Rububiyet

Risale-i Nur terimi

"Bütün kâinatı bütün şuûnâtıyla ve keyfiyâtıyla bir hane, bir saray, bir şehir ve bir memleket hükmünde, kemal-i intizamla bir tedbir, idare ve terbiye" ve "bütün mevcudatı güneşlerden, ağaçlardan zerrelere kadar emirber nefer hükmünde bir teshirdir." "Arş-ı Âzamın külliyat-ı umurunu idareden, (tâ bu âlemin geliş ve gidişatına ve bütün mahlûkatın bir hedefe sevkine), hattâ kalbin gayet gizli ve cüz'î hâtırâtını ve arzularını ve dualarını bilmeye ve işitmeye ve idare etmeye kadar her şeyde cereyan eder." "Hiçbir şey, hiçbir şe'n, hiçbir hâl, hiçbir keyfiyet, cüz'î olsun küllî olsun, onun daire-i tasarrufunun haricine çıkamaz." "En büyük bir şey O'na isyan edemediği gibi en küçük bir zerre de O'ndan gizlenemez." Bu şümullü rububiyette Rabbü'l-Âlemînin hiç bir suret ve keyfiyette muini ve şeriki olmadığı gibi; her bir mevcuda müteveccih rububiyet-i hususiyesinde de muini ve şeriki yoktur. Kanun-u Rububiyet: Kâinatta muazzam bir kanun-u rububiyetin ucu görünüyor: Mesela "Bir çiçek vücuttan gider, binler vücut bırakarak öyle gider" denilmiş. Onunla azîm bir kanun-u rububiyeti gösteriyor ki bütün bahar, belki bütün dünyadaki mevcudatta bu kanun-u rububiyet cereyan ediyor. Umumî ve hususî rububiyet: "Bir padişahın umumî saltanatı ve kanunuyla, merhamet-i şahanesi umum efrad-ı millete teşmil edilebilir. Her fert, doğrudan doğruya o padişahın lûtfuna, saltanatına mazhardır. O suret-i umumiyede, efradın çok münasebât-ı hususiyesi vardır. İkinci cihet, padişahın ihsânât-ı hususiyesidir ve evâmir-i hassasıdır ki umumî kanunun fevkinde, bir ferde ihsan eder, iltifat eder, emir verir. İşte bu temsil gibi, Zât-ı Vâcibü'l-Vücud ve Hâlık-ı Hakîm ve Rahîm'in umumî rububiyet ve şümul-ü rahmeti noktasında her şey hissedardır. Her şeyin hissesine isabet eden cihette, hususî onunla münasebettardır. Hem kudret ve irade ve ilm-i muhîtiyle her şeye tasarrufatı, her şeyin en cüz'î işlerine müdahalesi, rububiyeti vardır. Her şey, her şe'ninde O'na muhtaçtır; O'nun ilim ve hikmetiyle işleri görülür, tanzim edilir... İkincisi, hususî rububiyetidir ve has iltifat ve imdad-ı rahmânîsidir ki umumî kanunların tazyikatı altında tahammül edemeyen fertlerin imdadına, Rahmânü'r-Rahîm isimleri imdada yetişirler, hususî bir surette muavenet ederler, o tazyikattan kurtarırlar. Onun için, her zîhayat, hususan insan, her anda O'ndan istimdat eder ve medet alabilir..." Tevhid-i rububiyet: "Rububiyetteki hâkimiyet-i İlâhiye, tevhid ve vahdeti kat'î bir surette iktiza ettiği ve gayet kuvvetli bir dâîyi ve gayet şiddetli bir muktazîyi gösterdiği gibi, kâinat yüzündeki nihayet derecede mükemmel ve mecmu-u kâinattan, yıldızlardan tut, tâ nebâtat, hayvânat, maâdin, tâ cüz'iyat ve efrada ve zerrelere kadar görünen intizam-ı ekmel ve insicam-ı ecmel, o ferdiyete, o vahdete hiçbir cihetle şüphe getirmez bir şahid-i âdil, bir burhan-ı bâhirdir. Çünkü gayrın müdahalesi olsa, bu gayet hassas nizam ve intizam ve muvazene-i kâinat elbette bozulacaktı ve intizamsızlık eseri görünecekti." Hem, "Kâinatın envâları birbiri içine girift olması ve kenetleşmesi ve herbirinin vazifesi umuma baktığı cihetle, kâinatı, rububiyet ve icad noktasında tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne getirdiği misilli, kâinatta faaliyet gösteren ef'âl-i umumiye-i muhîta dahi, birbirinin içinde tedahül cihetiyle, yani, mesela hayat vermek fiili içinde, aynı anda iaşe ve terzik fiili görünüyor. Ve o iaşe, ihyâ fiilleri içinde, aynı zamanda o zîhayatın cesedini tanzim, teçhiz fiilleri müşahede olunuyor. Ve o iaşe, ihyâ, tanzim, teçhiz fiilleri içinde, aynı vakitte tasvir, terbiye ve tedbir fiilleri nazara çarpıyor. Ve hâkezâ, böyle muhit ve umumî ef'âlin birbiri içine tedahülü ve girift olması ve ziyadaki yedi renk gibi imtizaç, belki ittihad etmesi haysiyetiyle ve o ef'âlin herbiri mahiyetçe bir birlik ve vahdet içinde ekser mevcudata ihatası ve şümulü ve vahdânî birer fiil olduğundan, herhalde fâilinin birtek Zât olması ve herbiri umum kâinatı istilâ etmesi ve sair ef'âl ile muavenettârâne birleşmesi itibarıyla, kâinatı tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne getirdiği gibi; zîhayat mahlûkların herbirisi, kâinatın bir çekirdeği, bir fihristesi, bir nümunesi hükmünde olduğundan, kâinatı rububiyet noktasında tecezzî ve inkısamı imkân haricinde bir küllî hükmüne getirmiştir." Kur'ân buyuruyor ki: "...Sırr-ı rububiyete göre teşekkür ve ubudiyet, bütün envâ-ı hayatın ve dolayısıyla bütün kâinatın en ehemmiyetli gayesi olduğundandır ki Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan pek çok hararetle ve şiddetle ve halâvetle şükür ve ibadete sevk ediyor. Ve 'İbadet Cenâb-ı Hakk'a mahsus ve şükür O'na lâyık ve hamd O'na hastır' diye çok tekrarla beyan ediyor. Demek bu şükür ve ibadet doğrudan doğruya Mâlik-i Hakikî'sine gitmek lazım olduğunu ifade için, hayatı bütün şuûnâtıyla perdesiz kabza-i tasarrufunda tutmasına delâlet eden #وَهُوَ الَّذ۪ي يُحْـيي ﱎ وَيُم۪يتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِﮈ هُوَ الَّذ۪ي يُحْـيي ﱎ وَيُم۪يتُﮊ فَاِذَا قَضٰـ ﰋ ـى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُﮇ فَيُحْيِـى بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا# gibi âyetler, pek sarih bir surette vasıtaları nefyedip, doğrudan doğruya hayatı Hayy-ı Kayyûm'un dest-i kudretine münhasıran veriyor. Evet, minnettarlık ve teşekkürü davet eden ve muhabbet ve senâ hissini tahrik eden, hayattan sonra rızık ve şifa ve yağmur gibi vesile-i şükran şeyler dahi doğrudan doğruya Zât-ı Rezzâk-ı Şâfî'ye ait olduğunu, esbab ve vesait bir perde olduğunu, #هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ـينﭮ ﱳ وَ اِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ـينﭭ وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَاقَنَطُوا# gibi âyetlerle, rızık, şifa ve yağmur münhasıran Zât-ı Hayy-ı Kayyûm'un kudretine hastır. Perdesiz, O'ndan geldiğini ifade için, kaide-i nahviyece alâmeti hasr ve tahsis olan # هُوَ الَّذ۪ى , هُوَ الرَّزَّاقُ# ifade etmiştir. İlâçlara hâsiyetleri veren ve tesiri halk eden, ancak o Şâfî-i Hakikî'dir." Hem, "Âyetü'l-Kübrâ namında olan #قُلْ لَوْكَانَ مَعَهُﭣ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذًا لَابْتَغَوْا اِلــي ﲄ ذِي الْعَرْشِ سَب۪يلًا# (ilâ âhir) âyet-i ekberidir. Yani, 'Eğer şeriki olsa ve başka parmaklar icada ve rububiyete karışsaydılar, intizam-ı kâinat bozulacaktı.' Hâlbuki küçücük sineğin kanadından ve gözbebeğindeki hüceyrecikten tut, tâ tayyare-i cevviye olan hadsiz kuşlara, tâ manzume-i şemsiyeye kadar her şeyde cüz'î küllî, küçük ve büyük, en mükemmel bir intizam bulunması, şeksiz ve kat'î bir surette şeriklerin muhaliyetine ve mâdumiyetine delâlet ettiği gibi, Vâcibü'l-Vücud'un mevcudiyetine ve vahdetine bilbedahe şehadet eder." Hem, "Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm yemin ettiği vakit, en çok istimal ve tekrarla her zaman ferman ettiği şu # وَالَّذ۪ى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ# kasemidir. Ve bu kasem gösteriyor ki şecere-i kâinatın en geniş dairesi ve en müntehâsı ve nihâyâtı ve teferruatı dahi Zât-ı Vâhid-i Ehad'in kudretiyle ve iradesiyledir. Çünkü mahlûkatın en müntehap ve en müstesnası olan Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın nefsi kendi kendine malik olmazsa ve ef'âlinde serbest bulunmazsa ve harekâtı başka bir ihtiyara bağlı ise elbette hiçbir şey, hiçbir şe'n, hiçbir hal, hiçbir keyfiyet, cüz'î olsun küllî olsun, o muhît iktidarın, o şamil ihtiyarın daire-i tasarrufunun haricinde olamaz. Evet, bu çok mânidar kasem-i Muhammedînin (a.s.m.) ifade ettiği, gayet muazzam ve muhît bir tevhid-i rububiyettir." Ayrıca, Cenâb-ı Hakk'ın saltanat-ı rububiyetinde teşkil ettiği devâir-i tedbir ve icad ve o dairelerdeki merkez-i tasarruf için bk. Arş.

Rububiyet maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir