3-Âl-i İmran
Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 5
Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "3-Âl-i İmran" bölümü 5. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).
لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِۜ وَاِنْ تُبْدُوا مَا ف۪ٓى اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّٰهُۜ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ﴿٤٨٢﴾
Meal: 284. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’a aittir. Eğer içinizdekini açıklar veyahut gizlerseniz, Allah sizi ondan hesaba çeker. Dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.
“Yâni: O Vâhiddir, Ehaddir; her şeye kâdirdir. Hiçbir şey ona ağır gelmez. Bir baharı halketmek bir çiçek kadar ona kolaydır. Cennet’i halk etmek, bir bahar kadar ona rahattır. Her günde, her senede, her asırda, yeniden yeniye icad ettiği hadsiz masnuatı, nihayetsiz kudretine nihayetsiz lisanlarla şehadet ederler. İşte şu kelime dahi şöyle müjde eder. Der ki: Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubudiyet boşuboşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelal’in va’dine iman ve itimad et. Ona va’dinde hulfetmek muhaldir. Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur. İşlerine, acz müdahale edemez..."(M.,Yirminci Mektub, Birinci Makam, Onuncu Kelime, s.227. Ayrıca bk. İkinci Makam, Onuncu Kelime, s.245)
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ﴿٥٨٢﴾
285. O Peygamber, Rabbinden kendine indirilene iman etti, mü’minler de. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. “O’nun peygamberlerinden hiçbirisi arasında ayrım yapmayız. İşittik ve itaat ettik. Bağışını dileriz, Ey Rabbimiz! Dönüş ancak sanadır.” dediler.
“Başta Kur’ân, bütün semavî kitablar ve suhuflar ve başta Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olarak bütün peygamberler (Aleyhimüsselâm), bütün davaları beş-altı esas üzerine dönüyorlar. Mütemadiyen o esasları ders vermeye ve isbat etmeye çalışıyorlar. Onların peygamberliklerine ve doğruluklarına şehadet eden bütün hüccetler ve deliller, o esaslara bakıyorlar. Onların hakkaniyetlerine kuvvet veriyorlar. O esaslar ise, iman-ı billah ve iman-ı bil’âhiret ve sair rükünlere imandır. Demek imanın altı rüknü birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Herbirisi umumunu isbat eder, ister, iktiza eder. O altı, öyle bir küll ve küllîdir ki, tecezzi kabul etmez ve inkısâmı imkân haricindedir.” (Ş., On Birinci Şua, Dokuzuncu Mesele, s.241)
لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَااكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ﴿٦٨٢﴾
286. Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez. Kazandığı hayır lehine, işlediği şer de aleyhinedir. Ey Rabbimiz, eğer unutur yahut hata edersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz, takat getiremeyeceğiz şeyi bize yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.
“Dünya mâdem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahibsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerim bir Müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Hem madem لَايُكَلّفُ الله نفساًاِلَّا وُسْعَها sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır. "Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açıp saâdet-i ebediyeye girsin..." "HAŞİYE: Bu mâdemler içindir ki; şahsıma karşı olan zulümlere, sıkıntılara aldırmıyorum ve ehemmiyet vermiyorum. ‘Meraka değmiyor’ diyorum ve dünyaya karışmıyorum.”(M., On Altıncı Mektub, Beşinci Mesele, s.71)
رَبّنالَاتُؤَاخِذْنا اَنْ نَسِينااَوْاَخطاْنا
'Rabbimiz! Unutur yahut hata edersek bizi sorumlu tutma.' mealindeki ibare, Külliyat’da yirmiye yakın yerde, meselelerin sonunda, dua olarak geçmektedir."(bk. S., On Altıncı, Yirminci, Yirmi İkinci, Yirmi Dokuzuncu, Otuz Birinci ve Otuz Üçüncü Söz sonları; M., Yirmi Birinci ve Yirmi Dördüncü Mektub sonları; L., Üçüncü Lem’a sonu; STG., s.159...gibi.)
مِنْ سُورَةُ اٰلِ عِمْرٰنَ
3. ÂL-İ İMRAN SÛRESİ’NDEN
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
الٓمٓۚ﴿١﴾
1. Elif. Lam. Mim.
(bk. Bakara Sûresi 1.âyet açıklaması, s.2)
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَىُّ الْقَيُّومُۙ﴿٢﴾
2. Allah O’dur ki, kendisinden başka İlah yoktur. Hay (gerçek hayat sahibi) ve kayyumdur (her şey onunla kaimdir).
(bk. Bakara Sûresi 255. âyet 3. ve 4. açıklamalar, s.4)
نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَاْلاِنْج۪يلَۙ﴿٣﴾
3. Kitabı sana kendinden öncekileri tasdik edici olarak hak ile indirdi ve Tevrat’ı ve İncil’i de indirdi.
مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ﴿٤﴾
4. Daha önce; insanlar için hidayet olarak, Furkan’ı (Kur’an’ı ve hak ile batılı ayıran delilleri) indirmişti. Allah’ın ayetlerini inkar edenler için pek çetin azap vardır. Allah mutlak galiptir, intikam sahibidir (suçluların hakkından gelir).
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَىْءٌ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَٓاءِۜ﴿٥﴾
5. Şüphe yok ki, ne yerde, ne de gökte, hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
(bk. M., Yirminci Mektub, İkinci Makam, Dördüncü ve Onuncu Kelimeler, s.231 ve 245; En’am sûresi 59.âyet açıklaması, s.13)
هُوَ الَّذ۪ى يُصَوِّرُكُمْ فِى الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ لَٓااِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ﴿٦﴾
6. Size, rahimlerde istediği gibi şekil veren O’dur. O’dan başka İlâh yoktur. Mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
“Yâni: Fettah isminin tecellisiyle basit bir maddeden ayrı ayrı, çeşit çeşit, hadsiz muntazam sûretlerin, beraber, her tarafta bir anda, bir fiil ile açılmasıdır.(...) Evet, meselâ; mezkûr âyetlerin ferman ettikleri gibi üç karanlık içinde bütün vâlidelerin erhamında insanların suretlerini ayrı ayrı, mizanlı, imtiyazlı, zînetli ve intizamlı olarak, hem şaşırmadan, yanlış etmeden, karıştırmadan basit bir maddeden açmak ve yaratmak olan fettahiyet ve umum rûy-i zeminde aynı kudret, aynı hikmet, aynı san’atla umum insanları ve hayvanları ve nebatları ihata eden bu feth-i suver hakikatı; vahdaniyetin en kuvvetli bir bürhanıdır. Çünkü, ihâta etmek bir vahdettir; şirke yer bırakmaz.” (Ş., Yedinci Şua, s.167. Ayrıca bk. Yedinci Şua, s.114-117)
هُوَ الَّذ۪ٓى اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ى قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَاْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَاْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُاِلَّآ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ﴿٧﴾
7. Sana kitabı indiren de O’dur. Ondan bazı ayetler muhkemdir (manası açık) ki, onlar kitabın anasıdır, diğerleri de müteşabihtir (muhkemin zıddıdır, manası açık değildir). Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne aramak ve teviline gitmek için onun müteşabihlerine tabi olurlar. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde kökleşenler ise: ‘Ona inandık; hepsi Rabbimizin katındandır’ derler. Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.
“İrşadın tam nâfi’ olmasının birinci şartı, cemaatın istidadına göre olması lâzımdır. Cemaat, avamdır. Avam ise hakaiki çıplak olarak göremez, ancak onlarca malûm ve me’luf üslûb ve elbise altında görebilirler. Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim yüksek hakaiki, müteşabihat denilen teşbihler, misaller, istiareler ile tasvir edip, cumhura yani avam-ı nâsın fehimlerine yakınlaştırmıştır. Ve keza tekemmül etmeyen avam-ı nâsın tehlikeli galatlara düşmemesi için, hiss-i zahirî ile gördükleri ve itikad ettikleri Güneş, Arz gibi mes’elelerde icmal ve ibham etmiş ise de, yine hakikatlara işareten bazı emareler, karîneler vaz’etmiştir.(...)" "Yani insanların fehimlerine göre Cenab-ı Hakk’ın hitabatında yaptığı bu tenezzülat-ı İlahiye, insanların zihinlerini hakaikten tenfir edip kaçırtmamak için İlahî bir okşamadır. Bunun için, müteşabihat denilen Kur’an-ı Kerim’in üslûbları, hakikatlara geçmek için ve en derin incelikleri görmek için, avam-ı nâsın gözüne bir dürbîn veya numaralı birer gözlüktür.” (İİ., Nübüvvetin Tahkiki, s.112, 116. Ayrıca bk. M., Yirmi Sekizinci Mektub, s.351; Ş., Birinci Şua,, s. 701)
رَبَّنَا لَاتُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ﴿٨﴾
8. Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma. Bize kendi katından bir rahmet ver. Şüphesiz Sen, bağışı en çok olansın.
رَبَّنَٓا اِنَّكَ جاَمِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟﴿٩﴾
9. Ey Rabbimiz, şüphesiz insanları vukuunda şüphe olmayan bir günde toplayacaksın. Şüphesiz Allah sözünden caymaz.
شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِمًا بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ﴿٨١﴾
18. Allah, melekler ve adâlette sebat eden ilim adamları şâhitlik etmiştir ki, O’dan başka İlâh yoktur. O, Azîz ve Hakîmdir.
“Hâkimiyetin şe’ni ve muktezası istklâliyet ve infirattır ve gayrin mudahalesini redir. Hattâ aczleri için muavenete fıtraten muhtaç olan insanlar dahi, o hâkimiyetin bir gölgesi cihetiyle gayrın müdahalesini red ve istiklaliyetini muhafaza etmek için bir memlekette iki padişah, bir vilayette iki vali, bir nahiyede iki müdür, hattâ bir mahallede iki muhtar bulunmuyor. Eğer bulunsa herc ü merc olur, ihtilâl başlar, intizam bozulur." "Madem hâkimiyetin bir gölgesi, âciz ve muavenete muhtaç olan insanlarda bu derece müdahale-i gayrı ve iştiraki reddedip kabul etmezse; elbette acizden münezzeh bir Kadir-i Mutlak’ta, rububiyet suretindeki hâkimiyet, hiçbir cihetle iştiraki ve müdahale-i gayri kabul etmez.” (Ş., İkinci Şua, İkinci Makam, s.18. Ayrıca bk. Ş., Yedinci Şua, s.119 ve 147; EL-I., s.34; KL., s.70)
اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ اْلاِسْلَامُ۠ ﴿﴾
(-)19. Allah katında gerçek din İslam’dır. ...
Not: Bu âyet-i kerimenin tamamı değil, bir kısmı alınmıştır.(MB.)
“İşte o İslâmiyet ve Şeriat, öyle bir tarzda muhit ve mükemmeldir ve öyle bir surette kâinatı kendiyle beraber tarif eder ki, onun mahiyetine dikkat eden elbette anlar ki; o din, bu güzel kâinatı yapan zâtın, o kâinatı kendiyle beraber tarif edecek bir beyannamesidir ve bir tarifesidir. Nasılki bir sarayın ustası, o saraya münasib bir tarife yapar. Kendini vasıflarıyla göstermek için, bir tarife kaleme alır; öyle de: Din ve şeriat-ı Muhammediyede (A.S.M.) öyle bir ihata, bir ulviyet, bir hakkaniyet görünüyor ki; kâinatı halk ve tedbir edenin kaleminden çıktığını gösterir. Ve o kâinatı güzelce tanzim eden kim ise, şu dini güzelce tanzim eden yine odur. Evet o nizam-ı ekmel, elbette bu nizam-ı ecmeli ister.” (M., On Dokuzuncu Mektub, On Dokuzuncu Nükteli İşaret, s.193. Ayrıca bk. HŞ., Birinci Kelime Mânilerden sonra, s.30; S., Sekizinci ve On Sekizinci Sözler, s.34 ve 233)
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ﴿٦٢﴾
26. De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım; sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden çeker alırsın. Dilediğini aziz eder, dilediğini zelil (hor) edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin."
“İşte şu âyet Cenab-ı Hakk’ın, nev’-i beşerin hayat-ı içtimaiyesindeki tasarrufatını şöyle gösteriyor ki; izzet ve zillet, fakr ve servet doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın meşietine ve iradesine bağlıdır. Demek, kesret-i tabakatın en dağınık tasarrufatına kadar, meşîet ve takdîr-i İlâhiye iledir. Tesadüf karışamaz.” (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, s.418)
Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir