالِمٌ# "O, bir âlimdir" gibi. Bu zamirler şunlardır: a. Erkekler için kullanılanlar: #هُوَ# "o," # هُمَا# "o ikisi," # هُم# "onlar," # اَنْتَ# "sen," # اَنْتُمَا# "siz ikiniz," # اَنْتُمْ# "siz," # اَنَا# "ben," # نَحْنُ# "biz." b. Dişiler için kullanılanlar: #هِىَ# "o," # هُمَا# "o ikisi," # هُنَّ# "onlar," # اَنْتِ# "sen," # اَنْتُمَا# "siz ikiniz," # اَنْتُنَّ# "sizler," # اَنَا# "ben," # نَحْنُ# "biz." B. Mansup Munfasıl Zamirler (Tümleç konumundaki ayrık zamirler): Bunlar cümle içinde tümleç konumundadırlar ve tümleç ve nesne üzerine bir vurgu yapılmak istendiği zaman bu zamirler öne alınarak kullanılırlar. Meselâ, #اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ# "Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz."Fatiha Sûresi, 1:5 Bu zamirler şunlardır: a. Erkekler için kullanılanlar: #اِيَّاهُ# "onu/ona," # اِيَّاهُمَا# "o ikisini/o ikisine," # اِيَّاهُمْ# "onları/onlara," # اِيَّاكَ# "seni/sana," # اِيَّاكُمَا# "siz ikinizi/siz ikinize," # اِيَّاكُمْ# "sizi/size," # اِيَّاىَ# "beni/bana," # اِيَّانَا# "bizi/bize." b. Dişiler için kullanılanlar: #اِيَّاهَا# "onu/ona," # اِيَّاهُمَا# "o ikisini/o ikisine," # اِيَّاهُنَّ# "onları/onlara," # اِيَّاكِ# "seni/sana," # اِيَّاكُمَا# "siz ikinizi/siz ikinize," # اِيَّاكُنَّ# "sizi/size," # اِيَّاىَ# "beni/bana," # اِيَّانَا# "bizi/bize." C. Muttasıl zamirler (Bitişik zamirler): Bunlar cümle içinde ayrı ayrı gelmeyip kelimelere bitişen veya gizli olarak bulunan zamirlerdir. Bunlar da ikiye ayrılır: 1. Merfu muttasıl zamirler (Özne konumundaki bitişik zamirler): Cümle içinde fiillin sonuna bitişirler ve fiilin öznesi konumundadırlar. Bu zamirler de şunlardır: #ا، وا، تْ، تَا، نَ، تَ، تُمَا، تُمْ، تِ، تُمَا، تُنَّ، تُ، نَا# Meselâ, # قَرَاْتُ الْكِتَابَ# "Kitabı oku(dum)" cümlesinde # تُ# "…dum" zamiri özne konumundadır ve # قَرَاَ# fiiline bitişmiştir. 2. Mansub muttasıl zamirler (Tümleç ve nesne konumundaki bitişik zamirler): Bunlar, #ـهُ، هُمَا، هُم، هَا، هُمَا، هُنَّ، كَ، كُمَا، كُمْ، كِ، كُمَا، كُنَّ، ن۪ى، نَا# gibi zamirlerdir. Meselâ, #رَاَيْتَن۪ى فِى الْحَد۪يقَةِ# "Beni bahçede gördün" cümlesinde fiile bitişen # ن۪ى# "beni" zamiri bitişik zamirdir. D. Fasıl zamiri: Arapça cümle içinde, marife (belirli) olarak gelen mübteda ile haberin arasında yer alan ve özne konumunda bulunan bir ayrık zamirdir. Fasıl zamiri bazen mütekellim (birinci şahıs) zamiri olarak gelebilir. Meselâ: #اِنَّن۪ى اَنَ۬ا اللّٰهُ لٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اَنَ۬ا# "Ben, evet Ben Allah'ım! Benden başka ilâh yoktur."Tâhâ Sûresi, 20:14 Bazen muhatap (ikinci şahıs) zamiri olarak kullanılabilir. Meselâ: #كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْ# "Onlar üzerinde gözetleyici sen oldun."Mâide Sûresi, 5:117 Bazen de gâib (üçüncü şahıs) zamiri de kullanılabilir. Meselâ: #وَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ# "İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."Bakara Sûresi, 2:5 Fasıl zamirinin ifade ettiği manalar şunlardır: 1. Te'kid (ifadeyi pekiştirmek): Meselâ: #عَلِىٌ هُوَ اَخُوكَ# "Ali, o senin kardeşindir" cümlesinde, # عَلِىٌ اَخُوكَ# "Ali kardeşindir" cümlesinden daha fazla vurgu vardır. 2. Hasr: Zamirden önceki ifadenin, zamirden sonra gelecek ifadeye has ve ona münhasır olduğunu anlatır. Meselâ: # اَلْمُجْتَهِدُ هُوَ النَّاجِحُ# "Çalışan odur ki başarılı olur" ifadesinde, başarının çalışana has olduğu vurgulanır. 3. Fasl (ayırt edicilik): Meselâ: # عَلِىٌ اَلْفَاضِلُ# ifadesinde # اَلْفَاضِلُ# ifadesi Ali'nin sıfatıdır ve haberin sonra gelme ihtimali vardır. Bununla birlikte # اَلْفَاضِلُ# lâfzının haber olma ihtimali de vardır. Eğer # عَلِىٌ هُوَ اْلفَاضِلُ# denilecek olursa bu durumda arada fasıl zamirinin varlığı sebebiyle fazilet sahibinin Ali olduğu anlaşılır. Mübtedâ-Haber: Arapçada, isimle başlayan cümleye "isim cümlesi" denir ve isim cümlesi de bir ana cümledir. Bu ana cümle iki temel kelimeden oluşur. Birinci cümleye mübtedâ, ikinci cümleye ise haber denir. Mübtedâ kendine bir hüküm yüklenen kelimedir. Haber ise, bu hükmü taşıyan kelimedir. Meselâ, # تُرْكِيَا وَطَن۪ى# "Türkiye vatanımdır" cümlesinde "Türkiye" mübtedâ, "vatanımdır" ise haberdir. Bazı özel durumlar hariç, genel kurallara göre, mübtedâ, marife (belirli) bir kelimedir, haberden önce gelir ve cümle içinde "özne" konumundadır. Haber ise nekre (belirsiz) bir kelimedir ve Türkçedeki "yüklem" konumundadır. Mübtedâ ile haber, nitelik ve nicelik bakımından birbirine zorunlu bir uyum içinde olurlar. Fâil: Bir işi yapana, bir fiili gerçekleştirene fâil denir. Fiille ilgili "kim" ya da "ne" sorusunu sorduğumuzda aldığımız cevap fâildir. Fiil ile fâil arasında müzekkerlik–müenneslik (erkeklik–dişilik), tekillik–çoğulluk bakımından uyum olması şarttır. Meselâ, # جَٓاءَ عَلِىٌّ# "Ali geldi" cümlesinde "Ali" fâildir. Mef'ul: Kendisine iş yapılanı bildiren isimdir. Fiile "ne," "kimi," "neyi," "neye," sorularını yönelttiğimizde aldığımız cevap mef'uldür. Fiil ile fâil arasında olması gereken müzekker-müennes (erkeklik–dişilik) gibi uyum şartı, mef'ulle diğerleri arasında yoktur. Meselâ, # قَرَاَ عَلِىٌّ كِتَابًا# "Ali bir kitap okudu" cümlesinde # كِتَابًا# "bir kitap" mef'uldür. İsm-i Fâil: Masdarın ifade ettiği işi veya durumu yapan, yahut taşıyan şahsı bildiren kelimeye "ism-i fâil" denir. Bu bakımdan ism-i fâil, bir iş, oluş bakımından genellikle geçici bir manaya, sıfata delâlet eden türetilmiş bir kelimedir. Meselâ, # اَلضَّارِبُ# (vuran, döven) gibi. Bu kelime dövmek, vurmak manasına gelen # اَلضَّرْبُ# masdarının ifade ettiği işi yapan şahsı gösterir. İsm-i Mef'ûl: Masdarın ifade ettiği işin kendisine yapıldığı veya tesir ettiği şahsı veya nesneyi vs. gösteren kelimedir. Bu itibarla ism-i mef'ûl süreklilik manası taşımayan ve edilgen mücerred manaya delâlet eden türetilmiş bir kelimedir. Meselâ, #هٰذَا كِتَابٌ مَحْفُوظٌ# "Bu saklanmış bir kitaptır." Yine, # اَلْمَكْتُوبُ# "Yazılan," # اَلْمَاْمُورُ# "Emredilen/emrolunan" kelimeleri gibi. İstifhâm: "Bilinmeyen birşeyi, bilip anlamak istemek" anlâmına gelen # اِسْتَفْهَمَ# fiilinin masdarıdır ve daha önce bilinmeyen birşey hakkında bilgi istemektir. Ancak bazen istifham (soru edatları), esas görevi olan soru üslûbundan çıkıp cümlenin gelişinden anlaşılan diğer manalarda kullanılır. Bu manaların başlıcaları şunlardır: 1. İstifhâm-ı inkârî (hoş görmeme, istememe): #قُلْ اَرَاَيْتُكُمْ اِنْ اَتَاكُمْ عَذَابُ اللّٰهِ اَوْ اَتَتْكُمْ السَّاعَةُ اَغَيْرَ اللّٰهِ تَدْعُونَ؟# "Deki, Söyleyin bana Allah'ın azabı size erişse veya kıyamet vakti size gelse Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız#?#"En'âm Sûresi, 6:40 Yine, # قَالُوا اَنُؤْمِنُ كَمَٓا اٰمَنَ السُّفَهَٓاءُ# "'Süfeha takımının imana geldiği gibi biz de mi imana geleceğiz#?#' dediler."Bakara Sûresi, 2:13 2. İstifhâm-ı nefy (olumsuzluk): #هَلْ جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُ؟# "İyiliğin mükâfatı, iyilikten başka birşey olur mu#?#"Rahman Sûresi, 55:60 3. Eşitlik: #اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَايُؤْمِنُونَ# "İnkâr edenlere gelince, sen onları inkârlarının âkıbetinden sakındırsan da birdir, sakındırmasan da. Onlar inanmazlar."Bakara Sûresi, 2:6 4. Tâ'zim (Yüceltme): #مَنْ ذَا الَّذ۪ى يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلًّا بِاِذْنِهِ؟# "Onun izni olmadan, katında kim şefaat edebilir#?#"Bakara Sûresi, 2:255 5. Teşvik: #يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى تِجَارَةٍ تُنْج۪يكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ؟# "Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi#?#"Sâf Sûresi, 61:10 Bedel: Kendisinin bağlı olduğu (metbû') sözü veya manayı pekiştiren kelimedir. Esas gayesi, önceki hükmü açıklamak, ihtimalleri ortadan kaldırıp istenen manaya açıklık getirmek ve onu güçlendirmektir. Meselâ, #اِتَّسَعَ حُدُودُ الدَّوْلَةِ ف۪ى زَمَنِ السُّلْطَانِ# "Sultan zamanında devletin sınırları genişledi" cümlesinde sultanın kim olduğu belirtilmemiştir. Sultan kelimesinden sonra, onun kim olduğunu belirten bir söz getirilirse ona bedel denir: #اِتَّسَعَ حُدُودُ الدَّوْلَةِ ف۪ى زَمَنِ السُّلْطَانْ مُحَمَّدٍ الْفَاتِحِ# "Fatih Sultan Mehmet zamanında devletin sınırları genişledi." Burada # مُحَمَّدٍ# kelimesi bedel olarak gelmiştir. Yine, #جَٓاءَ اَبُوهُ اَحْمَدُ# "Babası Ahmed geldi." Burada # جَٓاءَ# fiil, # اَبُوهُ# özne, # اَحْمَدُ# ise # اَبُوهُ# kelimesini açıklayıcı olarak gelen, bedeldir.

Nahv/Nahiv maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir