Seyr ü Sülûk

Risale-i Nur terimi

Yürüyüş, yürüme; gezip dolaşma; ilerleme, mesafe kat etme; yolculuk, sefer; bir şeyi zevk alarak gözle takip etme, bakma, izleme; görülmeye değer şey, eğlence; rüya gibi manaları olan "seyr" kelimesi ile girme, katılma, ilerleme, yükselme manalarında kullanılan "sülûk" kelimelerinden müteşekkildir. Seyr ü sülûk, Zât-ı Zülcelal'in huzur-u kibriyâsına yaklaşmak için kalben ve ruhen uruc etmek, O'na olan bu'diyet noktasında kat'-ı merâtip edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır. "Zât-ı Zülcelal, her şeye her şeyden daha ziyade yakın olduğu hâlde, her şey O'ndan nihayetsiz uzaktır. O'nun huzur-u kibriyâsına perdesiz girmek istenilse, zulmanî ve nuranî, yani maddî ve ekvânî ve esmaî ve sıfâtî yetmiş binler hicaptan geçmek, her ismin binler hususî ve küllî derecât-ı tecellîsinden çıkmak, gayet yüksek tabakat-ı sıfâtında mürur edip ta İsm-i Âzam'ına mazhar olan Arş-ı Âzam'ına uruc etmek, eğer cezb ve lütfu olmazsa binler seneler çalışmak ve sülûk etmek lazım gelir. Mesela sen O'na Hâlık ismiyle yanaşmak istersen, senin hâlıkın hususiyetiyle, sonra bütün insanların hâlıkı cihetiyle, sonra bütün zîhayatların hâlıkı ünvanıyla, sonra bütün mevcudatın hâlıkı ismiyle münasebettarlık lazım gelir. Yoksa zıllde kalırsın, yalnız cüz'î bir cilveyi bulursun." İşte, evliyanın ekserisinin yaptığı seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî, Allah'a olan bu'diyet noktasında kat'-ı merâtip edip bir derece kurbiyete müşerref olmak şeklinde cereyan eder. Bu da kalben ve ruhen uruc etmekle olur. Evliyanın seyr ü sülûku, kurbiyet esası üzerinden giden ve hakikate geçmek, kulûbu tenvir etmek ve insan-ı kâmil olmak için çok merâtibin tayyına ve bir derece zamana muhtaç olan velayet yoludur. Zevkli, neş'eli, kerametli olan bu seyrin miftahları ve vesileleri zikir, tefekkür ve virddir. Bu seyirde her lâtifenin terakkiyatı vardır. İki türlü seyir vardır: Seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî. Birincisi, enfüsîdir. Bu meşrep nefisten başlar, hariçten gözünü çeker, kalbe bakar, enâniyeti deler geçer, kalbinden yol açar, hakikati bulur. Sonra âfâka girer. O vakit âfâkı nuranî görür. Çabuk o seyri bitirir. Enfüsî dairesinde gördüğü hakikati, büyük bir mikyasta onda da görür. Turuk-u hafiyenin çoğu bu yolla gidiyor. Bunun da en mühim esası enâniyeti kırmak, hevâyı terk etmek, nefsi öldürmektir. İkinci meşrep ise âfâktan başlar, o daire-i kübranın mezâhirinde cilve-i esma ve sıfâtı seyredip sonra daire-i enfüsiyeye girer. Küçük bir mikyasta, daire-i kalbinde o envârı müşahede edip, onda en yakın yolu açar. Kalb âyine-i Samed olduğunu görür, aradığı maksada vâsıl olur. "Evet, nasıl ki ehl-i tarikat, seyr-i enfüsî ve âfâkî ile mârifet-i İlâhiye'de iki yol ile gitmişler ve en kısa ve kolayı ve kuvvetli ve itminanlı yolunu enfüsîde, yani kalbinde zikr-i hafiyy-i kalble bulmuşlar. Aynen öyle de, yüksek ehl-i hakikat dahi, mârifet ve tasavvur değil, belki ondan çok âlî ve kıymetli olan iman ve tasdikte, iki cadde ile hareket etmişler. "Biri: Kitab-ı kâinatı mütalâa ile, Âyetü'l-Kübrâ ve Hizbü'n-Nuriye ve Hülâsatü'l-Hülâsa gibi âfâka bakmaktır. "Diğeri: Ve en kuvvetli ve hakkalyakîn derecesinde vicdanî ve hissî, bir derece şuhudî olan hakikat-i insaniye haritasını ve enaniyet-i beşeriye fihristesini ve mahiyet-i nefsiyesini mütalâa ile, imanın şüphesiz ve vesvesesiz mertebesine çıkmaktır ki sırr-ı akrebiyete ve veraset-i nübüvvete bakar. Ve enfüsî tefekkür-ü imanî hakikatinin bir parçası, Otuzuncu Söz'ün, ve "ene" ve "enaniyet"te ve Otuz Üçüncü Mektup'un Hayat Penceresi'nde ve İnsan Penceresi'nde ve bazı parçaları da sair ecza-yı Nuriye'de bir derece beyan edilmiş." En yüksek seyr ü sülûk Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın miracıdır. "Bütün kâinattaki makàsıd-ı ulyâ ve netâic-i uzmâyı anlayacak ve bütün tabakatın ayrı ayrı vezâif-i ubûdiyetlerini görmekle Zât-ı Kibriyâ'nın saltanat-ı rububiyetini, haşmet-i hâkimiyetini müşahede ederek, o Zâtın marziyâtı ne olduğunu anlamak ve O'nun saltanatına dellâl olmak için, alâküllihal, o tabakat ve dairelere bir seyr ü sülûk olacaktır. Tâ, daire-i âzamiyesinin unvanı olan Arş-ı Âzam'ına girecek, tâ Kab-ı Kavseyn'e, yani imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ve Zât-ı Celîl-i Zülcemal ile görüşecektir ki şu seyr ü sülûk ise miracın hakikatidir." Evliya-yı ümmet de ruh ve kalble, o cadde-i nuranîde, mirac-ı Nebevî'nin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre makamat-ı âliyeye çıkıyorlar. Ayrıca bk. akrebiyet; kurbiyet; velayet

Seyr ü Sülûk maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir