Şeriat

Risale-i Nur terimi

İlâhî kanunlar. (İnsanoğlunun çıkardığı yasalara şeriat denilmez, Anayasa, kanun, emirname gibi tabirler kullanılır.) Şeriat-ı İlâhiye ikidir: Birincisi: Sıfat-ı kelâmdan gelen bir şeriattır ki insanlardan sudur eden ef'âl-i ihtiyariyeyi bir nizam ve bir intizam altına alıp tahdit eden kaidelerin hülâsasıdır veya devletin işlerini tanzim eden nizamların, düsturların, kanunların mecmuasıdır. Sıfat-ı kelâmdan gelen şeriatın ahkâmı, aklın vücuduna tâbidir, aklı olmayana tatbik edilmez. Şeriat-ı İlâhiye, semâviyedir, beşer kanunları gibi tedricen tecarüple hâsıl olan netaic-i efkârın telâhukuyla vücuda gelmez, camid ve muvakkat değildir. Şeriat-ı İlâhiye, beşerin semere-i istidadının çekirdeklerini terbiye ve imdadına kifayeti sebebiyle maddeten ve mânen iki âlemde saâdet-i beşeri temin eder, hem de kamet-i istidadının büyümesiyle tevessü eder, zîhayat ve ebedîdir. Şeriatlar asırlara göre değişir; milletlerin istidadına göre ahkâm tahavvül eder. Bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar gelmiştir. Hâtemü'l-Enbiyanın (misli olmayan ) şeriat-i kübrası ise her asırda her kavme kâfi geldiğinden, muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır, son şeriattır. Mesâil-i şeriattan bir kısmına "taabbüdî" denilir, aklın muhakemesine bağlı değildir, emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir. Bir kısmına "mâkulü'l-mânâ" tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var ki o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebep ve illet değil. Çünkü hakiki illet, emir ve nehy-i İlâhîdir. Şeriatın yüzde doksanı zaruriyat ve müsellemât-ı diniyedir. Mesâil-i içtihadiye-i hilâfiye, yüzde ondur. İkincisi: Sıfat-ı iradeden gelen, "sünnetullah" ve "evâmir-i tekviniye" tesmiye edilen şeriat-ı fıtriyedir ki bütün kâinatta câri olan kavânin-i âdâtullahın muhassalasıdır. Şeriat-ı fıtriye-i kübra-yı İlâhiye, mevcudatta zuhur eden ef'âl-i İlâhiye'nin tanzim ve nizamını gösteren âdetullahın mecmu-u kavânîninden ibarettir. Kavânîn umûr-u itibariyedir; vücûd-u ilmîsi var, haricîsi yok. Onları temsil edecek, onları gösterecek, onların dizginlerini ellerinde tutacak melâike denilen ibâdullah vardır. Onlar olmazsa o namuslara, o kanunlara bir vücut taayyün edemez, bir hüviyet teşahhus edemez, bir hakikat-i hariciye olamaz. Hâlbuki hayat bir hakikat-i hariciyedir. Vehmî bir emir, hakikat-i hariciyeyi yüklenemez. Meşiet-i İlâhiye'nin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir, aklı olmayan bir şeye de tatbik edilir. Bu şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husule gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbik ile tecziye edilir. Mesela dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır.

Şeriat maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir