16-Nahl
Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 35
Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "16-Nahl" bölümü 35. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَۙ﴿٨٩﴾
98. Hemen Rabbini Hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَق۪ينُ﴿٩٩﴾
99. Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
منْ سُورَةُ النَّحْلِ
16. NAHL SÛRESİ’NDEN
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ﴿١﴾
1. Allah’ın emri geldi; artık onu istemekte acele etmeyin. O, onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّآ اَنَا۬ فَاتَّقُونِ﴿٢﴾
2. Kendi emrinden melekleri Ruh ile kullarından dilediğine indirir; şöyle uyarın diye: “Gerçek şu ki, benden başka İlah yok; öyleyse benden korkun.”
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ﴿٣﴾
3. (Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
“Bidâyet-i hilkatte semâ ve arz şekilsiz birer küme ve menfaatsiz birer yaş hamur, veledsiz mahlukatsız toplu birer madde iken; Fâtır-ı Hakîm, onları feth ve bastedip güzel bir şekil, menfaatdar birer suret, zînetli ve kesretli mahlukata menşe’ etmiştir anlar. Vüs’at-i hikmetine karşı hayran olur. Yeni zamanın feylesofuna şu kelime şöyle ifham eder ki: Manzume-i Şemsiyeyi teşkil eden küremiz, sair seyyareler, bidayette Güneş’le mümteziç olarak açılmamış bir hamur şeklinde iken; Kadîr-i Kayyum o hamuru açıp, o seyyareleri birer birer yerlerine yerleştirerek, Güneş’i orada bırakıp, zeminimizi buraya getirerek, zemine toprak sererek, sema canibinden yağmur yağdırarak, Güneş’ten ziya serptirerek dünyayı şenlendirip bizleri içine koymuştur anlar , başını tabiat bataklığından çıkarır, اَمَنْتُ بِاللهِ الْواحِدِالاْحَدِ der.” (S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, İkinci Şua, Birinci Lem’a, s.392; ve bk. İkinci Nükte-i Belâgat, s.417)
خَلَقَ اْلاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ﴿٤﴾
4. İnsanı meniden yarattı. Bir de bakarsın o, apaçık bir hasımdır.
وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَ۬﴿٥﴾
5. Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısındıracak şeyler ve faydalar vardır. Onlardan yersiniz de.
وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَ۬﴿٦﴾
6. Onları akşamleyin (otlaktan) getirir ve sabahleyin salıverirken, onlarda sizin için süs (bir zevk) vardır.
وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ﴿٧﴾
7. (Bu hayvanlar) yüklerinizi, yarı canınız çıkmadan ulaşamayacağınız memlekete taşır. Şüphesiz Rabbiniz elbette çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَالَا تَعْلَمُونَ﴿٨﴾
8. Atları, katırları ve merkepleri de, binmeniz ve süs için (yarattı). Daha sizin bilmediğiniz nice şeyler de yaratır.
“Kâinat sarayında hizmet eden hayvanat, kemal-i itaatle evamir-i tekviniyeye imtisal edip, fıtratlarındaki gayeleri güzel bir vecihle ve Cenab-ı Hakk’ın namıyla izhar ederek hayatlarının vazifelerini bedî’ bir tarz ile Cenab-ı Hakk’ın kuvvetiyle işlemekle ettikleri tesbihat ve ibâdât, onların hedâya ve tahiyyatlarıdır ki; Fâtır-ı Zilcelâl ve Vâhib-i Hayat dergâhına takdim ediyorlar.” (S., Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Dal, İkinci Kısım Ameleler, s.356) “Evet, mevcudatın hiçbir cihette Vâcib-ül Vücuda karşı hakları yoktur ve hak dava edemezler; belki hakları, daima şükür ve hamd ile, verdiği vücud mertebelerinin hakkını eda etmektir. Çünki verilen bütün vücud mertebeleri vukuattır, birer illet ister. Fakat verilmeyen mertebeler imkânattır. İmkânat ise ademdir, hem nihayetsizdir. Ademler ise, illet istemezler. Nihayetsize illet olamaz. Meselâ madenler diyemezler: ‘Niçin nebatî olmadık?’şekva edemezler; belki vücud-u madenîye mazhar oldukları için hakları Fâtırına şükrandır. Nebatat niçin hayvan olmadım deyip şekva edemez, belki vücud ile beraber hayata mazhar olduğu için hakkı şükrandır. Hayvan ise niçin insan olmadım diye şikayet edemez, belki hayat ve vücud ile beraber kıymetdar bir ruh cevheri ona verildiği için, onun üstündeki hakkı, şükrandır, Ve hâkeza.. kıyas et. Ey insan-ı müştekî! Sen ma’dum kalmadın, vücud ni’metini giydin, hayatı tattın; câmid kalmadın, hayvan olmadın. İslâmiyet ni’metini buldun; dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet ni’metini gördün; ve hâkezâ... ” (M., Yirmi Dördüncü Mektub, Birinci Makam, Birinci Remiz, s.285)
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟﴿٩﴾
9. Yolun doğrusu Allah’ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi elbette hepinizi hidayete erdirirdi.
هُوَ الَّذ۪ٓى اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ﴿٠١﴾
10. (Allah) O’dur ki, gökten sizin için su indirdi. İçeceğiniz ondandır ve (hayvanları) otlatacağınız ağaç / bitki de ondandır.
“Hem nasıl cevv-i semâdaki bulutlardan mühim hikmetler ve gayeler ve lüzumlu faideler ve semereler için tavzif edilen ve gönderilen katreler, katreler adedince yine o Sâni’-i Hakîm’in vücubunu ve vahdetini ve kemâl-i Rububiyyetini gösterir.” ( S., Otuz Üçüncü Söz, Altıncı Pencere, s.658)
يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ﴿١١﴾
11. Onunla (su ile) size ekin, zeytin, hurmalıklar, bağlar ve her türlü meyvelerden bitirir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için elbette bir ibret vardır.
“Meselâ: O Rahîm-i Zülcemâlin bağıstan-ı kereminden, mucizâtının salkımlarından bir tanecik hükmünde gördüğüm, iki parmak kalınlığında bir üzüm asmasına asılmış olan salkımları saydım. Yüz elli beş çıktı. Bir salkımın danesini saydım, yüz yirmi kadar oldu. Düşündüm, dedim: Eğer bu asma çubuğu, ballı su musluğu olsa, daim su verse, şu hararete karşı o yüzer rahmetin şurup tulumbacıklarını emziren salkımlara ancak kifayet edecek. Halbuki, bazan az bir rutubet ancak eline geçer. İşte, bu işi yapan, herşeye kadir olmak lâzım gelir.” (S., Yirmi İkinci Söz, İkinci Maksad, Altıncı Lem’a, s.302)
وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ﴿٢١﴾
12. O, geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O’nun emri ile boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda akıllarını çalıştıran bir topluluk için elbette ibretler vardır.
وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ﴿٣١﴾
13. Sizin için yeryüzünde renkleri farklı olarak yarattığı şeyleri de (boyun eğdirdi). Şüphesiz bunda öğüt alan bir toplum için elbette bir ibret vardır.
وَهُوَالَّذ۪ى سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَاْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ﴿٤١﴾
14. O ki, ondan taze et yemeniz ve ondan takacağınız bir ziynet (süs eşyası) çıkarmanız için denizi de emrinize verdi. Orada gemilerin suyu yararak gittiğini görürsün ki, bu(nu) lütfundan aramanız ve belki şükredersiniz diye (yaptı).
وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟﴿٥٦﴾
65. Allah, gökten su indirdi de onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltti. Şüphesiz bunda dinleyen bir kavim için elbette bir ibret vardır.
وَاِنَّ لَكُمْ فِى الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ى بُطُونِه۪ مِنْبَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَٓائِغًا لِلشَّارِب۪ينَ﴿٦٦﴾
66. Şüphesiz sizin için hayvanlarda da elbette bir ibret vardır. Size onun karnındakinden fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolay geçen halis süt içiriyoruz.
“İşte şu âyetler, Cenâb-ı Hakkın koyun, keçi, inek, deve gibi mahlûklarını insanlara hâlis, sâfi, leziz bir süt çeşmesi; üzüm ve hurma gibi masnuları da insanlara lâtif, leziz, tatlı birer nimet tablaları ve kazanları; ve arı gibi küçük mucizât-ı kudretini şifalı ve tatlı, güzel bir şerbetçi yaptığını âyet şöylece gösterdikten sonra, tefekküre, ibrete başka şeyleri de kıyas etmeye teşvik için اِنَّ فِى ذَلِكَ لَا َيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ der, hâtime verir. (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, İkinci Nuru, Beşinci Meziyet-i Cezâlet, s.421)
وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًاۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ﴿٧٦﴾
67. Hurma ve üzüm gibi meyvelerden, hem içki, hem de güzel bir rızk (gıdalar) edinirsiniz. Şüphesiz bunda aklını çalıştıran bir kavim için mutlaka bir âyet (ibret) vardır.
“Bu âyet nazar-ı dikkati hurma ve üzüme celbedip der ki: ‘Aklı bulunanlara, bu iki meyvede tevhid için büyük bir âyet, bir delil ve bir hüccet vardır.’ Evet, bu iki meyve, hem gıda ve kut, hem fâkihe ve yemiş, hem çok lezzetli taamların menşeleri olmakla beraber, susuz bir kumda ve kuru bir toprakta duran bu ağaçlar, o derece bir mucize-i kudret ve bir harika-i hikmettir ve öyle bir helvalı şeker fabrikası ve ballı bir şurup makinesi ve o kadar hassas bir mizan ve mükemmel bir intizam ve hikmetli ve dikkatli bir san'attırlar ki, zerre kadar aklı bulunan bir adam, ‘Bunları böyle yapan, elbette bu kâinatı yaratan zât olabilir!’ demeye mecburdur.” (Ş., Yedinci Şua, İkinci Bab, İkinci Hakikat, Üçüncü ayet, s.156)
وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ﴿٨٦﴾
68. Rabbin bal arısına, “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurduğu çardaklardan evler (kovanlar) edin.”, diye vahyetti.
“Evet, balarısı, fıtratça ve vazifece öyle bir mucize-i kudrettir ki, koca Sûre-i Nahl, onun ismiyle tesmiye edilmiş. Çünkü, o küçücük bal makinesinin zerrecik başında onun ehemmiyetli vazifesinin mükemmel programını yazmak ve küçücük karnında taamların en tatlısını koymak ve pişirmek ve süngücüğünde zîhayat âzâları tahrip etmek ve öldürmek hâsiyetinde bulunan zehiri o uzuvcuğuna ve cismine zarar vermeden yerleştirmek, nihayet dikkat ve ilimle ve gayet hikmet ve irade ile ve tam bir intizam ve muvazene ile olduğundan, şuursuz, intizamsız, mizansız olan tabiat ve tesadüf gibi şeyler elbette müdahale edemezler ve karışamazlar. (Ş., Yedinci Şua, İkinci Bab, İkinci Hakikat, Birinci âyet, s.156. Ayrıca bk. S., Yirmi Beşinci Söz, s.440; L., On Yedinci Lem’a, s.126)
Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir