Herşeyin Güzel Cihetine Bakmak Bedbin ve Karamsar Olmamak
Hizmet Düsturları · Sayfa 144
Hizmet Düsturları kitabının "Herşeyin Güzel Cihetine Bakmak Bedbin ve Karamsar Olmamak" bölümü 144. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizmet Düsturları.
36. Düstur
Herşeyin Güzel Cihetine Bakmak Bedbin Ve Karamsar Olmamak
-Güzel gören, güzel düşünür. Güzel d üşünen, hayatından lezzet alır.M 473
- Sâniyen: مَنْ آمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ "|﹜ Kadere iman eden gam ve hüzünden emin olur" sırrıyla, * خُذُوا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ اَحْسَنَهُ "Herşeyin güzel cihetine bakınız"kaidesinin sırrıyla,
َالَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ اُولئِكَ الَّذِينَ هَدَيهُمُ اللّهُ وَ اُولئِكَ هُمْ اُولُوا اْلاَلْبَابِ gayet kısacık bir meali: "Sözleri dinleyip en güzeline tâbi' olup fenasına bakmayanlar, hidayet-i İlahiyeye mazhar akıl sahibi onlardır." mealinde.Bizler için şimdi herşeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek vechine bakmak lâzımdır ki manasız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici haller nazar-ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin.
Sekizinci Söz'de bir bahçeye iki adam, biri çıkar biri giriyor.
Bahtiyarı bahçedeki çiçeklere, güzel şeylere bakar, safa ile istirahat eder.
Diğer bedbaht, temizlemek elinden gelmediği halde çirkin, pis şeylere hasr-ı nazar eder, midesini bulandırır. İstirahata bedel sıkıntı çeker, çıkar gider.
Şimdi hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin safhaları, hususan Yusufiye Medresesi bir bahçe hükmündedir. Hem çirkin, hem güzel, hem kederli, hem ferahlı şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki;ferahlı ve güzel şeylerle meşgul olup, çirkin, sıkıntılı şeylere ehemmiyet vermez, şekva ve merak yerinde şükreder, sevinir.Ş. 509
Cem'iyet-i Beşeriye Hizmet-i Nuriye Bir Bahçe Gibidir
En dehşetli hallerle zahiri dünyası kararan bir yolcunun güzel bir nazar ile dünyasının aydınlandığını sekizinci sözden öğreniyoruz
- Bir hadîs-i kudsîde Cenab-ı Hak buyurmuş: * اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى * Yani "Kulum beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim."
İşte bu bedbaht adam,sû'-i zan ile ve akılsızlığı ile, gördüğünü âdi ve ayn-ı hakikat telakki etti ve öyle de muamele gördü ve görüyor ve görecek! Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor, böylece azab çekiyor. Biz de şu meş'umu,bu azabda bırakıp döneceğiz. Tâ,öteki kardeşin halini anlayacağız.
İşte şu mübarek akıllı zât gidiyor. Fakat biraderi gibi sıkıntı çekmiyor. Çünki güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyalar eder.Kendi kendine ünsiyet eder.
Hem biraderi gibi zahmet ve meşakkat çekmiyor. Çünki nizamı bilir, tebaiyet eder, teshilat görür. Asayiş ve emniyet içinde serbest gidiyor.
İşte bir bahçeye rastgeldi.İçinde hem güzel çiçek ve meyveler var.Hem bakılmadığı için murdar şeyler de bulunuyor. Kardeşi dahi böyle birisine girmişti. Fakat murdar şeylere dikkat edip meşgul olmuş, midesini bulandırmış. Hiç istirahat etmeden çıkıp gitmişti. Bu zât ise,"Her şeyin iyisine bak"kaidesiyle amel edip murdar şeylere hiç bakmadı.İyi şeylerden iyi istifade etti. Güzelce istirahat ederek çıkıp gidiyor.
*********
İyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık, nasıl fenalık getirdiğini,
hem insan su-i zan sebebiyle kendi kendine zulm edip gündüz gibi güzel bir hakikatı ve parlak bir vaziyeti, basiretsizliği ile kendisine muzlim ve zulümatlı bir cehennem şekline getirdiğini,
Ne şefkate istihkakı ve ne de kimseden şekvaya hakkı olmadığını anlamak için bu iki kardeşin vaziyetlerini müvazene edelim .
İşte ey tenbel nefsim! Ve ey hayalî arkadaşım!
Geliniz! Bu iki kardeşin vaziyetlerini müvazene edelim. Tâ,iyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık, nasıl fenalık getirir;görelim, bilelim.
Hem o bedbaht,kendi kendine zulmetmiş.Gündüz gibi güzel bir hakikatı ve parlak bir vaziyeti, basiretsizliği ile kendisine muzlim ve zulümatlı bir evham, bir cehennem şekline getirmiş.Ne şefkate müstehaktır ve ne de kimseden şekvaya hakkı vardır.
Meselâ: Bir adam (Kur'an talebesi), güzel bir bahçede, (cennet bahçeleri hükmüne olan ilim meclislerinde, dershanelerde) ahbablarının ortasında, yaz mevsiminde (gençlik ve istifade ve istifazanın yazında) hoş bir ziyafetteki (Kur'an ve iman ziyafetindeki) keyfe kanaat etmeyip (kalbi ve ruhi istifade ve istifazaya kanaat etmeyip) kendini pis müskirlerle sarhoş edip; (internet, tv, gibi kalbi ve ruhu uyutucu levhiyatla sarhoş edip) kendisini kış ortasında, canavarlar içinde aç, çıplak tahayyül edip bağırmaya ve ağlamaya başlasa, (felsefenin siyah gözlüğü ile alemi zulümatlı görüp feryad etse) nasıl şefkate lâyık değil, kendi kendine zulmediyor. Dostlarını canavar görüp, tahkir ediyor.
İşte bu bedbaht dahi öyledir.
ve şu bahtiyar ise, hakikatı görür. Hakikat ise güzeldir. Hakikatın hüsnünü derk etmekle, hakikat sahibinin kemaline hürmet eder. Rahmetine müstehak olur.İşte «Fenalığı kendinden, iyiliği Allah'tan bil» olan hükm-ü Kur'anînin sırrı zahir oluyor.
Daha bunlar gibi sair farkları müvazene etsen anlayacaksın ki:
Evvelkisinin nefs-i emmaresi, ona bir manevî cehennem ihzar etmiş.
Ve ötekisinin hüsn-ü niyeti ve hüsn-ü zannı ve hüsn-ü hasleti ve hüsn-ü fikri, onu büyük bir ihsan ve saadete ve parlak bir fazilete ve feyze mazhar etmiş.S. 38
(Aynen öyle de; Cennet bahçelerini temsil eden ilim meclislerinde, samimi ve hakiki kardeşlerin ortasında, yaz mevsimini andıran gençliğin ve ilim tahsilinin en verimli çağında, Kur'an sofrasındaki ziyafete ve Bediüzzamanın Kur'andan istihraç ederek bizimle paylaşmak istediği hakikatlara ehemmiyet vermeyip ve kanaat etmeyip… medyadaki hakikatsız olan insanların hakikatsız paylaşımlarına ehemmiyet verip … kendini manen sarhoş etmeye vesile olan telefon, televizyon ve internet gibi müfsit aletlerle kalbini ve hissiyat-ı maneviyesini sarhoş etmiş ve zikirden nefretkarane uzaklaşmış bir psikoloji ile kendi batınındaki su-i ahvali, su-i zan sebebiyle başkalarınada teşmil ederek… sun'i krizler çıkarıp, felaket dellallığı yapar bir tarzda, buralarda bir şey elde edilmiyor diye ruhundaki karamsarlığın siyah gözlüğü ile hem etrafındaki kendisi ile uğraşan abilerinin hukukuna tecavüz hem istifadeye çalışan kardeşlerinin istifade ve istifazelerine taarruz etmiş olur, hem de umum hizmeti yüklenen şahs-ı manevinin hukukuna zarar vermiş olur.)
**
Ve o yoldaki bahçe ise,cem'iyet-i beşeriye ve medeniyet-i insaniye içinde muvakkat hayat-ı içtimaiyedir ki;hayır ve şer, iyi ve fena, temiz ve pis şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki: خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدَرْ kaidesiyle amel eder, selâmet-i kalb ile gider.>S. 38
-Bunu iyi bilmeli. خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدَرْ kendine düstur etmeli.
Güzel gör, hem güzel bak. Tâ güzel düşünmeli.
Güzel bil, hem güzel düşün. Tâ leziz hayatı bulmalı.
Hayat içinde hayattır,hüsn-ü zanda emeli.
Sû'-i zanla yeistir saadet muharribi, hem de hayatın katili. S. 711
- İnsanları canlandıran emeldir,öldüren ye'stir.H. 119
- Hem de Avrupa'nın terbiyesinin neticesi olarak * خُذْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ اَحْسَنَهُ * kaidesiyle her şeyin en iyi cihetini nazara almak maslahat iken, en fena ciheti nazara alıp mütemadiyen milleti ye'se sevk ederek, ruh-u cemaatı öldürüyor. Sti.87
Hizmet Düsturları uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir