Belâgat Hakkında Bir Fasıl ve Bir Mukkadime
İşârâtü’l-İ’câz, sayfa 392 — bölümü basılı nüsha görünümünde okuyun.
İşârâtü’l-İ’câz kitabının "Belâgat Hakkında Bir Fasıl ve Bir Mukkadime" bölümü 392. sayfada başlar ve 404. sayfaya kadar sürer. Yukarıdaki okuyucu bu bölümden açılır; kelime anlamı olan sözcüklere ve dipnot işaretlerine dokunarak açıklamalarını görebilir, metni seçip not alabilir ya da renkle işaretleyebilirsiniz. Kitabın tamamı: İşârâtü’l-İ’câz Oku.
Belâgat Hakkında Bir Fasıl ve Bir Mukkadime — Bölümün Başlangıcı
Meselâ, eline gümüş beyazlığında, billûr berraklığında şişeler aldın ve onları altın yaldızla tezyin ettin, sonra mücevheratla nakış nakış işledin, sonra onları (lamba gibi) nurlandırdın. Elbette onlarda tabakât-ı hüsün ve envâ-ı ziyneti müşahede edersin. Aynen öyle de, bu âyetlerin her birindeki maksad-ı aslîden temsilî üslûp canibindeki muhtelif makamlara doğru işaretler akar, remizler uzanır. Sanki asl-ı maksat, muhtelif mertebelerin üzerinden geçmekle, onların her birinden bir renk ve bir hisse alır. Hattâ o kelimeler, birer cevâmiü'l-kelim, belki cem'ü'l-cevâmi' olurlar.
* * *
Belâgat Hakkında Bir Fasıl ve Bir Mukkadime
İ'lem eyyühe'l-aziz! Mütekellim, mânâyı ifade ettikten sonra delil vasıtasıyla aklı ikna ettiği gibi; temsilin suretleri vasıtasıyla da vicdana birçok hissiyatı ilkâ eder. Kalpteki meyli veya nefreti tahrik ederek onu kabule müheyya eder. Demek kelâm-ı beliğ, akıl ve vicdanın beraberce istifade ettiği kelâmdır. Akla nüfuz ettiği gibi, vicdana da takattur eder.
Evet, bu iki vechin kefili, temsildir. Çünkü temsil, kıyası tazammun eder. Ve "mümesselün bih"te mündemiç olan kanun, "mümessel"in aynasında inikas ettiği için söz müdellel bir dava gibi olur. Halkının rahatı için belâlara göğüs geren reisler hakkında söylenen şu söz gibi: "Yüce dağ, kar ve buz meşakkatine tahammül eder; bu sayede onun altında nice vadiler yeşerir."
Hem, temsilin esası teşbihtir. Teşbihin şe'ni nefret veya rağbet veya meyelân veya kerahiyet veya hayret veya heybet hislerini tahrik etmesidir. Binaenaleyh,
bazen tazim, bazen tahkir, bazen tergib, bazen tenfir, bazen teşvih, bazen tezyin, bazen taltif gibi şeyler için istimal edilir. Demek, temsilî üslûbun suretiyle vicdan ikaz edilir, bir meyil veya bir nefret ile hisler intibaha getirilir.
Hem, temsile ihtiyaç hissettiren şeylerden birisi mânânın derinlik ve inceliğidir. Çünkü o mânâlar temsille tezâhür eder. Diğeri, maksadın parça parça ve dağınık olmasıdır. Zira o parçalar temsil vasıtasıyla birbirine bağlanır. İşte Kur'ân-ı Kerimin müteşabihatı birinci kısımdandır. Evet, ehl-i tahkikin yanında o müteşabihat, temsilât-ı âliye nevindendir ve hakaik-i mahzânın ve makulât-ı sırfenin üslûplarıdır.
Çünkü ekseriyetle avam hakikatlere ancak hayalî suretlerle sahip olabilir ve makulât-ı sırfeyi ancak temsilî üslûplarla fehmedebilirler. O halde avamın zihinlerinde ünsiyet husûle gelmesi ve fehimlerine müraat edilmesi için اِسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ [1] gibi müteşabihata mutlaka lüzum vardır.
Ben bir zamanlar, belâgatin üssülesasını, i'câz-i Kur'ân'ın beyanı için bir mukaddeme olarak on iki mesele şeklinde istihraç etmiştim. Onların her birisi hakikatlerin bir haytıdır. Bu temsilî âyetleri burada umumen bahsettiğimizden, o on iki meselenin hülasasını zikretmek münasiptir. Ve billâhi't-tevfik deyip başlıyoruz:
Birinci Mesele:
Nakş-ı belâgatin menşei, nazm-ı maânîdir. Lâfızperest mutasallıfların icra
Devamı yukarıdaki okuyucuda; sayfalar sola kaydırılarak çevrilir.
İşârâtü’l-İ’câz'ı uygulamada okuyun
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir