Kütübü Sitte - 14.Cilt — Sayfa 30

Dilenciliğin Zemmi

Kütübü Sitte - 14.Cilt kitabının 30. sayfası — Dilenciliğin Zemmi bölümü. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; metin aşağıda basılı nüsha görünümüyle.

11. (4873) Hadis-i Şerif

وعن أنَسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]أتَى رَجُلٌ مِنَ الانْصَارِ يَسْألُ رَسُولَ اللّهِ ﷺ فقَالَ: أمَا في بَيْتِكَ شَيْءٌ؟ قَالَ: بَلى؛ حِلْسٌ نَلْبَسُ بَعْضَهُ وَنَبْسُطُ بَعْضَهُ، وَقَعْبٌ نَشْرَبُ فيهِ الْمَاءَ. فقَالَ: ائْتَنِى بِهِمَا. فأتَاهُ بِهِمَا. فأخَذَهُمَا ﷺ بِيَدِهِ، وَقَالَ: مَنْ يَشْتَرِي هذَيْنِ؟ قَالَ رَجُلٌ: أَنا آخُذُهُمَا بِدِرْهَمٍ. قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: مَنْ يَزِيدُ عَلى دِرْهَمٍ مَرَّتَيْنِ أوْ ثَلَاثاً. قَالَ رَجُلٌ: أنَا آخُذُهُمَا بِدِرْهَمَيْنِ. فأعْطَاهُمَا إيَّاهُ، وَأخَذَ الدِّرْهَمَيْنِ فَأعْطَاهُمَا لِلانْصَارِي، وقَالَ: اشْتَرِ بِأحَدِهِمَا طَعَاماً فَانْبِذُهُ الى أهْلِكَ، وَاشْتَرِ بالآخَرِ قَدُوماً فَاْتِنِي بِهِ. فأتَاهُ بِهِ فَشَدَّ فيهِ رَسُولُ اللّهِ ﷺ عُوداً بِيَدِهِ. ثُمَّ قَالَ لَهُ: اذْهَبْ فَاحْتَطِبْ وَبِعْ، وَلَا أرَيَّنَّكَ خَمْسَةَ عَشْرَ يَوْماً. فَفَعَلَ ثُمَّ جَاءَ، وَقَدْ أصَابَ عَشَرَةَ دَرَاهِمَ فَاشْتَرَى بِبَعْضِهَا ثَوْباً وَبِبَعْضِهَا طِعَاماً فقَالَ لَهُ ﷺ: هذَا خَيْرٌ لَكَ مِنْ أنْ تَجِئَ الْمَسْألَةُ نُكْتَةَ في وَجْهِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، إنَّ الْمَسْألَةَ لَا تَصْلُحُ إلَّا لذِي فَقْرٍ مُدْقِعٍ، أوْ لِذِي غُرْمٍ مُقْطِعٍ، أوْ لِذِي دَمٍ مُوجِعٍ[. أخرجه أبو داود، وهذا لفظه، والترمذي باختصار .

11. (4873)-Hz.Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ensârî bir zat gelip Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan birşeyler istemişti.

"Evinde hiçbir şey yok mu?" buyurdular. Adam:

"Evet, dedi. Bir çulumuz var. Bir kısmıyla örtünüp, birkısmını da yaygı olarak yere seriyoruz! Bir de su içtiğimiz kabımız var."

"Onları bana getir!" diye emrettiler. Adam gidip getirdi. Aleyhissalâtu vesselâm eşyaları eline alıp:

"Şunları satın alacak yok mu?" buyurdular. Bir adam:

"Ben bir dirheme satın alıyorum" dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):

"Bir dirhemden fazla veren yok mu?" dedi ve iki üç sefer tekrarlayarak (açık artırmaya çıkardı). Orada bulunan bir adam:

"Ben onlara iki dirhem veriyorum" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm eşyaları ona sattı. İki dirhemi alıp Ensariye verdi ve:

"Bunun biriyle ailen için yiyecek al, ailene ver. Diğeriyle de bir balta al bana getir!" buyurdular. Adam gidip bir balta alıp getirdi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), ona eliyle bir saplık geçirdi. Sonra:

"Git, odun eyle, sat ve on beş gün bana gözükme!" buyurdu. Adam aynen böyle yaptı, sonra yanına geldi. Bu esnada on dirhem kazanmış, bunun bir kısmıyla giyecek, bir kısmıyla da yiyecek satın almıştı. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):

"Bak, bu senin için, kıyamet günü alnında dilenme lekesiyle gelmenden daha hayırlıdır!" buyurdu ve sözlerine şöyle devam etti:

"Dilenmek, sersefil, fakra düşmüş veya rüsvay edici borca batmış veya elem verici kana bulaşmış inanlar dışında, kimseye caiz değildir." [Ebu Davud, Zekat 26, (1641); Tirmizî, Büyû 10, (1218); İbnu Mace, Ticârât 25, (2198).]{76}

AÇIKLAMA:

Hadiste geçen elem verici kan tabiriyle katil ve yakınları kastedilmiştir. Çünkü diyet ödeyerek sulha bağlanan kan meselesinde, katilin ödeyecek yeterli miktarda parası olmadığı taktirde, katil ve yakınları sıkıntı ve elem içerisinde kalır. Resulullah bu durumda katil tarafın dilenerek de olsa, malum meblağı temin etmeye ruhsat tanımıştır.

Hadis, fukaralık probleminin çözümünde en müessir, en muteber yolu da göstermiştir: En zaruri eşyalardan bile olsa ucuzpahalı satıp basit bir sermaye teşkil edip, bu parayı meşru olan bir iş, bir ticarete maya yapmak. Bu tarzda hiçbir kimseye minnet mevcut değildir. Kişi ailesi içerisinde daha sade, maddî teçhizattan daha mahrum bir vaziyette yaşayabilir. Başkasına borç pahasına lüks hayatı Resulullah tavsiye etmemektedir. Zahmetli bile olsa çalışarak kazanmak, minnetli yaşamaktan pek çok evladır.{77}

12. (4874) Hadis-i Şerif

وعن حبشي بن جنادة السلولي رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أتَى أعْرَابِيٌّ رَسُولَ اللّهِ ﷺ وَهُوَ وَاقِفٌ بِعَرَفَةَ فَأخَذَ بِطَرَفِ رِدَائِهِ، وَسَألَهُ إيّاهُ. فَأعْطَاهُ إيّاهُ. فَذَهَبَ بِهِ مَعَهُ. فَعِنْدَ ذلِكَ حُرّمَتِ الْمَسْألَةُ. فقَالَ ﷺ: إنَّ الصَّدَقَةَ لَا تَحِلُّ لِغَنِيٍّ، وَلِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ، وَلَا تَحِلُّ إِلَّا لِذِي فَقْرٍ مُدْقِعٍ، أوْ غُرْمٍ مُفْظِعٍ، أوْ دَمٍ مُوجِعٍ، وَمَنْ سَألَ النَّاسَ لِيُثْرِى بِهِ مَالهُ كَانَ خُمُوشاً في وَجْهِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَرَضْفاً يَأكُلُهُ مِنْ جَهَنَّمَ. فَمَنْ شَاءَ فَلْيُقْلِلْ، وَمَنْ شَاءَ فَلْيُكْثِرْ[. أخرجه الترمذي.وزاد رزين رحمه اللّه: "وَإنّي لاعْطِي الرَّجُلَ الْعَطِيَّةَ فَيَنْطَلِقُ بِهَا تَحْتَ إبْطِهِ أوْ جَاعِلُهَا فِي بَطْنِهِ وَمَا هِيَ إلَّا نَارٌ فقَالَ لَهُ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: فَلِمَ تُعْطِي يَا رَسُولَ اللّهِ مَا هُوَ نَارٌ. فقَالَ: أبَى اللّهُ لِي الْبُخْلَ وَأبَوْا إلَّا مَسْألَتِى. قَالُوا: وَمَا الْغِنَى الَّذِى لَا يَنْبَغِي مَعَهُ الْمَسْألَةُ؟ قَالَ قَدْرُ مَا يُغَدّيهِ أوْ يُعَشِّيهِ"."المِرّةُ" بكسر الميم: الشدة والقوة.وَلَا "السّوِىّ" التام الخلق السليم من الآفات.وَلَا "الفَقْرُ الْمُدْقِعُ" هو الذي يلصق صاحبه بالدقعاء، وهى التراب لشدته، وقيل هو سوء احتمال الفقر.وَلَا "الغُرمُ" أداء ما تكفلت به.وَلَا "المُفظعُ" الشديد الشنيع.وَلَا "الدّمُ المُوجِعُ" أن يتحمل إنسان دية فيسعى فيها يؤدّيها الى أولياء المقتول، وإن لم يؤدها قتل المتحمل عنه وهو نسيبه أو حميمه فيوجعه قتله.وَلَا "الرَّضْفُ" جمع رضفة، وهى الحجارة المحماة .

Kütübü Sitte - 14.Cilt uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir