Tevazu ve Mahviyyet
Hizmet Düsturları · Sayfa 124
Hizmet Düsturları kitabının "Tevazu ve Mahviyyet" bölümü 124. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizmet Düsturları.
30. Düstur
Tevazu Ve Mahviyyet
Tevazu, Mahviyet Ve Terk-i Enaniyet Uhuvvet Ve Tesanüdü Takviye Eder
- Mümkün olduğu derecede bizim arkadaşlar uhuvvetlerini ve tesanüdlerini tevazu ile ve mahviyetle ve terk-i enaniyetle takviye etmek gayet lâzım ve zarurîdir. Ş. 315
- Said tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risalet-ün Nur'u bulandırmasın, tesirini kırmasın. K. 18
- Bence bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, imanı kurtarmaktır, başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.
Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin.Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyet,bu zamanda ehl-i hakikata lâzım ve elzemdir.Çünki bu asırda en büyük tehlike, benlikten ve hodfüruşluktan ileri geldiğinden; ehl-i hak ve hakikat,mahviyetkârane daima kusurunu görmek ve nefsini itham etmek gerektir.Sizin gibi ağır şerait içinde kahramancasına imanını ve ubudiyetini muhafaza etmesi, büyük bir makamdır. T. 482
- Risale-i Nur gurur ve kibir ve hodfüruşluk ve zillet gibi ahlâk-ı seyyieden kurtararak,tevazu' ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sahib kılar. S. 765
-(Üstad Hazretleri) Hakikatların derkine mani olan benlik, gurur, ucb ve enaniyet gibi kötü hasletlerden kurtarıp,tevazu ve mahviyet gibi yüksek ve güzel ahlâklara sahib kılması... S.751
- Hem, meselâ; gurur ve kibirde öyle bir ağır yük var ki, mağrur adam herkesten hürmet ister, ve istemek sebebiyle istiskal gördüğünden, daimî azap çeker.
Evet hürmet verilir, istenilmez.
Hem, meselâ ,tevazuda ve terk-i enaniyette öyle lezzetli bir mükafat var ki, ağır bir yükten ve kendini soğuk beğendirmekten kurtarır. H. 176
- Bizde sülûk tevazu dan başlar,mahviyetten geçer, Fena fillah makamını görür. Gayr-ı mütenahî makamatta sülûke başlar. Ene ve nefs-i emmare kibriyle, gururuyla söner.
Hakikî Hristiyanlık değil, belki tahrif ve felsefe ile sarsılmış Hristiyanda,ene levazımatıyla kuvvetleşir. Enesi kuvvetli, müteşahhıs, rütbeli, makam sahibi bir adam Hristiyan olsa mütesallib olur. Fakat Müslüman olsa lâkayd olur. H. 138
- Evet -temsilde hata yok- nasılki büyük bir veli, küçük bir ashab kadar hizmet-i İslâmiyede Ehl-i Sünnetçe mevki almadığı gibi, aynen öyle de: "Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz, bir veliden ziyade mevki alıyor." diye kanaatım gelmiş ve siz daima bu kanaatımı takviye ediyorsunuz. Cenab-ı Hak, sizlerden ebediyen razı olsun, âmîn! Ş. 317
Tevazuda Ölçü
-Dördüncü Sebeb:Bazan tevazu', küfran-ı nimeti istilzam ediyor; belki küfran-ı nimet olur. Bazan da tahdis-i nimet,iftihar olur. İkisi de zarardır.
Bunun çare-i yegânesi ki; ne küfran-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun. Meziyet ve kemalâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün'im-i Hakikî'nin eser-i in'amı olarak göstermektir.
Meselâ: Nasılki murassa' ve müzeyyen bir elbise-i fahireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese:
"Mâşâallah çok güzelsin, çok güzelleştin."
Eğer sen tevazukârane desen: "Hâşâ!.. Ben neyim, hiç. Bu nedir, nerede güzellik?" O vakit küfran-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir san'atkâra karşı hürmetsizlik olur.
Eğer müftehirane desen: "Evet ben çok güzelim, benim gibi güzel nerede var, benim gibi birini gösteriniz." O vakit, mağrurane bir fahrdir.
İşte fahrden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: "Evet ben güzelleştim, fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir, benim değildir."
İşte bunun gibi, ben de sesim yetişse, bütün Küre-i Arz'a bağırarak derim ki:Sözler güzeldirler, hakikattırlar;fakat benim değildirler. M. 369-370
- Bir insanın müteaddid şahsiyeti olabilir. O şahsiyetler ayrı ayrı ahlâkı gösteriyorlar.
Meselâ: Büyük bir memurun, memuriyet makamında bulunduğu vakit bir şahsiyeti var ki; vakar iktiza ediyor, makamın izzetini muhafaza edecek etvar istiyor.
Meselâ: Her ziyaretçi için tevazu' göstermek tezellüldür, makamı tenzildir. Fakat kendi hanesindeki şahsiyeti, makamın aksiyle bazı ahlâkı istiyor ki, ne kadar tevazu' etse iyidir. Az bir vakar gösterse, tekebbür olur. Ve hâkeza...
Demek bir insanın, vazifesi itibariyle bir şahsiyeti bulunur ki, hakikî şahsiyeti ile çok noktalarda muhalif düşer. Eğer o vazife sahibi, o vazifeye hakikî lâyıksa ve tam müstaid ise, o iki şahsiyeti birbirine yakın olur. Eğer müstaid değilse, meselâ bir nefer, bir müşir makamında oturtulsa, o iki şahsiyet birbirinden uzak düşer; o neferin şahsî, âdî, küçük hasletleri; makamın iktiza ettiği âlî, yüksek ahlâk ile kabil-i te'lif olamıyor. M. 319
- Zaîfin kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur;
kavînin zaîfe karşı tevazu'u, zaîfte tezellül olur.
Bir ulü-l emrin makamındaki ciddiyeti, vakardır; mahviyeti, zillettir.. hanesindeki ciddiyeti, kibirdir; mahviyeti tevazu'dur. H. 128
- S- Bir büyük adama ve bir veliye ve bir şeyhe ve bir büyük âlime karşı nasıl hür olacağız? Onlar meziyetleri için bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların faziletlerinin esiriyiz.
C- Velayetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe'ni tevazu ve mahviyettir. Tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız.
S- Neden tekebbür küçüklük alâmetidir?
C- Zira her bir insan için, içinde görünecek ve onunla nâsı temaşa edecek bir mertebe-i haysiyet ve şöhret vardır. İşte o mertebe eğer kamet-i istidadından daha yüksek ise; o, o seviyede görünmek için tekebbür ile ona uzanıp tetavül ve tekebbür edecektir. Şayet kıymet ve istihkakı daha bülend ise,tevazu ile tekavvüs edip ona eğilecektir. Mn. 24
- Her adam için, heyet-i içtimaiyede görmek ve görünmek için mertebe denilen bir penceresi vardır. O pencere kamet-i kıymetinden yüksek ise,tekebbür ile tetavül edecek; eğer kamet-i kıymetinden aşağı ise,tevazu' ile tekavvüs edecek ve eğilecek.. tâ o seviyede görsün ve görünsün.
İnsanda büyüklüğün mikyası;küçüklüktür,yani tevazu'dur.Küçüklüğün mizanı; büyüklüktür, yani tekebbürdür. M. 477
-Büyük görünme küçülürsün
Ey enesi çifteli, kafası da kibirli! Şu mizanı bilmeli: Her adam için elbet cem'iyet-i beşerde, içtimaî binada,
Görmek görünmek için şu mertebe denilen bir penceresi var. Ger pencere, kamet-i kıymetinden yüksekse, tekebbürle tetavül edecek, uzanacak.
Ger pencere, kamet-i himmetinden alçaksa,tevazu'la tekavvüs edecek, eğilecek.
Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük.Nâkıslarda, küçüklük mizanıdır büyüklük... S. 724
Nerede Tevazu Yapılmamalıdır
- Üstad, hususî hayatında mütevazi,vazife başında vakurdur.Tevazu ve mahviyette nümune-i misal olacak bir mertebededir. Bu mevzuda der ki: «Bir nefer nöbette iken, baş kumandan da gelse, silâhını bırakmayacak. Ben Kur'anın bir hizmetkârı ve bir neferiyim. Vazife başında iken karşıma kim çıkarsa çıksın, hak budur derim, başımı eğmem." S. 762
Hizmet Düsturları uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir