Umumi Açıklama

Kütübü Sitte - 14.Cilt · Sayfa 108

KitapKütübü Sitte - 14.Cilt
Sayfa108–109
SeviyeAna bölüm

Kütübü Sitte - 14.Cilt kitabının "Umumi Açıklama" bölümü 108. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 14.Cilt.

bulunması ve bir de üzerinde öldürülme izi görülmesi, kasâme gerektirir. İmam Malik, İmam Şafiî, İmam Ahmed, Davud-u Zahirî, Leys ve bir kısım başka alimlere göre, maktulün sırf bir kavmin mahalle, kabile veya mescidinde bulunması ile kasâme sabit olmaz bu katl heder sayılır. Bu, bir kimse tarafından işlenmiş, mahallenin suçlanması için buraya atılmış bir cinayet de olabilir.{295}

2-HADİSTEN ÇIKARILAN BAZI FEVAİD

*Kasâme ile sadece diyet icabeder, kısas gerekmez diyenlere bu hadis delildir.

*Faziletçe eşitlik halinde, yaşlı olana öncelik tanınır.

*Kasâme hak bir metoddur.

*Kâfir ve fasığın yeminine itibar edilir.

*Gaib aleyhine hüküm verilebilir. Kan davasında hasmın huzuru şart değildir.

*Müslümanla kâfir arasındaki davalar İslam kanunlarına göre çözüme bağlanır.

*Zann-ı galibe dayanarak yemin edilebilir.

*Kasâmenin cari olmadığı durumda, beytü'lmalden diyet ödenir.{296}

5. (4989) Hadis-i Şerif

وعنه أيضاً عن ابيه عن جده قال: ]قَتَلَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ بِالْقَسَامَةِ رَجُلًا مِنْ بَنِي نَضْرِ بْنِ مَالِكٍ بِبَحْرَةِ الرُّغَاءِ عَلى شَطٍّ لِيّةِ الْبَحْرَةِ، فقَالَ الْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ مِنْهُمْ[. أخرجه أبو داود. "الْبَحْرَةُ" البلدة .

5. (4989)-Yine Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi tarikinden anlatıldığına göre, "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), Liyyetü'l-Bahre nam mevkiin kenarında yer alan Bahretu'r-Ruğâ'da meskun Benî Nadr İbni Malik kabilesinden bir adamı kasâme yoluyla öldür(t)dü ve:

"Katil de maktül de kendilerinden!" buyurdu." [Ebu Davud, Diyat 8, (4522).] {297}

AÇIKLAMA:

1-Bu hadis, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kasâme yoluyla kısasa da yer verdiğini ifade etmektedir. Ancak hadisin muzdarib olduğu, ibarede birkısım takdim ve tehirler bulunduğu şarihler tarafından belirtilmiştir. Teysir Müellifi, hadisin Sünen'deki aslında yer alan ve bazı ihtilaflara işaret eden Ebu Davud'un hadis hakkında notunu buraya almamıştır. Teknik bir teferruat olduğu için biz de temas etmeyeceğiz.

2-Zürkânî'nin Muvatta Şerhi'nde kaydına göre, Ömer İbnu Abdilaziz ve Abdullah İbnu'z-Zübeyr (radıyallahu anhümâ) bu hadisle amel etmişlerdir. {298}

MUDARABE BÖLÜMÜ

UMUMİ AÇIKLAMA

Teysir'in aslında Kırâz diye isimlendirilmiş olan bu bölümün ismini mudarebe diye değiştirdik. Çünkü kırâz kelimesi dilimizde bilinmez. Esasen kırâz da mudarebe demektir. Hicaz ulemasının kırâz dediği şeye Irak ulemâsı mudarebe demiştir.

Zürkânî'nin açıkladığı üzere, Irak uleması, kelimeyi "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman..." (Nisa 101) ve "Bir kısmınız, Allah'ın lütfundan rızkını aramak için yeryüzünde dolaşacak..." (Müzzemmil 20) ayetlerinden almıştır. Hadiste لَوْ جَعَلْتُهُ قِرَاضاً ibaresinin gelmiş olması da, bu tabirin Hicaz'da müsta'mel bir lügat olduğunu gösterir.

Mudarebe (kırâz) cahiliye devrinde cârî olan ticârî bir ortaklık çeşidi idi. İslam aynen benimsemiştir. Hatta Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine henüz peygamberlik gelmezden önce, Hz. Hatice

Sayfa 109

(radıyallahu anhâ) ile mudarebede bulunmuştur. Tıpkı diyet gibi, bu tatbikat herkes tarafından rivayet edilmiştir. Meşruiyyetinde herhangi bir şüphe mevzubahis değildir.

Bu kısa açıklamadan sonra mudarebeyi kısaca: "Bir taraftan sermaye, diğer taraftan say ve amel (çalışma) olmak üzere akdedilen bir nevi şirket, ticârî bir ortaklık" diye tarif edebiliriz. Bu şirkette sermayeyi kullanıp çalışan ortağa mudarib denir.

İbnu Abdilberr: "Mudarebenin amel edilmiş olan bir sünnet olduğu hususunda ulema icma etmiştir" dedikten sonra, Hz. Ömer, Abdullah İbnu Ömer, Hz. Aişe, İbnu Mes'ud gibi büyük sahabilerin: "Yetimlerin mallarını ticarette çalıştırın, zekat yiyip tüketmesin" dediklerini ve onların, yetimlerin mallarını mudârebe usulüyle çalıştırdıklarını belirtir.{299}

1. (4990) Hadis-i Şerif

عن زيد بن أسلم عن أبيه قال: ]خَرَجَ عَبْدُاللّهِ وَعُبَيْدُاللّهِ ابْنَا عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهم في جَيْشٍ الى الْعِرَاقِ. فَلَمَّا قَفَلَا مَرّا عَلى أبِي مُوسى الاشْعَرِيِّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه وَهُوَ أمِيرُ الْبَصْرَةِ فَرَحّبَ بِهِمَا وَسَهّلَ. ثُمَّ قالَ: لَو أقْدِرُ لَكُمَا عَلى أمْرٍ أنْفَعُكُمَا بِهِ لَفَعَلْتُ؟ ثُمَّ قَالَ: بَلى، ههُنَا مَالٌ مِنْ مَالِ اللّهِ أُرِيدُ أنْ أبْعَثَ بِهِ الى أمِيرِ الْمُؤْمِنينَ فاسْلِفَكُمَاهُ، فَابْتَاعَا بِهِ مِنْ مَتَاعِ الْعِرَاقِ ثُمَّ تَبِيعَانِهِ بِالْمَدِينَةِ، فَتُؤَدِّيَانِ رَأسَ الْمَالِ الى أمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ وَيَكُونُ لَكُمَا الرِّبْحُ. فقَلَا: وَدِدْنَا، فَفَعَلَ. وَكَتَبَ الى عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه أنْ يَأخُذَ مِنْهُمَا الْمَالَ. فَلَمّا قَدِمَا بَاعَا فأرْبَحَا فَلَمَّا دَفَعَا ذلِكَ الى عُمَرَ، قَال: ألِكُلِّ الْجَيْشِ أسْلَفَ مِثْلَ مَا أسْلَفَكُمَا. أدّيَّا الْمَالَ ورِبْحَهُ. فأمَّا عَبْدُاللّهِ فَسَكَتَ، فأمَّا عُبَيْدُاللّهِ فقَالَ: مَا يَنْبَغِي لَكَ يَا أمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هذَا؛ أرَأيْتَ لَوْ نَقَصَ الْمَالُ أوْ هَلَكَ ضَمَنَّاهُ. فقَالَ: أدِّيَا الْمَالَ وَرِبْحَهُ فَسَكَتَ عَبْدُاللّهِ. فَرَاجَعَهُ عُبَيْدُاللّهِ فقَالَ رَجُلٌ مِنْ جُلَسَائِهِ: يَا أمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ؛ لَوْ جَعَلْتُهُ قِراضاً؟ فَقَالَ: عُمَرُ قَدْ جَعَلْتُهُ قراضاً، أدِّيَا الْمَالَ وَرِبْحَهُ. فَسَكَتَ عَبْدُاللّهِ فَأخَذَ رَأسَ الْمَالِ وَنِصْفَ رِبْحِهِ. وَأخَذَ عَبْدُاللّهِ وَعُبَيْدُ اللّهِ نِصْفَ رِبْحِ الْمَالِ[. أخرجه مالك .

1. (4990)-Zeyd İbnu Eslem (radıyallahu anh) babasından naklen anlattığına göre, "Ömer İbnu'l-Hattab'ın iki oğlu Abdullah ve Ubeydullah (radıyallahu anhümâ), Irak'a giden bir orduya katılıp sefere çıktılar. Bu seferde, Basra emîri olan Ebu Musa el-Eş'arî (radıyallahu anh)'ye uğradılar. Ebu Musa onlarla merhabalaşıp, kolaylık diledikten sonra:

"Size faydası dokunacak bir şey yapabilmeyi ne kadar isterdim!" dedi ve az sonra hatırladı: "Evet evet! Şurada Allah'ın malından mal var. Onu Emîrü'lmü'minîn (Hz. Ömer)'e göndermek istiyorum. Ben onu size karz olarak vereyim. Siz onunla Irak mallarından satın alın, sonra da Medine'de satın. Sermayeyi emîru'lmü'minîn'e ödeyin, kâr da sizin olsun!" dedi. Abdullah ve Ubeydullah:

"Bunu yapmak isteriz" dediler ve yaptılar. Ebu Musa, Hz. Ömer (radıyallahu anhümâ)'e onlardan malı almasını yazdı.

Medine'ye geldikleri vakit malı sattılar, kâr ettiler. Parayı Hz. Ömer'e verdikleri zaman:

"Ebu Musa, her askere size yaptığı gibi borç veriyor mu?" diye sordu. Oğulları, "Hayır!" dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer:

"Emîru'lmü'minînin iki oğlu olduğunuz için borç vermiş. (Olmaz böyle şey!) Sermayeyi de, kârı da getirin!" diye gürledi. Abdullah sükût etti. Ubeydullah ise:

"Ey Emîru'lmü'minîn, bu davranış sana yakışmaz! Eğer bu sermaye noksanlaşsa veya kaybolsa idi, biz tazmin edecektik" dedi. Fakat Hz. Ömer:

"Kârı da getirin!" diye ısrar etti. Abdullah yine sesini çıkarmadı. Ubeydullah (önceki söylediklerini tekrar ederek) karşılık verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer'in meclis arkadaşlarından bir adam:

"Ey Emîru'lmü'minîn! Bunu mudarebe saysan!" teklifinde bulundu. Hz. Ömer de:

"Evet, onu mudarebe kıldım!" deyip, sermayeyi ve kârın yarısını aldı. Abdullah'la Ubeydullah da diğer yarısını aldılar." [Muvatta, Kıraz 1, (2, 687, 688).]{300}

2. (4991) Hadis-i Şerif

وعن الْعَلَاء بن عبدالرحمن عن أبيه عن جده: ]أنّ عُثْمَانَ بْنَ عَفّانَ: أعْطَاهُ مَالًا قَراضاً يَعْمَلُ فيهِ عَلى أنّ الرِّبْحَ بَيْنَهُمَا[. أخرجه مالك .

Sayfa 108   Okuyucuda devam et

Kütübü Sitte - 14.Cilt uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir