13-Ra'd@سُورَةُ الرَّعْدِ

Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 29

KitapHizb-ül Kur'an(Mealli)
Sayfa29–31
SeviyeAna bölüm

Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "13-Ra'd@سُورَةُ الرَّعْدِ" bölümü 29. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ﴿٢١١﴾

112. O hâlde sen emrolunduğun gibi doğru ol. Seninle beraber tövbe edenler de (öyle olsunlar). Taşkınlık etmeyin. Çünkü O, yaptıklarınızı görücüdür.

“Hattâ Resûl-iEkrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki: شَيَّبَتْنِى سُورَةُ هُودٍ yani sûre-i Hûd’daki فَا سْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ âyeti beni ihtiyarlattırdı. Çünkü ehemmiyeti azimdir. İstikamet-i tâmmeyi emrediyor.” (STG., Hazreti Gavs’ın…Hâşiye, s.162) “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette halk edildiğinden, harekât ve sekenâtı, itidal ve istikamet üzerine gitmiştir. Siyer-i Seniyyesi, kat'î bir surette gösterir ki; her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş. İfrat ve tefritten içtinap etmiştir. Evet, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm فَا سْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ emrini tamamiyle imtisal ettiği için, bütün ef’al ve akvâl ve ahvâlinde istikamet, kat’i bir surette görünüyor.” (L., On Birinci Lem’a, Üçüncü Mes’ele, s.60. Ayrıca bk. S., Angilikan Kilisesine Cevab, s.746; Ş., Birinci Şua, s.692; BL., Lütfi’nin Mektubu, s.170)

وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَالَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ﴿٣١١﴾

113. Zalimlere meyletmeyin; aksi halde size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız.

وَلآ تَرْكَنُوإِلَىألَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُالنَّارُ âyet-i kerimesi fermanıyla: Zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünki: Rızâ-yı küfür, küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.” (M., Yirmi Sekizinci Mektub Dördüncü Mes’ele, s.361) إِنَّ الاِنسَانَ لَظَلُومٌ âyetine en âzam bir tarzda şimdiki boğuşan insanlar mazhar olmalarından, onlara değil taraftar olmak veya merakla o cereyanları takip etmek ve onların yalan, aldatıcı propagandalarını dinlemek ve müteessirane mücadelelerini seyretmek, belki o acip zulümlere bakmak da caiz değil. Çünkü zulme rıza zulümdür; taraftar olsa, zâlim olur. Meyletse وَلآ تَرْكَنُوإِلَىألَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُالنَّارُ âyetine mahzar olur.”(KL., s.207. Ayrıca bk. M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, s.412; EL-I., s.58)

وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَىِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ﴿٤١١﴾

114. Namazı, gündüzün iki ucunda (sabah, öğle ve ikindi) ve gecenin bir kısmında (akşam ve yatsı) kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.

وَاصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ﴿٥١١﴾

115. (Ey Muhammed!) sabret. Şüphesiz Allah, iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez.

وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ﴿٣٢١﴾

123. Göklerin ve yerin gaybi (sırrı) Allah’ındır. Bütün iş, yalnız O’na döndürülür. Sen de O’na ibadet et ve O’na tevekkül et (O sana yeter). Rabbin sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.

منْ سُورَةُ يُودَةِ

12. YUSUF SÛRESİ’NDEN

وَمَٓا اُبَرِّىُٔ نَفْس۪ىۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَارَحِمَ رَبّ۪ىۜ اِنَّ رَبّ۪ى غَفُورٌ رَح۪يمٌ﴿٣٥﴾

53. “Ben kendimi temize çıkarmıyorum. Şüphesiz nefis daima kötülüğü emreder; ancak Rabbimin merhamet ettiği hariç. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”

“Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir. (...) Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Alişan, وَمَااُبَرِّىءُ نَفْسِى إنَّ النَّفْسَلَاَمَّارَةُ بِالسُّوءِ إلَّا مَارَحِمَ رَبِّى dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir? Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur.” (L., On Üçüncü Lem’a, On Üçüncü İşaret, İkinci Nokta, s.88. Ayrıca bk. L., Yirmi Birinci Lem’a ve Yirmi Sekizinci Lem’a, s.160, 275; BL., Hulûsi Bey’in mektubudur, s.306)

رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَن۪ى مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَن۪ى مِنْ تَاْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۚ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّ۪ فِى الدُّنْيَا وَاْلاٰخِرَةِۚ تَوَفَّن۪ى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْن۪ى بِالصَّالِح۪ينَ﴿١٠١﴾

101. “Ey Rabbim! Bana mülk verdin ve bana rüyaların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin Yaratıcısı; benim dünyada da ve ahirette de velim / sahibim sensin. Canımı Müslüman olarak al ve beni salihlere kavuştur.”

“Halbuki şu âyet, kıssa-i Yûsuf'un en parlak kısmı ki; Azîz-i Mısır olması, peder ve validesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yûsuf'un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki: Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yûsuf kendisi Cenâb-ı Hak’tan vefatını istedi ve vefat etti; o saâdete mazhar oldu. Demek:O dünyevî lezzetli saadetten daha câzibedar bir saâdet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi hakikatbîn bir zat; o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde, gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saâdete mazhar olsun.(…) Hem irşad ediyor ki: Kabrin arkası için çalışınız; hakikî saadet ve lezzet ondadır. Hem Hazret-i Yûsuf'un âli sıddıkıyetini gösteriyor ve diyor: Dünyanın en parlak ve en sürurlu hâleti dahi ona gaflet vermiyor, onu meftun etmiyor; yine âhireti istiyor.” (M., Yirmi Üçüncü Mektub sonu, s.283)

مِنْ سُورَةُ الرَّعْدِ

13. RA’D SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

الٓمٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِۜ وَالَّذ۪ٓى اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ﴿١﴾

1. Elif. Lam. Mim. Ra. Bunlar kitabın ayetleridir. Rabbinden sana indirilen gerçektir. Ancak insanların çoğu iman etmezler.

(bk. Bakara Sûresi 1. âyet açıklaması, s.2)
Sayfa 30

اَللّٰهُ الَّذ۪ى رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ى لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ اْلاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ﴿٢﴾

2. Allah O’dur ki, gökleri gördüğünüz gibi direksiz yarattı. Sonra da Arş’a hükümran oldu. Güneşi ve ayı boyun eğdirdi. Her biri belli bir süreye kadar akar. (Mahlukat ile ilgili) işi idare eder, âyetleri açıklar. Belki Rabbinize kavuşacağınıza kesin inanırsınız.

“Evet, sırr-ı kayyûmiyetin cilvesine bu noktadan bakınız ki, bütün mevcudatı ademden çıkarıp, herbisini bu nihayetsiz fezada, اَللهُ الَّذِى رَفَعَ السَّمَوَاتِ بِغَيْرِعَمَدٍ تَرَوْنَهَا sırrıyla durdurup, kıyam ve beka verip, umumunu böyle sırr-ı kayyûmiyetin tecellîsine mahzar eyliyor. Eğer bu nokta-i istinat olmazsa, hiçbir şey kendi başıyla durmaz; hadsiz bir boşlukta yuvarlanıp ademe sukut edecek. Hem nasılki bütün mevcudat, vücudları ve kıyamları ve bekaları cihetinde Kayyum-u Zülcelal’e dayanıyorlar; kıyamları onunladır.. öyle de: Mevcudatın keyfiyat ve ahvalinde binler silsilelerin; (temsilde hata olmasın) telefon, telgraf silsilelerinin merkezi ve santral direği hükmünde olan sırr-ı kayyumiyette وَإلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ sırrıyla, uçları bağlıdır. Eğer o nuranî nokta-i istinada dayanmazlarsa, ehl-i akılca muhal ve bâtıl olan binler devirler ve teselsüller lâzım gelecek; belki, mevcudat adedince bâtıl olan devirler ve teselsüller lâzım gelir. Meselâ: Bu şey (hıfz veya nur veya vücud veya rızık gibi) bir cihette buna dayanır, bu da ötekine, o da ona.. gitgide herhalde nihayetsiz olamaz, bir nihayeti bulunacak.” (L., Otuzuncu Lem’a, Altıncı Nükte, İkinci Şua, s.346. Ayrıca bk. M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, s.411)

وَهُوَ الَّذ۪ى مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِىَ وَاَنْهَارًاۜ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ ف۪يهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِى الَّيْلَ النَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ﴿٣﴾

3. O ki, yeri döşedi, onda sabit dağlar ve ırmaklar koydu. Orada meyvelerin hepsinden ikişer çift yarattı. Geceyi gündüze bürür. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için deliller vardır.

“Evet, arzın evvel-i hilkatine bakıyoruz ki:Mâyi haline gelen bir madde-i seyyâleden taş, ve taştan toprak halk edilmiş. Mâyi kalsaydı, kabil-i süknâ olmazdı. O mâyi taş olduktan sonra demir gibi sert olsaydı, kabil-i istifade olmazdı. Elbette buna bu vaziyeti veren, yerin sekenelerinin hâcetlerini gören bir Sâni-i Hakîmin hikmetidir. Sonra, tabaka-i türâbiye, dağlar direği üzerine atılmış, tâ içindeki dahilî inkılâplardan gelen zelzeleler, dağlarla teneffüs edip, zemini hareketinden ve vazifesinden şaşırtmasın. Hem denizin istilâsından toprağı kurtarsın. Hem zîhayatların levâzımât-ı hayatiyesine birer hazine olsun. Hem havayı tarasın, gazât-ı muzırradan tasfiye etsin, tâ teneffüse kabil olsun. Hem suları biriktirip iddihar etsin. Hem zîhayata lâzım olan sair madenlere menşe ve medar olsun. İşte, bu vaziyet bir Kadîr-i Mutlak ve bir Hakîm-i Rahîmin vücub-u vücuduna ve vahdetine gayet kat’î ve kuvvetli şehadet eder.” (S., Otuz Üçüncü Söz, Yirmi İkinci Pencere, s.674. Ayrıca bk. L., Yirmi Dokuzuncu Lem’a, s.284)

وَفِى الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخ۪يلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِى اْلاُكُلِۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ﴿٤﴾

4. Yerde komşu kıtalar; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir su ile sulanır. Meyvelerinde bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette deliller vardır.

“Evet bu iki meyve (üzüm ve hurma), hem gıda ve kut, hem fakihe ve yemiş, hem çok lezzetli taamların menşe’leri olmakla beraber, susuz bir kumda ve kuru bir toprakta duran bu ağaçlar, o derece bir mu’cize-i kudret ve bir hârika-i hikmettir ve öyle bir helvalı şeker fabrikası ve ballı bir şurub makinesi ve o kadar hassas bir mizan ve mükemmel bir intizam ve hikmetli ve dikkatli bir san’attırlar ki; zerre kadar aklı bulunan bir adam, ‘Bunları böyle yapan, elbette bu kâinatı yaratan zât olabilir.’ demeğe mecburdur.” (Ş., Yedinci Şua, İkinci Bab, İkinci Hakikat Üçüncü Âyet, s.156)

اَللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ اُنْثٰى وَمَا تَغ۪يضُ الْاَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُۜ وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ﴿٨﴾

8. Allah; her dişinin taşıdığını, rahimlerin neyi eksilttiğini ve neyi artırdığını bilir. Her şey O’nun yanında bir ölçü iledir.

عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ﴿٩﴾

9. Görünmeyeni ve görüneni bilendir, büyüktür, yücedir.

سَوَٓاءٌ مِنْكُمْ مَنْ اَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِه۪ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِالَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ﴿٠١﴾

10. İçinizden sözü gizleyen de onu açıklayan da, gece gizlenen de gündüz yoluna giden de (O’nca) birdir.

لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَالَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَالٍ﴿١١﴾

11. Onun (insanın) önünden ve arkasından takipçileri vardır. Onu Allah’ın emrinden korurlar. Şüphesiz Allah, bir kavimdeki şeyi (nimeti) kendilerindeki şeyi (güzel hâli) değiştirinceye (kadar) değiştirmez. Allah bir topluma bir kötülük istediği zaman, onu geri çevirme yoktur. Onların O’ndan başka bir yardımcısı yoktur.

Sayfa 29   Okuyucuda devam et

Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir