Maglubiyetten Önce Tevbe:
Kütübü Sitte - 3.Cilt · Sayfa 271
Kütübü Sitte - 3.Cilt kitabının "Maglubiyetten Önce Tevbe:" bölümü 271. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 3.Cilt.
4-Sâdece korkutma ve tedhişte bulunan nefyedilir (sürgün cezası verilir).
İmam-ı Âzam, öldürme ve çalmayı beraber işleyen kimselere verilecek cezalarda devlet reisini şu üç cezadan birini vermekte muhayyer bırakır:
1-Sadece öldürmek,
2-Önce çaprazlama el-ayak kesmek ve sonra öldürmek.
3-Önce öldürmek, sonra asmak.
İmam Şâfiî ve Ebu Yusuf'a göre böyle bir eşkiyanın (yani hem çalan hem öldüren) mutlaka asılması gerekir.
Eşkiyânın asılı olarak herkesin göreceği şekilde teşhir edilmesi, bu cezanın verildiğinin herkesce bilinmesi içindir. Böylece, insanlar benzeri suçu işlemekten zecredilmiş olurlar. Bu cezanın had kabul edilerek, maktûlün velisi tarafından affedilebilme ihtimâli olan kısas cezasının dışında bırakılması da cezânın, halka mâtuf zecr yönünden ehemmiyetini ifade eder.
Yol kesen eşkiyâya verilen ölüm cezası hakkında Abdulkadir Udeh şu açıklamayı yapar: "Bu cezâ, insan tabiatıyla alâkalı bir bilgi üzerine mebnidir. Zira kâtili öldürmeye sevkeden şey, başkasını öldürerek, kendisi hayatta kalmayı tercih ettiren bir duygudur. Öyleyse, eğer başkasını öldüreceği sırada kendisinin de aynı şekilde öldürüleceğini bilirse ekseriyetle öldürme işinden vazgeçer. İşte şeriat öldürmeye karşı cezâ olarak, öldürülmeyi takdir etmekle, öldürmeye sevkeden subjektif âmilleri, yine subjektif (ruhî) olan âmillerle bertarâf etmiş oluyor.{730}
Nefiyden Maksad:
Dilimizde sürmek, sürgüne göndermek olarak ifade edilen nefyetmekten Kur'an-ı Kerîm'in muradı hususunda da değişik yorumlar olmuştur. İmam Şâfiî'ye göre nefy, yakalanmayan eşkiyânın ebediyyen takibata tabi tutulmasıdır. Yani kanun kaçağı olarak, yakalanma korkusu ile diyar diyar dolaşmak durumunda olan eşkiyanın sürgün edilmesi demektir. Yakalanınca âyette zikredilen cezalardan uygun olanı verilir.
Ebu Hanife'ye göre, bundan maksad hapsetmektir. Bir mekâna tıkılan kimse, her çeşit dünyevî lezâizden mahrum kalacağından bir nevi "arzdan sürülmüş" durumdadır.
İbnu'l-Arabî'de nefiyden hapsetmeyi anlar ve bir yerden bir başka yere sürmenin cezâ sayılmaması gerektiğini iddia eder. Bazı alimler mal ve cana kasdetmeyen tedhiş hareketlerinin şöhret için yapılmış olabileceğini belirterek, sürgün edilmek suretiyle tedhişçinin humule yani adı ve sanının bilinmezliğe mahkum edilmiş olacağını, kimsenin kendisinden bahsetmemesine vesile olacağını, böylece arzusunun zıddıyla cezâlandırılmış olacağını söylerler.{731}
Maglubiyetten Önce Tevbe:
Kur'ân-ı Kerim'de yol kesen eşkiyalara (muhâriblere) verilecek cezalarla alâkalı pasajın sonunda yapılan istisna, yâni "... Siz kendilerine kaadir olmazdan (kendilerini ele geçirmezden) evvel tevbe eden (muhâriblerle, yol kesen)ler müstesnâdırlar, bilin ki, Allah çok affedici ve çok merhamet sâhibidir"âyeti, tevbekâr olan ve mukâvemeti terk ederek teslim olan âsilerin cezâ dışı tutulmalarını gerektirmiştir. Hattâ "evvelce yapmış oldukları cerhten, katilden, ahz-ı maldan dolayı hukuk-ı umumiyye nâmına mes'ul olmazlar." Bâz fakihler, tevbelerinin şâyan görülebilmesi için yolculardan almış oldukları malları da -mevcut ise aynen, değilse bedelen- sâhiblerine iâde etmeleri gerektiğini, aksi takdirde haklarındaki hadd cezâsının sâkıt olmayacağını ileri sürmüşlerse de, racih görüş sâkıt olacağına kâil olan görüştür.{732}
3. Hadis-i Şerif
﹛وعن البراء رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]مُرَّ علَى النَّبِىّ ﷺ بِيَهُودِىّ مُحَمَّمٍ مَجْلُودٍ فَدَعَاهُمْ
فَقَالَ: هَكَذا تَجِدُونَ حَدَّ الزَّانِى في كِتَابِكُمْ؟ قَالُوا نَعَمْ. فَدَعَا رَجُلًا مِنْ عُلَمَائِهِمْ فقَالَ: أنْشِدُكَ بِاللّهِ الَّذِى أنزَلَ التَّوْرَاةَ عَلَى مُوسى أهكَذَا تَجِدُونَ حَدَّ الزَّانِى في كِتَابِكُمْ؟ قَالَ لَا؛ وَلَوْلَا أنَّكَ نَشَدْتَنِى بِهذَا لَمْ أخْبرْكَ، نَجِدُهُ الرَّجْمَ. وَلكِنَّهُ كَثُرَ في أشْرَافِنَا فَكُنَّا إذَا أخَذْنَا الشَّرِيفَ تَرَكْنَاهُ، وَإذَا أخَذْنَا الضَّعِيفَ أقَمْنَا عَلَيْهِ الحَدَّ، فَقُلْنَا تَعَالَوْا فَلْنَجْتَمِعْ عَلَى شَئ نُقِيمُهُ عَلَى الشَّرِيفِ وَالْوَضِيعِ. فَجَعَلْنَا التَّحْمِيمَ وَالْجَلْدَ مَكَانَ الرَّجْمِ.
فَقَالَ النبىّ ﷺ: اللَّهُمَّ إنِّى أوَّلُ مَنْ أحْيَا أمْرَكَ إذْ أمَاتُوهُ؛ فأمِرَ بِهِ فَرُجِمَ. فأنَزلَ اللّهُ تعالى: يَا أيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ في الْكُفْرِ. إلى قوله: إنْ أؤتِيتُمْ هذَا فَخُذُوهُ وَإنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا. وَأنْزَلَ اللّهُ تعالى: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أنَزَلَ اللّهُ فأولئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ. وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أنَزَلَ اللّهُ فأولئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ. وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أنَزَلَ اللّهُ فأولئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ في الْكفّارِ كُلِّهَا[. أخرجه مسلم، وهذا لفظه وأبو داود .|﹜
3. (585)-Hz. Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanına yüzü kömürle karartılmış ve dayak atılmış bir Yahudi getirdiler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Yahudileri çağırarak:
"Kitabınızda zina haddini (cezasını) böyle mi buluyorsunuz?diye sordu.
"- Evet" dediler.
Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) onların âlimlerinden birini çağırdı ve
"Musa'ya, Tevrat'ı indiren Allah aşkına soruyorum, zina edenin haddini kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?"dedi. Âlim:
- Hayır! Eğer bana böyle yemin vererek sormasa idin sana haber vermezdim. Kitapta recm buluyoruz. Fakat, zina vak'aları eşrafımız arasında çoğaldı. Artık şerefli birini bu suçla yakalarsak onu bırakır olduk. Ancak bîçare birisini yakalarsak ona haddi tatbik ediyoruz. Kendi aramızda şöyle dedik:
"Gelin aramızda öyle bir ceza şeklinde anlaşalım ki o, eşraftan olsun, halktan olsun herkese tatbik edilsin. Sonunda recm yerine suratın kömürle boyanıp dayak atılmasında ittifak ettik." Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Allahım, onların öldürdüğü emr-i şerifini ilk ihya edip dirilten ben olayım"dedi ve had cezasının tatbikini emretti, zâni hemen recmedildi. Bunun üzerine şu âyet indi: "Ey Peygamber! Kalbleri inanmışken ağızlarıyla "inandık" diyenler, Yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de "Böyle bir (fetva) size verilirse alın, verilmezse kaçının" derler..."(Maide: 5/41). Az sonra Allah Teâla şu ayeti indirdi: "Allah'ın idirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kâfirlerdir..." "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler işte onlar zâlimlerdir..." "...Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fâsıklardır!"(Maide: 5/44, 45, 47).
Bu âyetlerin hepsi kâfirler hakkında nazil olmuştur."{733}
4. Hadis-i Şerif
وفي أخرى لابى داود عن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهما قالَ: ]هذِهِ الآياتُ الثّلَاثُ خَاصّة نزَلتْ في قُرَيظَةَ وَالنَّضِيرِ.["والتحميم" تَسْوِيدُ الوجه بالحمم، وهو الفحم .
4. (586)-Ebu Davud'un İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)'dan kaydettiği bir başka rivayette şöyle demiştir:
"Bu üç âyet hassaten Kureyza ve en-Nadir Yahudileri hakkında nâzil oldu."{734}
Kütübü Sitte - 3.Cilt uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir