Vücud

Risale-i Nur terimi

1. Beden, ceset. 2. Zenginlik, gına. 3. Bulmak, bir şeye ulaşmak. 4. Bulunmak, var olmak, varlık. Mevcut. Zıddı, ademdir. Vücud üçtür: 1. Vâcibü'l-Vücud: Bk. Vâcibü'l-Vücud. 2. Mümteniü'l-vücud: Vücudu ve vücuda gelmesi muhal olan şeyler, şirk gibi. 3. Mümkinü'l-vücud: Müsâviyü't-tarafeyn olan, yani, vâcip ve mümteni olmayan, belki mümkün ve muhtemel olan şeylerin vücut ve ademleri, bir sebep bulunmazsa müsavidir, farkları yoktur. Bu imkân ve müsavatta az-çok, büyük-küçük birdirler. İşte, mahlûkat, mümkündürler. Ve imkân dairesinde vücut ve ademleri müsâvi olmasından, Vâcibü'l-Vücudun hadsiz kudret-i ezeliyesi bir tek mümküne vücut vermesi kolaylığında bütün mümkünatın vücudu, ademin muvazenesini bozar, her şeye lâyık bir vücudu giydirir. Mümkinatın vücudu muhteliftir: • Madenler, • Bitkiler, • Hayvanlar, • İnsanlar, • Melaike ve ruhaniyat. Ayrıca bk. mümkün Vücud, kelam ilminde genel olarak iki başlıkta ele alınır: • Vücud-u haricî: Bir şeyin dış dünyadaki maddi varlığıdır. Yani zihnin dışında, gerçek dünyada bulunmasıdır. Diğer bir ifadeyle, ilm-i ezelînin dairesinde plânları ve miktarları taayyün eden mevcudat-ı ilmiyenin, Cenâb-ı Hakk'ın kudretiyle icad edilip kâinat üzerinde halk edilmiş hâlidir. • Vücud-u zihnî: Bir şeyin zihinde tasavvur edilen varlığıdır. Yani sadece zihinde yahut zihince var olan demektir. 5. Vücud, Allah'ın zâtî ve selbî sıfatlarından biridir. Allah'ın var olduğunu ve yokluğunun muhal olduğunu belirtir. Sâni-i Zülcelal, Vâcibü'l-Vücud'dur. Yani, O'nun vücudu zâtîdir, ezelîdir, ebedîdir; ademi, mümtenidir; zevâli, muhaldir ve tabakat-ı vücudun en râsihi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir. O'nun vücudu, maddiyattan münezzeh ve mücerred ve bütün mahiyetlere mübayin bir mahiyet-i mukaddesesi vardır. Sair tabakat-ı vücut, O'nun vücuduna nisbeten gayet zayıf bir gölge hükmündedir. Zira "her şey, nefsinde mana-yı ismiyle fânidir, mefkuttur, hâdistir, mâdumdur. Fakat mana-yı harfiyle ve Sâni-i Zülcelal'in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibarıyla şahittir, meşhuddur, vâciddir, mevcuttur." Aynı kökle ilgili diğer kelimeler: Vücud-u daimî: Yok olmayan ebedî varlık. Vücud-u hakikî: Asıl, hakiki, zail olmayan mevcut (Mevcud-u Hakikî). Bütün varlıklar, O'nun varlığına bağlı olarak var olan Cenâb-ı Hakk'ın varlığı. Mümkinatın vücudu ise ârızîdir, bizzat hakikî vücut sahibi değildir. Ancak, Vâcibü'l-Vücud'un icadıyla, vücut sahibi olabilirler. Vücud-u hissî: Duygularla kavranabilen varlık. Hislerle örülmüş hayatlı beden. Vücud-u İlâhî: Varlığı zâtî, ezelî, ebedî olan ve ademi mümteni, zevâli muhal olan Allah'ın varlığı. O'nun varlığı, tabakat-ı vücudun en râsihi, en esaslısı, en kuvvetlisi ve en mükemmelidir. (Bk. Vâcübu'l-Vücud) Vücud-u ilmî: İlim boyutunda var olan varlık. Mevcudatın haricî vücud giymeden önce de, görevini bitirip gittikten sonra da Allah'ın ilminde var olması. Mevcudatın bütün etvar ve ahvalinin kaydedildiği İmam-ı Mübîn, Kitab-ı Mübîn, Levh-i Mahfuz, hafızalar, çekirdekler de vücud-u ilmînin daireleri hükmündedir. Vücud-u haricî gibi vücud-u ilmî dahi, hayat-ı umumiyenin manevî bir cilvesine mazhardır ki; mukadderat-ı hayatiye o manidar ve canlı elvah-ı kaderiyeden alınır. Vücud-u imkânî (imkânî vücud): İlm-i muhit-i ezelîde temessül eden ve vücud-u vücubînin tecellîyât-ı nuriyelerine ayine ve mâkes olan varlıklardır. Vücud-u imkânî, ilm-i ezelîden vücud-u haricîye intikal etmişlerse de, vücud-u hakikî mertebesine vasıl olmamışlardır. (Bk. imkân) Vücud-u mânevî: Haricî ve görünürde olmayıp manen var olan mevcudat. Vücud-u mânevî, daire-i ilimde bulunur. Fâni mahlûkat vücud-u haricîyi bıraktıklarında bu vücudu giyerler. Âlem-i gaybdan sayılan geçmiş ve gelecek mahlûkatın varlıkları ve insanın akıl, kalb, ruh, hayal, hafıza gibi latifeleri birer mânevî vücuttur. Vücud-u misalî: Haricî vücudu olan varlıkların âlem-i misalde temessül ve teşekkül eden misalî şeklidir. Nasıl küçük bir âyinede büyük bir saray ile büyük bir bahçenin vücud-u misaliyeleri onda yerleşir. Öyle de, âlem-i maddînin bir senelik mesafesinde, binler sene vüs'atinde vücud-u misalî ve hakaik-i mâneviye yerleşir. Vücud-u misalî, vücud-u haricîden daha hafiftir ve daha aşağı mertebededir. Temessül çeşitleri ile ilgili bk. âlem-i misâl Vücud-u Sâni: Sâni olan, san'atla yaratan Allah'ın varlığı. Bk. Vâcibü'l-Vücud Vücud-u surî: Görünürdeki varlık. Bk. Vücud Vücud-u Vâcib: Bk. Vâcibü'l-Vücud Vücud-u vahdet: Bir olan Allah'ın varlığı. Bk. Vahdet Vücud-u zâhirî: Bk. vücud-u surî Vücud-u zıllî: Vâcibü'l-Vücudun vücuduna nisbeten gayet zayıf ve kararsız bir gölge hükmünde olan, fakat hayal ve vehim de olmayan varlıklar. Bütün mümkinatın (kâinatın) vücudu böyledir. Bk. Mesnevî-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe, s. 182.

Vücud maddesi Lügat-ı Risale'dendir. Diğer terimler: Lügat-ı Risale.

Okurken kelimeye dokunun, anlamı açılsın

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir