Kütübü Sitte - 11.Cilt — Sayfa 173
Kitap
Kütübü Sitte - 11.Cilt kitabının 173. sayfası — Kitap bölümü. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; metin aşağıda basılı nüsha görünümüyle.
yönünü ele alarak der ki:
"Allah Teâlâ Hazretleri hamrı pis olduğu için haram kılmıştır. Zira O celle şânuhu bu ümmete, temiz bir şeyi ceza olsun diye haram kılmamıştır. Temizi, ceza olarak, yahudilere haram kıldığını âyet-i kerime beyan eder: "Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan men etmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü, kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık..." (Nisa 160).
Bu ümmete böyle bir ceza verilmediğine göre, haram edilenlerin hiç biri temiz değildir. Bu ümmete her ne haram edilmişse pis oldukları için haram edilmiştir.Bunların ümmete haram edilmesi, ümmeti o şeylerin pisliğinden zararından korumak içindir. Öyleyse hastalıklara, illetlere karşı hamrdan şifa aramak uygun düşmez. Bunların bertaraf edilmesinde tesiri olsa bile, hamrdaki kötülüğün kuvveti sebebiyle peşinden daha beter hastalıklar kalbte zuhur eder. Böylece, hamrla tedavi olan kimse, bedendeki hastalığın giderilmesine çalışırken, kalbinde hastalık kazanmış olur..."
Kaydedilen bu açıklama, haramlık ve helalliğin, dinî bakımdan izafî olduğunu, yani Allah yasakladı ise pis addetmek, helal kıldı ise temiz addetmek gerektiğini göstermektedir. Dinin koyduğu hükümlerde aklî muhakeme yürütmek mahzurludur, teslimiyet esastır.
Bu meselede Hanefî âlim Aynî de Şâfiiyyü'l-Mezhep olan Nevevî gibi düşünür: "Şifa vereceği hususunda kesin bir kanaat hâsıl olursa haramla tedavi caizdir, tıpkı muzdar kişinin meyteyi (leşi) yemesi, boğazına lokma takılanın kaydırmak için veya susuzluktan ölecek olanın da susuzluk için hamrı içmesi gibi. Ancak hamr'da şifa hâsıl olacağı hususunda kesin kanaat hasıl olmazsa o durumda alınması mubah olmaz." Keza der ki: "Bir kimsenin, bir başkasının hastalığını ilmî gücüyle bildiğini ve bu hastalığın da hamr ile tedavi edilebileceğine hükmettiğini farzedecek olsak, bu durumda o kimsenin hamr içmesi mubahtır, tıpkı şiddetli susuzluk esnasında hamr içmesinin, açlık anında da meyte yemesinin mubah olması gibi."
Aynî'nin bu mütâlaasına itiraz edilerek hamr ile, takılan lokmanın kaydırılması, susuzluğun giderilmesi kesin bir durum ama, tedavi ile şifanın husûl bulması, helal şeyle dahi olsa kesin değildir; öyleyse, haramla tedaviyi susuzluk sırasında veya lokmasının kaydırılmasında içilen şarapla kıyaslamak fasid bir değerlendirmedir, itibar edilemez, denilmiştir.
İbnu Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr'da der ki: "Lokmanın, hamr ile boğazdan kaydırılması, hamr ile susuzluğun giderilmesi örneklerinde elde edilen fayda kesindir. Bu sebeple, şarap olduğu halde, bunu kullanmayıp susuzluktan ölen veya boğazına takılan lokma sebebiyle boğulan kimse günahkar olur. Tedavide durum böyle değildir. Çünkü, uygulanacak tedaviden fayda sağlamak kesin değil, zannîdir. Bu sebeple bir kimse tedaviye başvurmasa ve ölse günahkar olmaz."
İbnu'l-Arabî, Arızatu'l-Ahvazî'de şöyle der: "Dense ki: "Tedavi zaruri bir haldir, zaruret ise haramları mubah kılar, öyleyse haramla tedavi mübah olmalıdır!" Biz de deriz ki: "Tedavi zaruri bir hal değildir. Zaruret, açlıktan ölüm korkusu getiren haldir. Tedavi olmak asıl olarak vacib değildir, öyleyse onda harama başvurmak nasıl mubah olur?"
Bütün bu farklı mütâlaalardan sonra Rahmeten lil-âlemin olan Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın "Ümmetin ihtilafı rahmettir" hadisini hatırlatmak ve ihtilaflı meselelerde ümmet için kolaylık ve ruhsatın varlığı prensibi sebebiyle haram hükmünde cezmedilemeyeceği prensibini kaydetmek isteriz.
Ancak dinin selameti, şüpheli şeylerden kaçmadadır.
HAMR HAKKINDA TIBBIN EN SON SÖYLEDİKLERİ
"Şeriatın "Haramlar niyyetlerle mubah olmaz" hükmünü de dikkate alarak, Hattâbî'nin görüşüne
Kütübü Sitte - 11.Cilt uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir