Kamer Suresi Oku
Kamer Suresi'ni mushaf, meal, okunuş ve tefsir görünümleriyle okuyun.
Mekke döneminde inmiştir. 55 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “el-Kamer” kelimesinden almıştır. Kamer, ay demektir. Sûre de ana fikir olarak, Kur’an’ı yalanlayanlar, çeşitli azap ve helâk örnekleri de verilerek uyarılmaktadır.
Kamer Suresi'ni yukarıdaki okuyucuda mushaf hattıyla okuyun; "Görünüm"den meal, okunuş ya da tefsirli görünüme geçin, "Ayarlar"dan tema ve yazı boyutunu seçin. Kaldığınız ayet tarayıcınızda saklanır. Kulaklık düğmesi sûreyi seçtiğiniz hafızla okutur; ayrıca Kamer Suresi Dinle ve Kamer Suresi Meali Dinle sayfaları var.
Kamer Suresi Arapça Metni ve Meali
Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Ayete tıklayarak Arapçası, okunuşu, üç meali ve tefsiriyle ayet sayfasını açın.
- 1
اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ ١
Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
- 2
وَاِنْ یَرَوْا اٰیَةً یُعْرِضُوا وَیَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ ٢
Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve "Süregelen bir sihirdir" derler.
- 3
وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ ٣
Peygamberi yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) gerçekleşecek (değişmeyecek)tir.
- 4
وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنَ الْاَنْبَٓاءِ مَا فٖیهِ مُزْدَجَرٌۙ ٤
Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.
- 5
حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ ٥
Bu haberler, zirveye ulaşmış birer hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor!
- 6
فَتَوَلَّ عَنْهُمْۘ یَوْمَ یَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَیْءٍ نُكُرٍۙ ٦
O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. (6-7)
- 7
خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ یَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ ٧
O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. (6-7)
- 8
مُهْطِعٖینَ اِلَى الدَّاعِؕ یَقُولُ الْكَافِرُونَ هٰذَا یَوْمٌ عَسِرٌ ٨
Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, "Bu zor bir gün" derler.
- 9
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ ٩
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.
- 10
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّٖی مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ ١٠
O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti.
- 11
فَفَتَحْنَٓا اَبْوَابَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍؗ ١١
Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
- 12
وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُیُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ ١٢
Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
- 13
وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ ١٣
Biz Nûh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
- 14
تَجْرٖی بِاَعْیُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ ١٤
Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh'a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.
- 15
وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰیَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ١٥
Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?
- 16
فَكَیْفَ كَانَ عَذَابٖی وَنُذُرِ ١٦
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!
- 17
وَلَقَدْ یَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ١٧
Andolsun biz, Kur'anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
- 18
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَیْفَ كَانَ عَذَابٖی وَنُذُرِ ١٨
Âd kavmi de (Hûd'u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!
- 19
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَیْهِمْ رٖیحًا صَرْصَرًا فٖی یَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ ١٩
Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgar gönderdik.
- 20
تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ ٢٠
İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.
- 21
فَكَیْفَ كَانَ عَذَابٖی وَنُذُرِ ٢١
Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)!
- 22
وَلَقَدْ یَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍࣖ ٢٢
Andolsun biz, Kur'anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
- 23
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ ٢٣
Semûd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: "İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz." (23-24)
- 24
فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَفٖی ضَلَالٍ وَسُعُرٍ ٢٤
Semûd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: "İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz." (23-24)
- 25
ءَاُلْقِیَ الذِّكْرُ عَلَیْهِ مِنْ بَیْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ ٢٥
"Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir."
- 26
سَیَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ ٢٦
Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!
- 27
اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْؗ ٢٧
(Salih'e şöyle demiştik:) "Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret."
- 28
وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَیْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ ٢٨
"Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun."
- 29
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ ٢٩
Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.
- 30
فَكَیْفَ كَانَ عَذَابٖی وَنُذُرِ ٣٠
Fakat azabım ve uyarılarım nasılmış!
- 31
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَیْهِمْ صَیْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَـهَشٖیمِ الْمُحْتَظِرِ ٣١
Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.
- 32
وَلَقَدْ یَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ٣٢
Andolsun, biz Kur'anı, düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
- 33
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ ٣٣
Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.
- 34
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَیْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍؕ نَجَّیْنَاهُمْ بِسَحَرٍۙ ٣٤
Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik. Yalnız Lût'un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. (34-35)
- 35
نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَاؕ كَذٰلِكَ نَجْزٖی مَنْ شَكَرَ ٣٥
Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik. Yalnız Lût'un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. (34-35)
- 36
وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ ٣٦
Andolsun, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.
- 37
وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَیْفِهٖ فَطَمَسْنَٓا اَعْیُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابٖی وَنُذُرِ ٣٧
Andolsun, onlar onun (meleklerden olan) misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.
- 38
وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّۚ ٣٨
Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
- 39
فَذُوقُوا عَذَابٖی وَنُذُرِ ٣٩
"Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.
- 40
وَلَقَدْ یَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍࣖ ٤٠
Andolsun, biz Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
- 41
وَلَقَدْ جَٓاءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُۚ ٤١
Andolsun, Firavun'un ailesine de uyarıcılar gelmişti.
- 42
كَذَّبُوا بِاٰیَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَزٖیزٍ مُقْتَدِرٍ ٤٢
Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık.
- 43
اَكُفَّارُكُمْ خَیْرٌ مِنْ اُو࣑لٰٓئِكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَٓاءَةٌ فِی الزُّبُرِۚ ٤٣
(Ey Mekkeliler!) Sizin kafirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var?
- 44
اَمْ یَقُولُونَ نَحْنُ جَمٖیعٌ مُنْتَصِرٌ ٤٤
Yoksa onlar, "Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz" mu diyorlar?
- 45
سَیُهْزَمُ الْجَمْعُ وَیُوَلُّونَ الدُّبُرَ ٤٥
O topluluk yakında (Bedir'de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
- 46
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ ٤٦
Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır.
- 47
اِنَّ الْمُجْرِمٖینَ فٖی ضَلَالٍ وَسُعُرٍۘ ٤٧
Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler.
- 48
یَوْمَ یُسْحَبُونَ فِی النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْؕ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ ٤٨
Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" denecek.
- 49
اِنَّا كُلَّ شَیْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ ٤٩
Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.
- 50
وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ ٥٠
Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)
- 51
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْیَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ٥١
Andolsun, biz sizin gibileri hep helak ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan?
- 52
وَكُلُّ شَیْءٍ فَعَلُوهُ فِی الزُّبُرِ ٥٢
İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.
- 53
وَكُلُّ صَغٖیرٍ وَكَبٖیرٍ مُسْتَطَرٌ ٥٣
Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır.
- 54
اِنَّ الْمُتَّقٖینَ فٖی جَنَّاتٍ وَنَهَرٍۙ ٥٤
Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar.
- 55
فٖی مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلٖیكٍ مُقْتَدِرٍ ٥٥
Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.
Ayet Ayet
Kamer Suresi'ni uygulamada okuyun
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir