Kasâme Bölümü

Kütübü Sitte - 14.Cilt · Sayfa 104

KitapKütübü Sitte - 14.Cilt
Sayfa104
SeviyeAna bölüm

Kütübü Sitte - 14.Cilt kitabının "Kasâme Bölümü" bölümü 104. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 14.Cilt.

UMUMİ AÇIKLAMA

Kasâme kelimesi yemin manasına gelir. Dilimizdeki kasem kelimesi de aynı manada olmak üzere bu kötken gelir. Fıkıh ıstılahı olarak, daha hususi bir yeminin adıdır.

Istılahat-ı Fıkhiye'deki tarifi şöyledir: "Kâtili meçhul olan ve üzerinde katil eseri bulunan bir ölünün bulunduğu mahal ahalisinden elli kimsenin veçh-i mahsus üzere yemin etmelerine kasâme denir.

Bir mahallede veya bir karyede (köyde) veya bir şahsın mülkünde veya meskeninde yahud bir karye veya beldeye ses işitilecek derece yakın olup, kimsenin mülkünde bulunmayan hâli bir yerde bir katil (ölü) bulunduğu ve kendisinde -dövülme gibi, gözlerinden kan fışkırması gibi- katledildiğine delalet eden bir eser görüldüğü halde, kâtili bilinmese; katilin velileri ise o mahal sahibinin veya ahalisinin inkarlarına rağmen onların katletmiş olduklarını bila beyyine (delil olmaksızın) dava ve yemin etmelerini talep eylese, bunlardan evliya-i katilin (ölenin velilerinin) intihab edecekleri elli erkeğe hakim tarafından yemin tevcih edilir. Onlardan her biri de "billahi onu ben öldürmedim ve öldüreni de bilmiyorum" diye nam-ı akdes-i İlahiye kasem eder.

Şayet kendisine böyle yemin tevcih edilenlerden biri, kâtilin kim olduğunu biliyorsa, o halde "billahi onu ben öldürmedim ve filandan başka öldüreni de bilmiyorum" diye yemin eder.

Kasâme suretiyle yemin edeceklerin adedi elliye baliğ olmadığı takdirde, kendilerine elliye kadar yemin tekrar tevcih edilir."

Yine Istılahat-ı Fıkhiye'de açıklandığı üzere, kasâme müessesesi, maktul tarafın mağduriyetini azaltıp yarasını sardığı gibi, ferdleri ve cemiyetleri, kendi mülkleri dahilinde cereyan eden faili meçhul cinayetlerden sorumlu tutarak teyakkuza ve tedbire sevketmektedir. Ammeye, devlete ait bir arazide cereyan eden böylesi bir cinayetin fidyesini devlet ödemekle, devlet ve amme sorumluları teyakkuza zorlanmış olmaktadır. Böylece hiçbir kimsenin kanı, faili meçhul diye heder olmamakta, mağdurları fidyesiz kalmamaktadır. Diğer taraftan cinayetin işlendiği arazi sahipleri yemin suretiyle kısastan kurtulmakta, ceza hafiflemektedir.

Müteakiben görüleceği üzere, kasâme cahiliye devrinde mevcuttur. İslam bunu ibka etmiştir.{288}

1. (4985) Hadis-i Şerif

﹛عن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]إنَّ أوَّلَ قَسَاَمَةٍ كَانَتْ في الْجَاهِلِيّةِ لِفِينَا بَنِى هَاشِمٍ كَانَ رَجُلٌ مِنْ بَنِى هَاشِمٍ اسْتَأجَرَهُ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ مِنْ فَخِذٍ أُخْرَى، فَانْطَلَقَ مَعَهُ في إبلِهِ. فَمَرَّ بهِ رَجُلٌ مِنْ بَنِى هَاشِمٍ، وَقَدِ انْقَطَعَتْ عُرْوَةُ جَوَالِقِهِ. فقَالَ: أغِثْنِى بِعِقَالٍ أشَدُّ بِهِ عُرْوَةَ جَوَالِقِي، تَنْفُرُ الابِلُ. فَأعْطَاهُ عِقَالًا فَشَدَّ بِهِ. فَلمَّا نَزَلُوا عُقِلَتْ الابِلُ إلَّا بَعِيراً وَاحِداً فقَالَ الّذِى اسْتَأجَرَهُ: مَا بَالُ هذَا الْبَعِيرِ لَمْ يُعْقَلْ. فقَالَ: لَيْسَ لَهُ عِقَالٌ. فقَالَ: أيْنَ عَقَالُهُ؟ وَحَذَفَهُ بِعَصَا كَانَ فيهَا أجَلُهُ فَمَرّ بِهِ رَجُلٌ مِنْ أهْلِ الْيَمَنِ. فقَالَ: أتَشْهَدُ الْمَوْسِمَ؟ فقَالَ: مَا أشْهَدُ، وَرُبَّمَا شَهِدْتُهُ. قَالَ: فَهَلْ أنْتَ مُبَلِّغٌ عَنِّي رِسالةً مَرَّةً مِنَ الدَّهْرِ؟ قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: إذَا شَهِدْتَ الْمَوْسِمَ فَنَادِ: يَا لَقُرَيْشٍ؟ فإذَا أجَابُوكَ؛ فَنَادِ: يَا لَبَنِي هَاشِمٍ، فإذَا أجَابُوكَ. فاسألْ عَنْ أبِي طَالِبٍ، فأخْبِرهُ أنَّ فُلَاناً قَتَلَنِي في عِقَالٍ، وَمَاتَ الْمُسْتَأجَرُ. فَلَمَّا قَدِمَ الّذِى أسْتَأجَرَهُ أتَاهُ أبُو طَالِبٍ. فقَالَ: مَا فَعَلَ صَاحِبُنَا؟ قَالَ: مَرِضَ فأحْسَنْتُ الْقِيَامَ عَلَيْهِ، وَوَلِيتُ دَفْنهُ. قَالَ: قَدْ كَانَ أهْلَ ذلِكَ مِنْكَ فَمَكَثَ حِيناً ثُمَّ إنَّ الرَّجُلَ الّذِى أوْصَى إلَيْهِ وَافَى الْمَوْسِمَ. فقَالَ يَا لَقُرَيْشٍ. قَالُوا: هذِهِ قُرَيْشٌ. يَالَبَنِي هَاشِمٍ. قَالُوا: هذِهِ بَنُو هَاشِمٍ.

قَالَ أيْنَ أبُو طَالِبٍ؟ قَالُوا: هذَا أبُو طَالبٍ. قَالَ: أمَرَنِي فُلَانٌ أنْ أُبَلِّغَكَ رِسَالَةً أنَّ فُلَاناً قَتَلَهُ في عِقَالٍ فَأتَاهُ أبُو طَالِبٍ. فقَالَ: أخْتَرْ مِنَّا إحدَى ثَلاثٍ. إنْ شِئْتَ أن تُؤَدِّيَ مِائَةَ مِنَ الابْلِ فإنَّكَ قَتَلْتَ صَاحِبَنَا وَإنْ شِئْتَ حُلِّفَ خَمْسُونَ مِنْ قَوْمِكَ أنَّك لَمْ تَقْتُلْهُ. فإنْ أبَيْتَ قَتَلْنَاكَ بِهِ. فأتَى قَوْمَهُ فأخْبَرَهُمْ. فقَالُوا نَحْلِفُ فَأتَتِ اِمْرَأةٌ مِنْ بَنِى هَاشِمٍ كَانَتْ تَحْتَ رَجُلٍ مِنْهُمْ، قَدْ وَلَدَتْ مِنْهُ. قَالَتْ: يَا أبَا طَالِبٍ أُحِبُّ أنْ تُجِيزَ ابْنِي هذَا بِرَجُلٍ مِنَ الْخَمْسِينَ وَلَا تُصْبَرُ يَمِينَهُ حَيْثُ تُصْبَرُ الايْمَانُ فَفَعَلَ فَأتَاهُ رَجُلٌ مِنْهُمْ. فقَالَ: يَا أبَا طَالِبٍ أرَدْتَ خَمْسِينَ رَجُلًا أنْ يَحْلُفُوا مَكَانَ مِائَةٍ مِنَ الابِلِ يُصِيبُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمْ بَعِيرَانِ، هذَانِ بَعِيرَانِ، فاقْبَلْهُمَا مِنّي وَلَا تُصْبَرُ يَمِينِي حَيْثُ تُصْبَرُ الايْمَانُ فَقَبِلَهُمَا. فَجَاءَ ثَلَامَانِيَةٌ وَأرْبَعُونَ فَحَلَفُوا. قَالَ ابْنُ عَبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما: فَوَ الَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ مَا حَالَ الْحَوْلُ وَمِنَ الثَّمَانِيَةِ وَالارْبَعِينَ عَيْنٌ تَطْرُفُ[. أخرجه البخاري والنسائي."القسامةُ" الايمان يقسم بها المتهمون على إستحقاقهم دم صاحبهم أو يقسم المتهمون على نفي القتل عنهم، وهو مصدر يقال: أقسم يقسم قسماً وقسامة: إذا حلف.وَلَا "الفخذُ" دون القبيلة.وَلَا "تُجِيزُ ابْنِى" روى بالراء وبالزاى، ومعناه بالراء تؤمنه منها، وبالزاى تأذن له في ترك اليمين.وَلَا "المجيزُ" هو الذي يقوم بأمر اليتيم.وَلَا "يمينُ الصبر" هي التي يُلْزَمُهَا المأمور بها ويكره عليه ويُحكم عليه بها.|﹜

1. (4985)-İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Cahiliye devrinde görülen ilk kasâme hadisesi, biz Benî Haşim içinde cereyan etmişti. Benî Haşim'den (Amr İbnu Alkame İbni'l-Muttalib İbni Abdi Menaf

Sayfa 104   Okuyucuda devam et

Kütübü Sitte - 14.Cilt uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir