Mü'minûn Suresi Oku
Mü'minûn Suresi'ni mushaf, meal, okunuş ve tefsir görünümleriyle okuyun.
Mekke döneminde inmiştir. 118 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “elMü’minûn” kelimesinden almıştır. “el-Mü’minûn”, mü’minler demektir. Müşriklere son uyarı niteliğindeki bu sûrede, mü’minlerin zafere ulaşacakları, kötülerin cezaya çarptırılacağı konu edilmektedir.
Mü'minûn Suresi'ni yukarıdaki okuyucuda mushaf hattıyla okuyun; "Görünüm"den meal, okunuş ya da tefsirli görünüme geçin, "Ayarlar"dan tema ve yazı boyutunu seçin. Kaldığınız ayet tarayıcınızda saklanır. Kulaklık düğmesi sûreyi seçtiğiniz hafızla okutur; ayrıca Mü'minûn Suresi Dinle ve Mü'minûn Suresi Meali Dinle sayfaları var.
Mü'minûn Suresi Arapça Metni ve Meali
Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Ayete tıklayarak Arapçası, okunuşu, üç meali ve tefsiriyle ayet sayfasını açın.
- 1
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١
Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
- 2
اَلَّذٖینَ هُمْ فٖی صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢
Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.
- 3
وَالَّذٖینَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣
Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.
- 4
وَالَّذٖینَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤
Onlar ki, zekatı öderler.
- 5
وَالَّذٖینَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥
Onlar ki, ırzlarını korurlar.
- 6
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَیْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَیْرُ مَلُومٖینَۚ ٦
Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.
- 7
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو࣑لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧
Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.
- 8
وَالَّذٖینَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨
Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler.
- 9
وَالَّذٖینَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ یُحَافِظُونَۘ ٩
Onlar ki, namazlarını kılmaya devam ederler.
- 10
اُو࣑لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ١٠
İşte bunlar varis olanların ta kendileridir.
- 11
اَلَّذٖینَ یَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَؕ هُمْ فٖیهَا خَالِدُونَ ١١
Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
- 12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طٖینٍۚ ١٢
Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık.
- 13
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فٖی قَرَارٍ مَكٖینٍࣕ ١٣
Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik.
- 14
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًاࣗ ثُمَّ اَنْشَاْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَؕ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقٖینَؕ ١٤
Sonra bu az suyu "alaka" haline getirdik. Alakayı da "mudga" yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir!
- 15
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَیِّتُونَؕ ١٥
Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.
- 16
ثُمَّ اِنَّكُمْ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ تُبْعَثُونَ ١٦
Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz.
- 17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَࣗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلٖینَ ١٧
Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.
- 18
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِی الْاَرْضِࣗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِهٖ لَقَادِرُونَۚ ١٨
Biz gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.
- 19
فَاَنْشَاْنَا لَكُمْ بِهٖ جَنَّاتٍ مِنْ نَخٖیلٍ وَاَعْنَابٍۘ لَكُمْ فٖیهَا فَوَاكِهُ࣑ كَثٖیرَةٌ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۙ ١٩
Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.
- 20
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَیْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِلٖینَ ٢٠
Yine o su ile Sîna dağında biten bir ağaç (zeytin ağacı) yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir.
- 21
وَاِنَّ لَكُمْ فِی الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًؕ نُسْقٖیكُمْ مِمَّا فٖی بُطُونِهَا وَلَكُمْ فٖیهَا مَنَافِعُ كَثٖیرَةٌ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۙ ٢١
Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de.
- 22
وَعَلَیْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَࣖ ٢٢
Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
- 23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهٖ فَقَالَ یَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَیْرُهُؕ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٢٣
Andolsun biz, Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?" dedi.
- 24
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذٖینَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهٖ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ یُرٖیدُ اَنْ یَتَفَضَّلَ عَلَیْكُمْؕ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فٖٓی اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلٖینَۚ ٢٤
Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
- 25
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِهٖ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهٖ حَتّٰى حٖینٍ ٢٥
"Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz."
- 26
قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖی بِمَا كَذَّبُونِ ٢٦
(Nûh), "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.
- 27
فَاَوْحَیْنَٓا اِلَیْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْیُنِنَا وَوَحْیِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ فٖیهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَیْنِ اثْنَیْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَیْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْنٖی فِی الَّذٖینَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٢٧
Bunun üzerine Nûh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."
- 28
فَاِذَا اسْتَوَیْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖی نَجّٰینَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖینَ ٢٨
Sen ve beraberindeki kimseler gemiye bindiğiniz zaman: "Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun" de.
- 29
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْنٖی مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَیْرُ الْمُنْزِلٖینَ ٢٩
Yine de ki: "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın."
- 30
اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَلٖینَ ٣٠
Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz.
- 31
ثُمَّ اَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرٖینَۚ ٣١
Sonra onların (Nûh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.
- 32
فَاَرْسَلْنَا فٖیهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَیْرُهُؕ اَفَلَا تَتَّقُونَࣖ ٣٢
Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hâlâ O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.
- 33
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذٖینَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِی الْحَیٰوةِ الدُّنْیَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ یَاْكُلُ مِمَّا تَاْكُلُونَ مِنْهُ وَیَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ ٣٣
O peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."
- 34
وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ٣٤
"Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız."
- 35
اَیَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَࣕ ٣٥
"O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"
- 36
هَیْهَاتَ هَیْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَࣕ ٣٦
"Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!"
- 37
اِنْ هِیَ اِلَّا حَیَاتُنَا الدُّنْیَا نَمُوتُ وَنَحْیَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثٖینَࣕ ٣٧
"Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."
- 38
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌࣙ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنٖینَ ٣٨
"Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."
- 39
قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖی بِمَا كَذَّبُونِ ٣٩
O peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.
- 40
قَالَ عَمَّا قَلٖیلٍ لَیُصْبِحُنَّ نَادِمٖینَۚ ٤٠
Allah, "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" dedi.
- 41
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّیْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَٓاءًۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖینَ ٤١
Derken onları o korkunç ses kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çer-çöp yığını haline getirdik. Zalimler topluluğu Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
- 42
ثُمَّ اَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَرٖینَؕ ٤٢
Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.
- 43
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا یَسْتَاْخِرُونَؕ ٤٣
Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de.
- 44
ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاؕ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادٖیثَۚ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا یُؤْمِنُونَ ٤٤
Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helak ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
- 45
ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰیَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبٖینٍۙ ٤٥
Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular. (45-46)
- 46
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا࣑ئِهٖ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالٖینَۚ ٤٦
Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular. (45-46)
- 47
فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَیْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ ٤٧
Bu yüzden, "Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız" dediler.
- 48
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَكٖینَ ٤٨
Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular.
- 49
وَلَقَدْ اٰتَیْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ یَهْتَدُونَ ٤٩
Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik.
- 50
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْیَمَ وَاُمَّهُٓ اٰیَةً وَاٰوَیْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعٖینٍࣖ ٥٠
Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.
- 51
یَٓا اَیُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّیِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاؕ اِنّٖی بِمَا تَعْمَلُونَ عَلٖیمٌؕ ٥١
Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim.
- 52
وَاِنَّ هٰذِهٖٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا࣑ رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ ٥٢
Şüphesiz bu (İslâm) tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.
- 53
فَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَیْنَهُمْ زُبُرًاؕ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَیْهِمْ فَرِحُونَ ٥٣
(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.
- 54
فَذَرْهُمْ فٖی غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى حٖینٍ ٥٤
Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
- 55
اَیَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهٖ مِنْ مَالٍ وَبَنٖینَۙ ٥٥
Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar! (55-56)
- 56
نُسَارِعُ لَهُمْ فِی الْخَیْرَاتِؕ بَلْ لَا یَشْعُرُونَ ٥٦
Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar! (55-56)
- 57
اِنَّ الَّذٖینَ هُمْ مِنْ خَشْیَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ ٥٧
Rablerinin azametinden korkup titreyenler,
- 58
وَالَّذٖینَ هُمْ بِاٰیَاتِ رَبِّهِمْ یُؤْمِنُونَۙ ٥٨
Rablerinin âyetlerine inananlar,
- 59
وَالَّذٖینَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا یُشْرِكُونَۙ ٥٩
Rablerine ortak koşmayanlar,
- 60
وَالَّذٖینَ یُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ ٦٠
Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler,
- 61
اُو࣑لٰٓئِكَ یُسَارِعُونَ فِی الْخَیْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ ٦١
İşte bunlar hayır işlerine koşuşurlar ve o uğurda öne geçerler.
- 62
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَیْنَا كِتَابٌ یَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا یُظْلَمُونَ ٦٢
Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar.
- 63
بَلْ قُلُوبُهُمْ فٖی غَمْرَةٍ مِنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ ٦٣
Ancak kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır.
- 64
حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذْنَا مُتْرَفٖیهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ یَجْــَٔرُونَؕ ٦٤
Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar
- 65
لَا تَجْــَٔرُوا الْیَوْمَ اِنَّـكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ ٦٥
Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz.
- 66
قَدْ كَانَتْ اٰیَاتٖی تُتْلٰى عَلَیْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَۙ ٦٦
Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz. (66-67)
- 67
مُسْتَكْبِرٖینَ بِهٖࣗ سَامِرًا تَهْجُرُونَ ٦٧
Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz. (66-67)
- 68
اَفَلَمْ یَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَٓاءَهُمْ مَا لَمْ یَاْتِ اٰبَٓاءَهُمُ الْاَوَّلٖینَؗ ٦٨
Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
- 69
اَمْ لَمْ یَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَؗ ٦٩
Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkar ediyorlar?
- 70
اَمْ یَقُولُونَ بِهٖ جِنَّةٌؕ بَلْ جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ ٧٠
Yoksa "O cinnet getirmiş" mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Halbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.
- 71
وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖیهِنَّؕ بَلْ اَتَیْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَؕ ٧١
Eğer hak onların arzularına uysaydı gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur'an'ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.
- 72
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَیْرٌࣗ وَهُوَ خَیْرُ الرَّازِقٖینَ ٧٢
Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
- 73
وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖیمٍ ٧٣
Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
- 74
وَاِنَّ الَّذٖینَ لَا یُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ ٧٤
Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar.
- 75
وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا فٖی طُغْیَانِهِمْ یَعْمَهُونَ ٧٥
Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.
- 76
وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا یَتَضَرَّعُونَ ٧٦
Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve ona yalvarıp yakarmadılar.
- 77
حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَیْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدٖیدٍ اِذَا هُمْ فٖیهِ مُبْلِسُونَࣖ ٧٧
Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir.
- 78
وَهُوَ الَّذٖٓی اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْــِٔدَةَؕ قَلٖیلًا مَا تَشْكُرُونَ ٧٨
Halbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
- 79
وَهُوَ الَّذٖی ذَرَاَكُمْ فِی الْاَرْضِ وَاِلَیْهِ تُحْشَرُونَ ٧٩
O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O'nun huzurunda toplanacaksınız.
- 80
وَهُوَ الَّذٖی یُحْيٖ وَیُمٖیتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّیْلِ وَالنَّهَارِؕ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٨٠
O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
- 81
بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ ٨١
Hayır onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ettiler.
- 82
قَالُٓوا ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ٨٢
Dediler ki: "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?"
- 83
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ࣑نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطٖیرُ الْاَوَّلٖینَ ٨٣
Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.
- 84
قُلْ لِمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ فٖیهَٓا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٤
De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?"
- 85
سَیَقُولُونَ لِلّٰهِؕ قُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٨٥
Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" de.
- 86
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظٖیمِ ٨٦
De ki: "Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"
- 87
سَیَقُولُونَ لِلّٰهِؕ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٨٧
."Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.
- 88
قُلْ مَنْ بِیَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَیْءٍ وَهُوَ یُجٖیرُ وَلَا یُجَارُ عَلَیْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٨
De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?"
- 89
سَیَقُولُونَ لِلّٰهِؕ قُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُونَ ٨٩
"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?" de.
- 90
بَلْ اَتَیْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٩٠
Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.
- 91
مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍؕ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا یَصِفُونَۙ ٩١
Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir. (91-92)
- 92
عَالِمِ الْغَیْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا یُشْرِكُونَࣖ ٩٢
Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir. (91-92)
- 93
قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِیَنّٖی مَا یُوعَدُونَۙ ٩٣
De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma." (93-94)
- 94
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنٖی فِی الْقَوْمِ الظَّالِمٖینَ ٩٤
De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma." (93-94)
- 95
وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِیَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ ٩٥
Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
- 96
اِدْفَعْ بِالَّتٖی هِیَ اَحْسَنُ السَّیِّئَةَؕ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا یَصِفُونَ ٩٦
Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.
- 97
وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّیَاطٖینِۙ ٩٧
De ki: "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım."
- 98
وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ یَحْضُرُونِ ٩٨
"Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."
- 99
حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ ٩٩
Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır. (99-100)
- 100
لَعَلّٖٓی اَعْمَلُ صَالِحًا فٖیمَا تَرَكْتُ كَلَّاؕ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاؕ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى یَوْمِ یُبْعَثُونَ ١٠٠
Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır. (99-100)
- 101
فَاِذَا نُفِـخَ فِی الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَیْنَهُمْ یَوْمَئِذٍ وَلَا یَتَسَٓاءَلُونَ ١٠١
Sûr'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.
- 102
فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازٖینُهُ فَاُو࣑لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ١٠٢
Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
- 103
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازٖینُهُ فَاُو࣑لٰٓئِكَ الَّذٖینَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فٖی جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ ١٠٣
Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.
- 104
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فٖیهَا كَالِحُونَ ١٠٤
Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar.
- 105
اَلَمْ تَكُنْ اٰیَاتٖی تُتْلٰى عَلَیْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٠٥
Allah, "Âyetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" der.
- 106
قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَیْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَٓالّٖینَ ١٠٦
Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk."
- 107
رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ ١٠٧
"Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz."
- 108
قَالَ اخْسَؤُ࣒ا فٖیهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ ١٠٨
Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der.
- 109
اِنَّهُ كَانَ فَرٖیقٌ مِنْ عِبَادٖی یَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَیْرُ الرَّاحِمٖینَۚ ١٠٩
Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.
- 110
فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِیًّا حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْرٖی وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ ١١٠
Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.
- 111
اِنّٖی جَزَیْتُهُمُ الْیَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ١١١
Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.
- 112
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِی الْاَرْضِ عَدَدَ سِنٖینَ ١١٢
Allah (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar.
- 113
قَالُوا لَبِثْنَا یَوْمًا اَوْ بَعْضَ یَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّٖینَ ١١٣
Onlar, "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler.
- 114
قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَلٖیلًا لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ١١٤
Allah şöyle der: "Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız."
- 115
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَیْنَا لَا تُرْجَعُونَ ١١٥
"Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"
- 116
فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرٖیمِ ١١٦
Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Ondan başka hiç ilah yoktur. O şerefli ve yüce arşın Rabbidir.
- 117
وَمَنْ یَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهٖۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهٖؕ اِنَّهُ لَا یُفْلِحُ الْكَافِرُونَ ١١٧
Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı halde Allah ile birlikte başka bir ilaha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler.
- 118
وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَیْرُ الرَّاحِمٖینَ ١١٨
De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!"
Ayet Ayet
Mü'minûn Suresi'ni uygulamada okuyun
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir