Sebbaha (A’lâ) Sûresi

Kütübü Sitte - 4.Cilt · Sayfa 244

KitapKütübü Sitte - 4.Cilt
Sayfa244–245
SeviyeAlt başlık

Kütübü Sitte - 4.Cilt kitabının "Sebbaha (A’lâ) Sûresi" bölümü 244. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 4.Cilt.

Yukarıdaki rivayet cuma gününün faziletini belirtmek üzere vârid olmuştur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "mü'minin bayramı" diye tavsif ettiği cuma gününü, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud gibi sahih kitaplarda gelen, başka hadisleriyle de tebcil etmiştir. Cenab-ı Hakk'ın semâvat ve arzı yarattığı senede, mahlukatın yaratılışının ikmal edildiği altıncı gün cuma idi. Hz. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete sokuldu, o gün cennetten çıkarıldı, o gün öldü, kıyamet o gün kopacaktır. Selmân-ı Farisî'nin bir rivâyetine göre de yeryüzüne inen Hz.Adem ve Havva o gün buluşmuşlardır... vs.

Câhiliye dilinde cum'a değil arûbe denmekte idi. Hz. Peygamber'den sonra değiştirilerek cum'a denmiştir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), haftanın bu gününü tebcil hususunda önceki kavimlerin de ilâhî emre muhatab olduklarını ancak hiçbirinin cumaya isabet edemediğini, Cenab-ı Hakk'ın bir lütfu, bir irşadı olarak bugünü tebcilde Müslümanların isabet ettiğini belirtir. Bir Buharî rivâyetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyuruyor: "Bizler (Yahudi ve Hıristiyanlara nazaran) en sonra gelmişler olduğumuz halde, kıyamet gününde (faziletce) en başta gelecek olanlarız. Şu sebepledir ki: Onlara bizden evvel kitap verildi de Allah'ın onlara (tebcil etmeleri için) farz kıldığı gün bu (cuma günü) olduğu halde onlar (isabet edemeyip) ihtilâfa düştüler (ve başka günleri zannettiler). Biz ise o güne isâbet hususunda Cenab-ı Hakk'ın irşâdına mazhar olduk. Bu meselede diğer insanlar bizden geri kaldılar. Yahudilerin ibâdet günü yarın, Hıristiyanlarınki de öbür gündür."

Cuma namazının faziletiyle ilgili hadisler (2848-2862) ayrıca geleceği için o hususa girmiyoruz. Ancak burada, metinde geçen hadisle ilgili mühim bir hususa dikkat çekeceğiz:

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "cuma gününde duaların kabul olduğu bir saatten" bahsetmektedir. Fakat hangi saat olduğunu açıklamamaktadır. Allah'ın rızasını aramayı kendine hedef edinen mü'min o saati yakalayabilmek için gayret gösterecek, yirmi dört saat imkân nisbetinde müteyakkız ve uyanıklık içinde olacaktır, âzamî nisbette dua, ibadet ve istiğfarla meşgul olacaktır. Bu saati haftanın birinde gece vaktinde, bir diğerinde seher vaktinde, bir diğerinde kuşluk, öğle, öğle-ikindi arası, ikindi-akşam, akşamyatsı arasında vs. arayacaktır.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu hadisini, "cuma gününü mü'minin bayramı ilân eden" hadis-i şerifleriyle birleştirecek olursak şöyle bir neticeye ulaşırız: Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) bize bayram âdâbı vermektedir. Yani "yeme, içme, birleşme" günleri olarak da tarif edilmiş olan bayram ve tatil günlerimiz -bugün olduğu gibi- gâfilâne geçirilmemelidir.. İbâdet, ağırlıkla bu günlerde yer almalıdır.

Şimdilerde Batı tarzının hâkim olduğu anlayışla haftanın iki gününü -bilhassa uygun mevsimler boyunca- piknik adı altında ve yılın en az bir ayını yaz tatili adı altında heba edişimiz İslâm'a ne kadar uzak bir tatbikat olmakta! Ebedî hayatın kazanılması için verilmiş bir sermaye durumunda olan ömrümüzün nasıl içler acısı bir isrâfı olmaktadır!

Ey akıl, iz'an ve iman sahipleri düşünün!{416}

SEBBAHA (A'LÂ) SÛRESİ

1. Hadis-i Şerif

﹛عن أبى ذر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ. قال: ]دَخَلْتُ عَلى رسول اللّه ﷺ الْمَسْجِدَ فقَالَ يَا أبَا ذَرٍّ إنَّ لِلْمَسْجِدِ تَحِيَّةً، قُلْتُ: وَمَا تَحِيَّتُهُ؟ قَالَ: رَكْعَتَانِ تَركَعُهُمَا. قُلْتُ: يَارسولَ اللّهِ:

هَلْ أُنزِلَ عَلَيْكَ شَئٌ مِمّا كانَ في صُحُفِ إبْرَاهِيمَ وَمُوسَى؟ قَالَ: يا أبَا ذَرٍّ قَدْ أفْلَحَ مَنْ تَزَكّى حَتَّى بَلَغَ إنَّ هذا لَفِى الصُّحُفِ الاولى صُحُفِ إبْرَاهِيمَ وَمُوسى. قُلْتُ: يَا رسوُلَ اللّه وَمَا كَانَتْ صُحُفُ إبْرَاهِيمَ وَمُوسَى؟ قَالَ: كَانتْ عِبَراً كُلُّهَا: عَجِبْتُ لِمنْ أيْقَنَ بِالْمَوتِ ثُمَّ يَفْرَحُ! عَجِبْتُ لِمَنْ أيْقَنَ بِالنَّارِ كَيْفَ يَضْحَكُ! عَجِبْتُ لِمَنْ رَأى الدَّنْيَا وَتَقَلُّبَهَا بَأهْلِهَا ثُمَّ يَطْمَئنُّ إلَيْهَا! عَجِبْتُ لِمَنْ أيْقَنَ بِالْقَدَرِ ثُمَّ يَنْصَبُ! عَجِبْتُ لِمَنْ أيْقَنَ بِالْحِسَابِ ثُمَّ لَا يَعْمَلُ[. أخرجه رزين .|﹜

Sayfa 245

1. (862)-Ebû Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) mescidde iken huzuruna girdim. Bana:

"- Ey Ebu Zerr mescide tahiyye (selam vermek) gerekir" buyurdu. Ben:

"- Mescide verilecek selâm nedir?" diye sorunca:

"- (Girince) kılacağın iki rek'at namazdır" dedi. Ben:

"- Ey Allah'ın Resûlü, Hz. İbrahim ve Hz. Musâ'nın suhuflarında olanlardan herhangi bir şey size indirildi mi?" diye sordum, şu cevabı verdi:

"- Ey Ebu Zerr! (Evet, şu mealdeki ayetler indi deyip okudu:) "Şüphesiz iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki siz dünya hayatını (ahiretten) üstün tutarsınız. Halbuki âhiret daha hayırlı, daha süreklidir. Şüphesiz ki bunlar evvelki sâhifelerde, İbrahim ile Mûsa'nın sahifelerinde de vardır" (A'lâ, 14-19).

Ben tekrar sordum:

"- Ey Allah'ın Resûlü, Hz. İbrahim ve Hz. Musa (aleyhimâsselam)' nın suhuflarında ne vardı?"

"- Bunlarda, dedi, hep ibretli şeyler vardı. (meselâ şöyle denmişti): "Ölümü görüp bildiği halde gamsızkedersiz yaşayana şaşarım. Cehenneme kesinlikle inandığı halde gülene şaşarım. İçinde yaşayanlarla birlikte dünyanın devamlı değiştiğini görüp de ondan tatmin bulana şaşarım. Kadere inanıp da (haramhelal ayırımı yapmadan hırsla mal peşinde) yorulana şaşarım. Âhiret hesabına inanıp da o maksadla çalışmayana şaşarım." [Rezîn ilâvesidir, ed-Dürrü'l-Mensûr'da (6, 341) daha uzun olarak kaydedilmiştir.]{417}

AÇIKLAMA:

1. Dinimiz, herhangi bir mescide girildiği vakit iki rek'at namaz kılmayı mescide giriş âdabı olarak teşri etmiştir. Bu namaza tahiyyetü'lmescid denir. Bu müstehab bir namazdır. Ziyaret, talim veya taallüm gibi bir maksadla girişlerde, mescidin sâhibi olan Cenab-ı Hakk'a tâzim ifade etmek için kılınır. Farz namazlardan birini veya herhangi bir başka namazı kılmak için girişlerde ayrıca tahiyyetü'lmescide gerek yoktur, mescidde kılınan namaz, tahiyyetü'lmescidin yerine geçer.

Bu namaz mekruh vakitlerde kılınmaz. Herhangi bir sebeple kılınmaması hâlinde سبحان اللّه والحمدللّه وَلَا اِلَهَ إِلَّا اللّه واللّه اكبر demek de müstehabtır.

2. Suhuf, kelime olarak sahife'nin cem'idir. Kitap demektir. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'ân dışındaki semavî kitaplara suhuf denmektedir. Mamafih, burada geçen Suhuf-u Mûsa ile Tevrat'ın kastedildiğini söyleyen de olmuştur. Ebu Zerr'den gelen bir rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), "Allah kaç kitap indirdi?" sorusuna şöyle cevap vermiştir:

"- Yüz dört kitap: Elli sahife Şit'e, otuz sahife İdris'e, on sahife İbrahim'e, on sahife de Tevrat'tan evvel

Sayfa 244   Okuyucuda devam et

Kütübü Sitte - 4.Cilt uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir