İkindi Namazı Tesbihatı

Tercüman-ı İsm-i Aʿzâm, Nebe Sûresi · 13 bölüm · ~12 dk

İkindi Namazının farzını kılıp, selam verdikten sonra
اَللّٰهُمَّ اَنْتَ السَّلاَمُ وَ مِنْكَ السَّلاَمُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَ اْلاِكْرَامِ
Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte yâ ẕe’l-celâli ve’likrâm
Allah’ım! Sen Selâm’sın; selâm ve selâmet Senden gelir. Her şeyden üstün ve yücesin ey Celal ve İkram sahibi!
Denilir, eller yukarı kaldırılıp açılarak Salâten Tüncînâ duası okunur:
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَٓى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلاَةً تُنْج۪ينَا بِهَا مِنْ جَم۪يعِ اْلاَهْوَالِ وَ اْلاٰفَاتِ وَ تَقْض۪ى لَنَا بِهَا جَم۪يعَ الْحَاجَاتِ وَ تُطَهِّرُنَا بِهَا مِنْ جَم۪يعِ السَّيِّئَاتِ وَ تَرْفَعُنَا بِهَا عِنْدَكَ اَعْلَى الدَّرَجَاتِ وَ تُبَلِّغُنَا بِهَٓا اَقْصَى الْغَايَاتِ مِنْ جَم۪يعِ الْخَيْرَاتِ فِى الْحَيَاةِ وَ بَعْدَ الْمَمَاتِ اٰم۪ينَ يَا مُج۪يبَ الدَّعَوَاتِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Allahümme šalli alâ seyyidinâ Muḥammedin ve ʿalâ âli seyyidinâ Muḥammed. Šalâten tüncînâ bihâ min-cemîʿı’l-ehvâli ve’l-âfât. Ve takḍîlenâ bi-hâ cemîʿa’l-ḥâcât. Ve tüṭahhirunâ bi-hâ min-cemîʿı’s-seyyiât. Ve terfeʿunâ bi-hâ ʿindeke aʿle’d-derecât. Ve tübelliğunâ bi-hâ aḳša’l-ğâyât. Min-cemîʿi’l-ḫayrâti fi’l-ḥayâti ve baʿde’l-memât. Âmin yâ Mucîbe’d-deʿavâti ve’l-ḥamdü lillâhi Rabbi’l-ʿâlemîn.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve Efendimiz Muhammed’in Âline öyle bir salát ve rahmet eyle ki, Onunla bizleri bütün dehşetli korku ve her türlü áfetlerden halas eyle, bütün ihtiyaçlarımızı yerine getir, bizleri bütün günah ve kötülüklerden temiz kıl, yanında en üstün derecelere yükselt, bizleri gerek hayatta ve gerekse öldükten sonra bütün hayırlanın en yüksek gayelerine vasıl eyle. Ey bütün dua ve isteklere cevap veren Mucib! Duamızı kabul eyle. Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
Salâvat-ı Şerife getirilip, bu dua okunur:
سُبْحَانَ اللَّهِ وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ
Sübḥânallahi velḥamdü lillâhi ve lâilâhe illâllahü vallahü ekber ve lâ ḥavle ve lâ ḳuvvete illâ billâhi’l-ʿaliyyi’l-ʿaẓîm
Âyetü’l Kürsî (Bakara Sûresi 255) okunur:
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydihim vemâ halfehüm, velâ yü-hîtûne bi'şey'in min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.
Âyetü’l Kürsî, Bakara Sûresi 255:
Allah, Ondan başka ilâh yoktur. Diridir, Kayyumdur. Onu ne bir uyuklama alır, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. O'nun izni olmaksızın yanında kim şefaat edebilir? O, yaratılmışların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. Onun ilminden, kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır. Ve onların korunması O'na ağır gelmez. O, çok yüce çok büyüktür.
Daha sonra 33 defa سُبْحَانَ اللّٰهِ 33 defa اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ 33 defa اَللّٰهُ اَكْبَرُ tesbihleri çekilir.
لاۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Lâ ilâhe illâllahü, vaḥdehû, lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-ḥamdü, yuḥyî ve yümît ve hüve ḥayyün lâ yemût, bi-yedihi’l-ḫayru ve hüve ʿalâ külli şey’in ḳadîr ve ileyhi’l-mašîr
Allah’tan başka ilâh yoktur. O birdir; Onun şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı da ölümü de veren Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O her şeye hakkıyla kàdirdir. Her şeyin ve herkesin dönüşü de Onadır.
Denildikten sonra dua edilir. Duadan sonra bir defa فَاعْلَمْ اَنَّهُ diyerek kelime-i tevhide geçilir.
33 defa لاۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ okunduktan sonra مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ diyerek tamamlanır. Ve tesbihata şöylece devam edilir:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِنَّ اللّٰهَ وَ مَلَٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَ سَلِّمُوا تَسْل۪يمًا ٭ لَبَّيْكَ
Ahzab Sûresi, 56.Âyet:
Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona tam bir teslimiyetle salât ve selâm getirin.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَٓى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve Efendimiz Muhammed’in âline salát, bütün maddi ve manevi dertler ve devalar adedince çok çok bereket ve selâm ihsan eyle.
بِعَدَدِ كُلِّ دَٓاءٍ وَدَوَٓاءٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَث۪يرًا
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَٓى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
بِعَدَدِ كُلِّ دَٓاءٍ وَدَوَٓاءٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَث۪يرًا
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَٓى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
بِعَدَدِ كُلِّ دَٓاءٍ وَدَوَٓاءٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَث۪يرًا كَث۪يرًا
صَلِّ وَ سَلِّمْ يَا رَبِّ عَلٰى حَب۪يبِكَ مُحَمَّدٍ
Ya Rabbi! Habibin Muhammed’e ve bütün enbiya ve resullere herbirisinin âl ve ashabına salát ve selâm eyle. Amin! Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
وَ عَلٰى جَم۪يعِ اْلاَنْبِيَٓاءِ وَ الْمُرْسَل۪ينَ وَ عَلَٓى اٰلِ كُلٍّ وَ صَحْبِ كُلٍّ اَجْمَع۪ينَ
اٰم۪ينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَ اَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ
Binler binler salât, binler binler selâm senin üzerine olsun ey Allah’ın Resulü!
اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَ اَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ عَلَيْكَ يَا حَب۪يبَ اللّٰهِ
Binler binler salât, binler binler Selâm senin üzerine olsun ey Allah’ın Habibi!
اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَ اَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ عَلَيْكَ يَٓا اَم۪ينَ وَحْىِ اللّٰهِ
Binler binler salât, binler binler Selâm senin üzerine olsun ey Allah’ın Vahyinin Emini!
اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ وَ بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَٓى اٰلِه۪ وَ أَصْحَابِهِ بِعَدَدِ اَوْرَاقِ اْلاَشْجَارِ وَ اَمْوَاجِ الْبِحَارِ وَ قَطَرَاتِ اْلاَمْطَارِ وَ اغْفِرْلَنَا وَ ارْحَمْنَا وَ الْطُفْ بِنَا وَ بِاُسْتَادِنَا سَع۪يدِ النُّورْس۪ى رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ وَ وَالِدَيْنَا وَ بِطَلَبَةِ رَسَٓائِلِ النُّورِ الصَّدِق۪ينَ يَٓا اِلٰهَنَا بِكُلِّ صَلاَةٍ مِنْهَٓا اَشْهَدُ اَنْ لآَ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e (a.s.m) Ål ve Ashabına, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları, yağmurların damlaları adedince salât, selâm ve bereket indir. Günahlarımızı bağışla, bize merhamet eyle. Bize ve Üstadımız Said Nursi’ye (r.a.) ve anne babamıza ve sâdık Risale-i Nur talebelerine, ey İlâhımız, bu salâvâtların herbirisine mukabil lûtfeyle! Allah’tan başka ilâh olmadığına şehadet ederim ve Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şehadet getiririm. Allahu Teâlâ ona salât ve selâm etsin.
Tercüman-ı İsm-i A’zâm duası okunur:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirraḥmânirraḥîm
سُبْحَانَك يَٓا اَللّٰهُ تَعَالَيْتَ يَا رَحْمٰنُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Allah teʿâleyte yâ Raḥmân ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey bin bir esma sahibi, mutlak ve gerçek mabûd olan Allah! Her şeyden üstün ve yücesin, ey bol rahmet eden, fark gözetmeden herkesi rızıklandıran Rahman! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا رَح۪يمُ تَعَالَيْتَ يَا كَر۪يمُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Raḥîm teʿâleyte yâ Kerîm ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın. münezzehsin, Sana sığınırım ey hususi rahmet gösteren, sevgili kullarına mağfiret edip Cennet bahşeden Rahim! Her şeyden üstün ve yücesin, ey bol kerem sahibi, umulmadık yerden ihsan eden Kerîm! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا حَم۪يدُ تَعَالَيْتَ يَا حَك۪يمُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḥamîd teʿâleyte yâ Ḥakîm ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey her övgüye lâyık olan, ancak kendisine hamd ve sena olunan, bütün varlıkların hâl ve kal dilleriyle övülen Hamîd! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyi yerli yerine koyan hikmetle yapan, faydalı yaratan Hakîm! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا مَج۪يدُ تَعَالَيْتَ يَا مَلِكُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰن
Sübḥâneke yâ Mecîd teʿâleyte yâ Melîk ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey sonsuz izzet ve azamet ve nimet sahibi olan yücelerin yücesi Mecîd! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyin sahibi, sultanı Melîk! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا قُدُّوسُ تَعَالَيْتَ يَا سَلاَمُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḳuddûs teʿâleyte yâ Selâm ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey maddî-manevi bütün çirkinliklerden, mutlak pak ve temiz olan, her şeyi en güzel şekilde temiz kılan Kuddüs! Her şeyden üstün ve yücesin, ey eksiklerden uzak ve her türlü kötülükten selâmet veren Selâm! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا مُؤْمِنُ تَعَالَيْتَ يَا مُهَيْمِنُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Mü’min teʿâleyte yâ Müheymin ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey emniyet ve emân veren, kalplere iman bahşeden Mü’min! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyin dizgini elinde olan, bütün mevcudatı çepeçevre kudret kabzasında tutan, gözeten, kollayıp koruyan, Müheymin! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا عَز۪يزُ تَعَالَيْتَ يَا جَبَّارُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ ʿAzîz teʿâleyte yâ Cebbâr ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhansın. münezzehsin, Sana sığınırım ey herkese galip gelen her bir mevcuda haddini bildiren sonsuz izzet sahibi Azîz! Her şeyden üstün ve yücesin, ey emir ve fermanına karşı konulamayan, dilediğini yaptırmaya muktedir olan, tamir ve ıslah eden Cebbâr! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا مُتَكَبِّرُ تَعَالَيْتَ يَا خَالِقُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Mütekebbîr teʿâleyte yâ Ḫàlık ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey sonsuz derece büyüklük ve kibriya sahibi olan Mütekebbir! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyi yoktan var eden yaratan Hâlık! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَٓا اَوَّلُ تَعَالَيْتَ يَٓا اٰخِرُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Evvel teʿâleyte yâ Âḫir ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey her şeyden önce var olan, başlangıcı olmayan ezelî olan Evvel! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyden sonra bakî kalan sonu olmayan ebedî olan Âhir! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا ظَاهِرُ تَعَالَيْتَ يَا بَاطِنُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ẓâhir teʿâleyte yâ Bâṭın ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey varlığı, sıfatı, isimleri her şeyde aşikar ve apaçık olan Zâhir! Her şeyden üstün ve yücesin, ey isim, sıfat, ef’al ve eserleriyle her şeyin içyüzünü ihata eden Bâtın! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا بَارِىءُ تَعَالَيْتَ يَا مُصَوِّرُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Bâri’ teʿâleyte yâ Mušavvir ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey eşyayı ve her şeyin âza ve cihazatını birbirine uygun, ve lâyık şekillerde yapan Bâri! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeye, kendine ve çevresine münasip suret giydiren Musavvir! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا تَوَّابُ تَعَالَيْتَ يَا وَهَّابُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Tevvâb teʿâleyte yâ Vehhâb ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın. münezzehsin, Sana sığınırım ey tövbeleri sonsuz rahmetiyle kabul eden Tevvâb! Her şeyden üstün ve yücesin, ey çeşit çeşit hediyeleri, nimetleri karşılıksız bol bol ihsan eden Vehhâb! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا بَاعِثُ تَعَالَيْتَ يَا وَارِثُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Bâis teʿâleyte yâ Vâris ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey kullarına elçiler gönderen, ölmüş cesetlere haşirde hayat bahşeden, Bâis! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyin hakikî ilk ve son sahibi olan, mülk yalnız kendisine kalan Vâris! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا قَد۪يمُ تَعَالَيْتَ يَا مُق۪يمُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḳadîm teʿâleyte yâ Muḳîm ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey varlığının bidayeti ve sonu olmayan, bizatihi var olan hâdis olmayan Kadîm! Her şeyden üstün ve yücesin ey hiç bir sebebe dayanmayan her şeyi ayakla tutan fenaya uğramayan Mukîm! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا فَرْدُ تَعَالَيْتَ يَا وِتْرُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ferd teʿâleyte yâ Vitr ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhansın, münezzehsin, Sana sığınırım ey rububiyetinde, uluhiyetinde, isim ve sıfatlarında benzeri olmayan, tek ve bir olan Ferd! Her şeyden üstün ve yücesin, ey zât, şuunat, isim ve sıfatında benzeri, dengi, eşi olmayan Vitr! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا نُورُ تَعَالَيْتَ يَا سَتَّارُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Nûr teʿâleyte yâ Settâr ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey misli, benzerî olmayan, yekta, mukaddes ezelî ve ebedî Nûr! Her şeyden üstün ve yücesin, ey kötülükleri çirkinlikleri rahmetiyle örten, gizleyen Settâr! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا جَل۪يلُ تَعَالَيْتَ يَا جَم۪يلُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Celîl teʿâleyte yâ Cemîl ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey sonsuz derece celalli ve yüce olan haşmet sahibi CelîI! Her şeyden üstün ve yücesin, ey nihayetsiz, gerçek güzellik sahibi olan Cemîl! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا قَاهِرُ تَعَالَيْتَ يَا قَادِرُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḳàhir teʿâleyte yâ Ḳàdir ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey her şeye ve kuvvete galip gelen, hunharları dize getiren, hiç kimse tedbir ve takdirini geri çeviremeyen Kâhir! Her şeyden üstün ve yücesin, ey irade ettiği her şeye gücü ve kuvveti acze düşmeden eksilmeden kâfi gelen Kâdir! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا مَل۪يكُ تَعَالَيْتَ يَا مُقْتَدِرُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Melîk teʿâleyte yâ Muḳtedir ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey her şeyin gerçek sahibi, bütün mevcudatın mutlak maliki, hükümdarı olan Melik! Her şeyden üstün ve yücesin, ey kuvvet ve kudret sahiplerini istediği gibi yönlendiren, bütün mevcudatı kudreti altında tutan Muktedir! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا عَل۪يمُ تَعَالَيْتَ يَا عَلاَّمُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ ʿAlîm teʿâleyte yâ ʿAllâm ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey her şeyi bihakkın bilen, hiçbir şey ondan gizlenemeyen Alîm! Her şeyden üstün ve yücesin, ey sonsuz ilim sahibi olan Allâm! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا عَظ۪يمُ تَعَالَيْتَ يَا غَفُورُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ ʿAẓîm teʿâleyte yâ Ğafûr ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey sonsuz azamet, ve nihayetsiz ihatalı esma sahibi olan Azîm! Her şeyden üstün ve yücesin, ey çok mağfiret eden, kullarını bağışlamayı seven Gafûr! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا حَل۪يمُ تَعَالَيْتَ يَا وَدُودُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḥalîm teʿâleyte yâ Vedûd ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey en güzel muamele eden, fırsat tanıyan hemen cezalandırmayan Halîm! Her şeyden üstün ve yücesin, ey çok seven ve sevdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya en çok lâyık olan Vedûd! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا شَه۪يدُ تَعَالَيْتَ يَا شَاهِدُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Şehîd teʿâleyte yâ Şâhid ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey mülkünde olup biten her şeyi gören, her yerde hâzır ve nazır olan Şehîd! Her şeyden üstün ve yücesin, ey bütün mevcudat birden gören, her yerde hâzır, her şeye nazır olan Şâhid! affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا كَب۪يرُ تَعَالَيْتَ يَا مُتَعَالُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Kebîr teʿâleyte yâ Müteʿâl ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey mümkün ve mutasavver bütün büyüklerden daha büyük olan Kebîr! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her batıl düşünceden pak muallâ ve yüce olan Müteâl! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا نُورُ تَعَالَيْتَ يَا لَط۪يفُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Nûr teʿâleyte yâ Lâṭîf ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey misli, benzeri olmayan, yekta, mukaddes ezeli ve ebedi Nûr! Her şeyden üstün ve yücesin, ey lütufla davranan, gizli inceliği bilen, her şeyde nazik cemal-i san’âtı görünen Latîf! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا سَم۪يعُ تَعَالَيْتَ يَا كَف۪يلُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Semiʿ teʿâleyte yâ Kefîl ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey bütün ses ve sadaları en iyi işiten Semi’! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyi yoluna koymakta kendisine en fazla güvenilen Kefîl! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا قَر۪يبُ تَعَالَيْتَ يَا بَص۪يرُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḳarîb teʿâleyte yâ Bašîr ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey her şeye nihayet derece yakın olan, hiçbir şey tasarrufuna, rububiyetine engel olamayan Karîb! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyin her zaman iç ve dışını ve gerçek hakikatini bütün incelikleriyle en İyi surette gören Basîr! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا حَقُّ تَعَالَيْتَ يَا مُب۪ينُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḥaḳ teʿâleyte yâ Mübîn ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey varlığı, birliği isim ve sıfatları her şeyden daha hak ve gerçek olan Hak! Her şeyden üstün ve yücesin, ey mahlukatına gerekli her şeyi açıklayan, maddî-mânevi ayetleriyle varlığı birliği tam zahir olan Mübîn! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا رَؤُفُ تَعَالَيْتَ يَا رَح۪يمُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Raûf teʿâleyte yâ Raḥîm ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey çok esirgeyen, re’fet ve hususî şefkatini gösteren Raûf! Her şeyden üstün ve yücesin, ey hususî rahmet gösteren, sevgili kullarına mağfiret edip Cennet bahşeden Rahîm! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا طَاهِرُ تَعَالَيْتَ يَا مُطَهِّرُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ṭâhir teʿâleyte yâ Muṭahhir ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey sonsuz derece pak ve temiz olan mutlak Tâhir! Her şeyden üstün ve yücesin, ey dilediği her şeyi maddî ve manevî kirlerden pak ve temiz kılan, mutlak Mutahhir! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا مُجَمِّلُ تَعَالَيْتَ يَا مُفَضِّلُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Mücemmil teʿâleyte yâ Mufaḍḍıl ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey maddi manevî her şeyi dilediği ölçüde güzelleştiren Mücemmil! Her şeyden üstün ve yücesin, ey dilediğini üstün kılan Mufaddıl! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا مُظْهِرُ تَعَالَيْتَ يَا مُنْعِمُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Muẓhir teʿâleyte yâ Münʿim ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey hak ve hakikati ve dilediği her şeyi açığa çıkaran Muzhir! Her şeyden üstün ve yücesin, ey mahlukatına, hesaba gelmez çeşit çeşit her taifeye münasip lezzetli şirin nimetler veren Mün’im! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا دَيَّانُ تَعَالَيْتَ يَا سُلْطَانُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Deyyân teʿâleyte yâ Sulṭân ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey amellere en lâyık karşılık veren, zayi etmeyen Deyyân! Her şeyden üstün ve yücesin, ey gerçek saltanat ve hüküm sahibi Sultân! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا حَنَّانُ تَعَالَيْتَ يَا مَنَّانُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḥannân teʿâleyte yâ Mennân ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey çok rahmet eden, en latif rahmetini gösteren Hannân! Her şeyden üstün ve yücesin, ey çok ihsan eden, hakikî iyilik sahibi olan Mennân! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَٓا اَحَدُ تَعَالَيْتَ يَا صَمَدُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Eḥad teʿâleyte yâ Šamed ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhansın, münezzehsin, Sana sığınırım ey taklit edilmez, misli yapılamaz her bir sanat ve eserinde birliği görünen Ehad! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şeyin, her mahlukun her ihtiyacını yeren, hiçbir şeye muhtaç olmayan Samed! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا حَىُّ تَعَالَيْتَ يَا قَيُّومُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ḥayy teʿâleyte yâ Ḳayyûm ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey mutlak, zatî, ezelî ye ebedî hayat sahibi dan Hayy! Her şeyden üstün ve yücesin, ey her şey kendisine istinat edip dayanarak kaim olan, vücudu hiçbir şeye dayanmayan Kayyûm! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا عَدْلُ تَعَالَيْتَ يَا حَكَمُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ ʿAdl teʿâleyte yâ Ḥakem ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey mutlak adalet sahibi Adl! Her şeyden üstün ve yücesin, ey hüküm ve kaza sahibi Hakem! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
سُبْحَانَكَ يَا فَرْدُ تَعَالَيْتَ يَا قُدُّوسُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ
Sübḥâneke yâ Ferd teʿâleyte yâ Ḳuddûs ecirnâ mine’n-nâr bi-ʿafvike yâ Raḥmân.
Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey rububiyettinde, ulûhiyetinde, isim ve sıfatlarında benzeri olmayan, tek ve bir olan Ferd! Her şeyden üstün ve yücesin, ey bütün maddî-mânevî çirkinliklerden, mutlak pak ve temiz olan, her şeyi en güzel şekilde temiz kılan Kuddûs! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.
Avuçlar yukarı gelecek şekilde eller açılır:
سُبْحَانَكَ اٰهِيًّا شَرَاهِيًّا تَعَالَيْتَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اَجِرْنَا وَ اَجِرْ اُسْتَادَنَا سَع۪يدَ النُّورْس۪ى رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ وَ وَالِدَيْنَا وَ اِخْوَانَنَا وَ اَخَوَاتَنَا وَ طَلَبَةَ رَسَٓائِلِ النُّورِ وَ رُفَقَٓائَنَا وَ اَحْبَابَنَا الْمُخْلِص۪ينَ مِنَ النَّارِ
Sübḥâneke âhiyyen şerâhiyyen teʿâleyte lâ ilâhe illâ ente ecirnâ ve ecir Üstâẕenâ Saʿîde’n-Nursî (raḍıyallâhu ʿanh) ve vâlideynâ ve iḫvânenâ ve eḫavâtinâ ve ṭalebete Resâili’n-Nûri ve rufeḳàenâ ve aḥbâbene’l-mü’minîne’lmuḫlišîne mine’n-nâr.
Sen Sübhânsın bütün kusur ve noksanlıktan uzak ve paksın, Sübhaniyyetine sığınıyorum, ey çok merhamet eden, latif rahmetini gösteren Hannân ve en çok ihsan eden, hakikî iyilik ve nimet sahibi olan Mennân! Senden başka ilâh yoktur. Sen her şeyden yüce ve muallâsın. Bizi, Üstadımızı, anne babamızı, arkadaşlarımızı, akrabalarımızı, hâlis dostlarımızı cehennem ateşinden kurtar.
Avuç içleri aşağıya çevrilerek devam edilir:
وَ مِنْ كُلِّ نَارٍ وَ احْفَظْنَا مِنْ شَرِّ النَّفْسِ وَ الشَّيْطَانِ وَ مِنْ شَرِّ الْجِنِّ وَ اْلاِنْسَانِ وَ مِنْ شَرِّ الْبِدْعَةِ وَ الضَّلاَلاَتِ وَ اْلاِلْحَادِ وَ الطُّغْيَانِ
Ve min-külli nâr vaḥ feẓnâ min-şerri’n-nefsi ve’ş-şeyṭân ve minşerri’l-cinni ve’l-insân ve min-şerri’l-bidʿati ve’ḍ-ḍalâlâti ve’l-ilḥâdi ve’ṭ-ṭuğyân.
Diğer bütün ateşlerden kurtar. Bizleri nefis ve şeytanın şerrinden, cin ve insanın şerrinden, bid’aların, dalaletin, şirkin ve azgınlığın şerrinden muhafaza eyle.
Avuçlar tekrar yukarı gelecek şekilde dua şöylece tamamlanır:
بِعَفْوِكَ يَا مُج۪يرُ بِفَضْلِكَ يَا غَفَّارُ بِرَحْمَتِكَ يَٓا اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ اَللّٰهُمَّ اَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اْلاَبْرَارِ بِشَفَاعَةِ نَبِيِّكَ الْمُخْتَارِ اٰم۪ينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Bi-ʿafvike yâ Mücîr, bi-faḍlike yâ Ğaffâr biraḥmetike yâ Erḥame’r-râḥimîn. Allahümm’e-dḫılne’l-Cennete meʿâ’l-ebrâr, bi-şefâʿati nebiyyike’l-muḫtâr. Âmin, ve’lḥamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.
Affının hürmetine azaptan koruyan ey Mücîr! fazlının bereketine çok bağışlayan ey Gaffâr! Rahmetinin hatırına, ey merhametlilerin merhametlisi Erhamerrâhimin!.Allah’ım! seçkin peygamberinin şefaatiyle, iyilerle beraber, bizleri Cennet’e idhal eyle! Dualarımızı kabul buyur. Hamd olsun Âlemlerin Rabbi Allah’a ki, hamd ancak kendisine mahsustur.
Nebe Sûresi okunur:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ
Nebe Sûresi:
Birbirlerine neyi soruyorlar?
عَنِ النَّبَأِالْعَظ۪يمِۙ
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)?
اَلَّذ۪ى هُمْ ف۪يهِ مُخْتَلِفُونَۜ
كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ
Hayır, ileride bilecekler.
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
Yine hayır; ileride bilecekler.
اَلَمْ نَجْعَلِ اْلاَرْضَ مِهَادًۙا
Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?
وَالْجِبَالَ اَوْتَادًۖا
وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًۙا
Sizleri (erkekli-dişili) eşler hâlinde yarattık.
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًۙا
Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاسًۙا
Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık.
وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًۖا
Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık.
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًۙا
Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًۖا
Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.
وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجًۙا
Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık.
لِنُخْرِجَ بِه۪ حَبًّا وَنَبَاتًۙا
وَجَنَّاتٍ اَلْفَافًۜا
اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ م۪يقَاتًۙا
Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.
يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ فَتَاْتُونَ اَفْوَاجًۙا
Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz.
وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ اَبْوَابًۙا
Gök açılır ve kapı kapı olur.
وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًۜا
Dağlar yürütülür, serap hâline gelir.
اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًۙا
Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.
لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰبًۙا
لاَبِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَابًۚا
لاَيَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْدًا وَلاَ شَرَابًۙا
Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar!
اِلاَّ حَم۪يمًا وَغَسَّاقًۙا
Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.
جَزَٓاءً وِفَاقًا
اِنَّهُمْ كَانُوا لاَيَرْجُونَ حِسَابًۙا
Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.
وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّابًۜا
Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.
وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا
Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) tamamiyle sayıp tespit ettik.
فَذُوقُوا فَلَنْ نَز۪يدَكُمْ اِلاَّ عَذَابً۟ا
Kâfirlere şöyle denilir: "Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız."
اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ مَفَازًۙا
Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.
حَدَٓائِقَ وَاَعْنَابًۙا
وَكَوَاعِبَ اَتْرَابًۙا
وَكَاْسًا دِهَاقًۜا
لاَيَسْمَعُونَ ف۪يهَالَغْوًا وَلاَ كِذَّابًۚا
Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.
جَزَٓاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَٓاءً حِسَابًۙا
Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân'dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.
رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لاَيَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًۙا
يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّاۜ لاَيَتَكَلَّمُونَ اِلاَّ مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ ۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ مَاٰبًا
İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.
اِنَّٓا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَر۪يبًۚا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَالَيْتَن۪ى كُنْتُ تُرَابًا
Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, "Keşke toprak olaydım!" diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.
Fatiha-i Şerife ile tesbihat tamamlanır:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ
Fâtiha Sûresi:
Hamd; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.
اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ
(O Allah) Rahmân ve Rahîm’dir.
مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ
Din (ödül ve ceza) gününün sahibidir.
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ
(Ey Allah’ım) Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz.
اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ
Bizi dosdoğru yola ilet.
صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ
Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.

İkindi Namazı Tesbihatı 13 bölümden oluşur ve yaklaşık 12 dk sürer. Üstteki çubuktan Arapça, okunuş ve meal katmanlarını açıp kapatın, yazıyı büyütün, sesli okunuşu (tamamı ya da bölümler) dinleyin ve "Bugün okudum" ile günlük takibinizi tutun. Diğer vakitler: Sabah · Öğle · Akşam · Yatsı.

Tesbihatı uygulamada da okuyun

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir