Mukaddime
Ene ve Zerre · Sayfa 31
Ene ve Zerre kitabının "Mukaddime" bölümü 31. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Ene ve Zerre.
Mukaddime
Tahavvülât-ı zerrât; Nakkaş-ı Ezelî'nin kalem-i kudreti, kitâb-ı kâinatta yazdığı âyât-ı tekvîniyenin hengâmındaki ihtizâzâtı ve cevelanıdır. Yoksa; Maddiyyûn ve Tabiiyyûnların tevehhüm ettikleri gibi tesâdüf oyuncağı ve karışık, mânasız bir hareket değildir.
Çünkü; bütün mevcudât gibi zerreler ve her bir zerre, mebde-i hareketinde "Bismillah" der. Çünkü; nihâyetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi...
Hem vazifesinin hitamında "Elhamdülillah" der. Çünkü; bütün ukûlü hayrette bırakan hikmetli bir cemâl-i sanat, faydalı bir hüsn-ü nakış göstererek Sâni-i Zülcelâl'in medâyihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ; nar ve mısıra dikkat et.
Evet, tahavvülât-ı zerrât; (Hâşiye) alem-i gaybdan olan her şeyin geçmiş aslında ve gelecek neslindeki intizâmâta medâr ve ilim ve
(Hâşiye): İkinci Maksad'ın tahavvülât-ı zerrâtın tarifine dair olan uzun cümlenin hâşiyesidir. Kur'ân-ı Hakîm'de "İmâm-ı Mübîn" ve "Kitâb-ı Mübîn", mükerrer yerlerde zikredilmiştir. Ehl-i tefsir, "İkisi birdir."; bir kısmı, "Ayrı ayrıdır." demişler. Hakikatlarına dair beyanâtları muhteliftir. Hülâsa: "İlm-i İlâhî'nin ünvanlarıdır." demişler. Fakat Kur'ân'ın feyzi ile şöyle kanâatım gelmiş ki: "İmâm-ı Mübîn", ilim ve emr-i İlâhî'nin bir nev'ine bir ünvandır ki; âlem-i şehâdetten ziyâde âlem-i gayba bakıyor. Yani; zaman-ı halden ziyade mâzi ve müstakbele nazar eder. Yani; herşeyin vücûd-u zâhirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar, Kader-i İlâhînin bir defteridir. Şu defterin vücudu, Yirmialtıncı Söz'de, hem Onuncu Söz'ün hâşiyesinde isbat edilmiştir. Evet; şu "İmâm-ı Mübîn", bir nev'i ilim ve emr-i İlâhî'nin bir ünvanıdır. Yani; eşyanın mebâdîleri ve kökleri ve asılları, kemâl-i intizam ile eşyanın vücudlarını gayet sanatkârâne intac etmesi cihetiyle; elbette desâtir-i ilm-i İlâhî'nin bir defteri ile tanzim edildiğini gösteriyor ve eşyanın neticeleri, nesilleri, tohumları; ileride gelecek mevcûdâtın programlarını, fihristelerini tazammun ettiklerinden elbette evâmir-i İlâhiye'nin bir küçük mecmuası olduğunu bildiriyorlar. Meselâ; bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları tayin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmünde denilebilir. Elhâsıl; "İmâm-ı Mübîn", mâzi ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal budak salan şecere-i hilkatın bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu mânadaki "İmâm-ı Mübîn", kader-i İlâhî'nin bir defteri, bir mecmua-i desâtiridir. O desâtirin imlâsı ile ve hükmü ile zerrât, vücûd-u eşyadaki hidematına ve harekâtına sevkedilir. Amma "Kitâb-ı Mübîn" ise, âlem-i gaybdan ziyade, âlem-i şehâdete bakar. Yani; mâzi ve müstakbelden ziyade, zaman-ı hâzıra nazar eder ve ilim ve emirden ziyade, kudret ve irâde-i İlâhiye'nin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. "İmâm-ı Mübîn", Kader defteri ise; "Kitâb-ı Mübîn", Kudret defteridir. Yani; her şey vücudunda, mâhiyetinde ve sıfât ve şuûnatında kemâl-i sanât ve intizamları gösteriyor ki; bir kudret-i kâmilenin desâtiri ile ve bir irâde-i nâfizenin kavânîni ile vücud giydiriliyor. Suretleri tayin, teşhis edilip; birer miktar-ı muayyen, birer şekl-i mahsus veriliyor. Demek; o kudret ve irâdenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânîni, bir defter-i ekberi vardır ki; her bir şeyin hususî vücudları ve mahsus suretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. İşte şu defterin vücudu "İmâm-ı Mübîn" gibi kader ve cüz-i ihtiyarî mesâilinde isbat edilmiştir. Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki: Kudret-i Fâtıra'nın o Levh-i Mahfuzunu ve hikmet ve irâde-i Rabbâniyenin o basîrâne kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misâlini hissetmişler. Hâşâ, "Tabiât" nâmıyla tesmiye etmişler, körletmişler. İşte "İmâm-ı Mübîn"in imlâsı ile, yani kaderin hükmüyle ve düsturu ile kudret-i İlâhiye, îcad-ı eşyada her biri birer âyet olan silsile-i mevcûdâtı, "Levh-i Mahv, İsbat" denilen zamanın sahife-i misâliyesinde yazıyor, îcad ediyor, zerrâtı tahrik ediyor. Demek harekât-ı zerrât; o kitâbetten, o istinsahtan; mevcudât, âlem-i gaybdan âlem-i şehâdete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizâzdır, bir harekâttır. Amma, "Levh-i Mahv, İsbat" ise, sâbit ve dâim olan Levh-i Mahfuz-u Âzam'ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücud ve fenâya dâima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-ı zaman odur. Evet, her şeyin bir hakikatı olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikatı dahi "Levh-i Mahv, İsbat"taki kitâbet-i kudretin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir. لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ151
Ene ve Zerre uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir