Sâffât Suresi Oku
Sâffât Suresi'ni mushaf, meal, okunuş ve tefsir görünümleriyle okuyun.
Mekke döneminde inmiştir. 182 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “es-Sâffât” kelimesinden almıştır. Sâffât, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir. Sûrede başlıca, meleklerden, cinlerden, kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus Peygamberlerin kıssalarına yer verilmektedir.
Sâffât Suresi'ni yukarıdaki okuyucuda mushaf hattıyla okuyun; "Görünüm"den meal, okunuş ya da tefsirli görünüme geçin, "Ayarlar"dan tema ve yazı boyutunu seçin. Kaldığınız ayet tarayıcınızda saklanır. Kulaklık düğmesi sûreyi seçtiğiniz hafızla okutur; ayrıca Sâffât Suresi Dinle ve Sâffât Suresi Meali Dinle sayfaları var.
Sâffât Suresi Arapça Metni ve Meali
Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Ayete tıklayarak Arapçası, okunuşu, üç meali ve tefsiriyle ayet sayfasını açın.
- 1
وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ ١
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır. (1-4)
- 2
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ ٢
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır. (1-4)
- 3
فَالتَّالِیَاتِ ذِكْرًاۙ ٣
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır. (1-4)
- 4
اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌؕ ٤
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır. (1-4)
- 5
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَیْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِؕ ٥
O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.
- 6
اِنَّا زَیَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْیَا بِزٖینَةٍࣙ الْكَوَاكِبِۙ ٦
Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.
- 7
وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَیْطَانٍ مَارِدٍۚ ٧
Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
- 8
لَا یَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَیُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍࣗ ٨
Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır. (8-9)
- 9
دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ ٩
Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır. (8-9)
- 10
اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠
Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).
- 11
فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاؕ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طٖینٍ لَازِبٍ ١١
(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
- 12
بَلْ عَجِبْتَ وَیَسْخَرُونَࣕ ١٢
Hayır, sen (onların haline) şaştın onlar ise alay ediyorlar.
- 13
وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا یَذْكُرُونَࣕ ١٣
Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
- 14
وَاِذَا رَاَوْا اٰیَةً یَسْتَسْخِرُونَࣕ ١٤
Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
- 15
وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖینٌۚ ١٥
(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."
- 16
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ١٦
"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"
- 17
اَوَاٰبَٓاؤُ࣑نَا الْاَوَّلُونَؕ ١٧
"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"
- 18
قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ ١٨
De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
- 19
فَاِنَّمَا هِیَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ یَنْظُرُونَ ١٩
O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.
- 20
وَقَالُوا یَا وَیْلَنَا هٰذَا یَوْمُ الدّٖینِ ٢٠
Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."
- 21
هٰذَا یَوْمُ الْفَصْلِ الَّذٖی كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُونَࣖ ٢١
Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.
- 22
اُحْشُرُوا الَّذٖینَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا یَعْبُدُونَۙ ٢٢
Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. (22-24)
- 23
مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَحٖیمِۙ ٢٣
Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. (22-24)
- 24
وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ࣒لُونَۙ ٢٤
Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. (22-24)
- 25
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٢٥
Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.
- 26
بَلْ هُمُ الْیَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٢٦
Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
- 27
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ یَتَسَٓاءَلُونَ ٢٧
Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).
- 28
قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَاْتُونَنَا عَنِ الْیَمٖینِ ٢٨
Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."
- 29
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنٖینَۚ ٢٩
Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."
- 30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَیْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغٖینَ ٣٠
"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."
- 31
فَحَقَّ عَلَیْنَا قَوْلُ رَبِّنَاࣗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ ٣١
"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."
- 32
فَاَغْوَیْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاوٖینَ ٣٢
"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."
- 33
فَاِنَّهُمْ یَوْمَئِذٍ فِی الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٣
Artık onlar o gün azapta ortaktırlar
- 34
اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمٖینَ ٣٤
İşte biz suçlulara böyle yaparız.
- 35
اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا قٖیلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ یَسْتَكْبِرُونَۙ ٣٥
Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
- 36
وَیَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍؕ ٣٦
"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.
- 37
بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلٖینَ ٣٧
Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.
- 38
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَلٖیمِۚ ٣٨
Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.
- 39
وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ٣٩
Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
- 40
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصٖینَ ٤٠
Ancak Allah'ın halis kulları başka.
- 41
اُو࣑لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ ٤١
İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir. (41-42)
- 42
فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ ٤٢
İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir. (41-42)
- 43
فٖی جَنَّاتِ النَّعٖیمِۙ ٤٣
Onlar Naim cennetlerindedirler.
- 44
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖینَ ٤٤
Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.
- 45
یُطَافُ عَلَیْهِمْ بِكَاْسٍ مِنْ مَعٖینٍۙ ٤٥
Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır. (45-46)
- 46
بَیْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبٖینَۚ ٤٦
Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır. (45-46)
- 47
لَا فٖیهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا یُنْزَفُونَ ٤٧
Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
- 48
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عٖینٌۙ ٤٨
Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
- 49
كَاَنَّهُنَّ بَیْضٌ مَكْنُونٌ ٤٩
Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.
- 50
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ یَتَسَٓاءَلُونَ ٥٠
Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
- 51
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّٖی كَانَ لٖی قَرٖینٌۙ ٥١
İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."
- 52
یَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقٖینَ ٥٢
"Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.
- 53
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَدٖینُونَ ٥٣
"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"
- 54
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ ٥٤
Konuşan o kimse yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der.
- 55
فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ فٖی سَوَٓاءِ الْجَحٖیمِ ٥٥
Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
- 56
قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْدٖینِۙ ٥٦
Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin."
- 57
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّٖی لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرٖینَ ٥٧
"Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."
- 58
اَفَمَا نَحْنُ بِمَیِّتٖینَۙ ٥٨
"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?" (58-59)
- 59
اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو࣒لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبٖینَ ٥٩
"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?" (58-59)
- 60
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖیمُ ٦٠
Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.
- 61
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْیَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ٦١
Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!
- 62
اَذٰلِكَ خَیْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ٦٢
Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
- 63
اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمٖینَ ٦٣
Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.
- 64
اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فٖٓی اَصْلِ الْجَحٖیمِۙ ٦٤
O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.
- 65
طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ࣒سُ الشَّیَاطٖینِ ٦٥
Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.
- 66
فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ࣒نَ مِنْهَا الْبُطُونَؕ ٦٦
Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.
- 67
ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَیْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمٖیمٍۚ ٦٧
Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.
- 68
ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَحٖیمِ ٦٨
Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.
- 69
اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّٖینَۙ ٦٩
Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.
- 70
فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ یُهْرَعُونَ ٧٠
Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.
- 71
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّلٖینَۙ ٧١
Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
- 72
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا فٖیهِمْ مُنْذِرٖینَ ٧٢
Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.
- 73
فَانْظُرْ كَیْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرٖینَۙ ٧٣
Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
- 74
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصٖینَࣖ ٧٤
Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.
- 75
وَلَقَدْ نَادٰینَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجٖیبُونَۚ ٧٥
Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!
- 76
وَنَجَّیْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظٖیمِؗ ٧٦
Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
- 77
وَجَعَلْنَا ذُرِّیَّتَهُ هُمُ الْبَاقٖینَؗ ٧٧
Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.
- 78
وَتَرَكْنَا عَلَیْهِ فِی الْاٰخِرٖینَؗ ٧٨
Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
- 79
سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِی الْعَالَمٖینَ ٧٩
Âlemler içinde Nûh'a selam olsun!
- 80
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِی الْمُحْسِنٖینَ ٨٠
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- 81
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖینَ ٨١
Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.
- 82
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَرٖینَ ٨٢
Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.
- 83
وَاِنَّ مِنْ شٖیعَتِهٖ لَاِبْرٰهٖیمَۘ ٨٣
Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.
- 84
اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلٖیمٍ ٨٤
Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti
- 85
اِذْ قَالَ لِاَبٖیهِ وَقَوْمِهٖ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ ٨٥
Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"
- 86
اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُرٖیدُونَؕ ٨٦
"Allah'ı bırakıp da bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"
- 87
فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمٖینَ ٨٧
"O halde Âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"
- 88
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِی النُّجُومِۙ ٨٨
İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi. (88-89)
- 89
فَقَالَ اِنّٖی سَقٖیمٌ ٨٩
İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi. (88-89)
- 90
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرٖینَ ٩٠
Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
- 91
فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَاْكُلُونَۚ ٩١
İbrahim onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"
- 92
مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ ٩٢
"Ne diye konuşmuyorsunuz?"
- 93
فَرَاغَ عَلَیْهِمْ ضَرْبًا بِالْیَمٖینِ ٩٣
Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.
- 94
فَاَقْبَلُٓوا اِلَیْهِ یَزِفُّونَ ٩٤
Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.
- 95
قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ ٩٥
İbrahim şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"
- 96
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٦
"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."
- 97
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْیَانًا فَاَلْقُوهُ فِی الْجَحٖیمِ ٩٧
Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.
- 98
فَاَرَادُوا بِهٖ كَیْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَلٖینَ ٩٨
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
- 99
وَقَالَ اِنّٖی ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّٖی سَیَهْدٖینِ ٩٩
İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir."
- 100
رَبِّ هَبْ لٖی مِنَ الصَّالِحٖینَ ١٠٠
"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."
- 101
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖیمٍ ١٠١
Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
- 102
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْیَ قَالَ یَا بُنَیَّ اِنّٖٓی اَرٰى فِی الْمَنَامِ اَنّٖٓی اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىؕ قَالَ یَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُؗ سَتَجِدُنٖٓی اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖینَ ١٠٢
Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
- 103
فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبٖینِۚ ١٠٣
Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!" (103-104)
- 104
وَنَادَیْنَاهُ اَنْ یَٓا اِبْرٰهٖیمُۙ ١٠٤
Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!" (103-104)
- 105
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْیَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِی الْمُحْسِنٖینَ ١٠٥
"Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
- 106
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُا الْمُبٖینُ ١٠٦
"Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."
- 107
وَفَدَیْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظٖیمٍ ١٠٧
Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.
- 108
وَتَرَكْنَا عَلَیْهِ فِی الْاٰخِرٖینَ ١٠٨
Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
- 109
سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰهٖیمَ ١٠٩
İbrahim'e selam olsun.
- 110
كَذٰلِكَ نَجْزِی الْمُحْسِنٖینَ ١١٠
İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
- 111
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖینَ ١١١
Çünkü o mü'min kullarımızdandı.
- 112
وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِیًّا مِنَ الصَّالِحٖینَ ١١٢
Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.
- 113
وَبَارَكْنَا عَلَیْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَؕ وَمِنْ ذُرِّیَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهٖ مُبٖینٌࣖ ١١٣
Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.
- 114
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ ١١٤
Andolsun, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.
- 115
وَنَجَّیْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظٖیمِۚ ١١٥
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
- 116
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبٖینَۚ ١١٦
Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
- 117
وَاٰتَیْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبٖینَۚ ١١٧
Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.
- 118
وَهَدَیْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖیمَۚ ١١٨
Onları doğru yola ilettik.
- 119
وَتَرَكْنَا عَلَیْهِمَا فِی الْاٰخِرٖینَ ١١٩
Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.
- 120
سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ ١٢٠
Mûsâ'ya ve Hârûn'a selam olsun.
- 121
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِی الْمُحْسِنٖینَ ١٢١
Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- 122
اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖینَ ١٢٢
Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler.
- 123
وَاِنَّ اِلْیَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلٖینَؕ ١٢٣
Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.
- 124
اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖٓ اَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤
Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
- 125
اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِقٖینَۙ ١٢٥
"Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?" (125-126)
- 126
اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّلٖینَ ١٢٦
"Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?" (125-126)
- 127
فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٢٧
Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.
- 128
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصٖینَ ١٢٨
Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.
- 129
وَتَرَكْنَا عَلَیْهِ فِی الْاٰخِرٖینَ ١٢٩
Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.
- 130
سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْیَاسٖینَ ١٣٠
İlyas'a selam olsun
- 131
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِی الْمُحْسِنٖینَ ١٣١
Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
- 132
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖینَ ١٣٢
Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
- 133
وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلٖینَؕ ١٣٣
Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.
- 134
اِذْ نَجَّیْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَعٖینَۙ ١٣٤
Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık. (134-135)
- 135
اِلَّا عَجُوزًا فِی الْغَابِرٖینَ ١٣٥
Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık. (134-135)
- 136
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَرٖینَ ١٣٦
Sonra da diğerlerini yok ettik.
- 137
وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَیْهِمْ مُصْبِحٖینَۙ ١٣٧
Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? (137-138)
- 138
وَبِالَّیْلِؕ اَفَلَا تَعْقِلُونَࣖ ١٣٨
Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? (137-138)
- 139
وَاِنَّ یُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلٖینَؕ ١٣٩
Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.
- 140
اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ١٤٠
Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.
- 141
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضٖینَۚ ١٤١
Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
- 142
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلٖیمٌ ١٤٢
Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
- 143
فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحٖینَۙ ١٤٣
Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. (143-144)
- 144
لَلَبِثَ فٖی بَطْنِهٖٓ اِلٰى یَوْمِ یُبْعَثُونَ ١٤٤
Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. (143-144)
- 145
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَقٖیمٌۚ ١٤٥
Derken biz onu hasta bir halde sahile attık.
- 146
وَاَنْبَتْنَا عَلَیْهِ شَجَرَةً مِنْ یَقْطٖینٍۚ ١٤٦
Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
- 147
وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ یَزٖیدُونَۚ ١٤٧
Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
- 148
فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى حٖینٍؕ ١٤٨
Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
- 149
فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ ١٤٩
Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
- 150
اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ ١٥٠
Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
- 151
اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَیَقُولُونَۙ ١٥١
İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar. (151-152)
- 152
وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١٥٢
İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar. (151-152)
- 153
اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنٖینَؕ ١٥٣
Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?
- 154
مَا لَكُمْࣞ كَیْفَ تَحْكُمُونَ ١٥٤
Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!
- 155
اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ ١٥٥
Hiç düşünmüyor musunuz?
- 156
اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبٖینٌۙ ١٥٦
Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
- 157
فَاْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖینَ ١٥٧
Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!
- 158
وَجَعَلُوا بَیْنَهُ وَبَیْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاؕ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٥٨
Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
- 159
سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا یَصِفُونَۙ ١٥٩
Allah onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
- 160
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصٖینَ ١٦٠
Ancak Allah'ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.
- 161
فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ ١٦١
(Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz. (161-163)
- 162
مَٓا اَنْتُمْ عَلَیْهِ بِفَاتِنٖینَۙ ١٦٢
(Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz. (161-163)
- 163
اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحٖیمِ ١٦٣
(Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz. (161-163)
- 164
وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ ١٦٤
(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."
- 165
وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ ١٦٥
"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."
- 166
وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ ١٦٦
"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."
- 167
وَاِنْ كَانُوا لَیَقُولُونَۙ ١٦٧
Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk." (167-169)
- 168
لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّلٖینَۙ ١٦٨
Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk." (167-169)
- 169
لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصٖینَ ١٦٩
Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk." (167-169)
- 170
فَكَفَرُوا بِهٖۚ فَسَوْفَ یَعْلَمُونَ ١٧٠
Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.
- 171
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلٖینَۚ ١٧١
Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti
- 172
اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَࣕ ١٧٢
"Onlara mutlaka yardım edilecektir."
- 173
وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ ١٧٣
"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."
- 174
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى حٖینٍۙ ١٧٤
O halde bir süreye kadar onlardan yüz çevir
- 175
وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ یُبْصِرُونَ ١٧٥
Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.
- 176
اَفَبِعَذَابِنَا یَسْتَعْجِلُونَ ١٧٦
Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
- 177
فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرٖینَ ١٧٧
Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
- 178
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى حٖینٍۙ ١٧٨
Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- 179
وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ یُبْصِرُونَ ١٧٩
(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.
- 180
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا یَصِفُونَۚ ١٨٠
Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
- 181
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلٖینَۚ ١٨١
Peygamberlere selam olsun.
- 182
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَ ١٨٢
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Ayet Ayet
Sâffât Suresi'ni uygulamada okuyun
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir