Üstaddan Hatıralar
Bir Dava Adamının Notları 2 · Sayfa 33
Bir Dava Adamının Notları 2 kitabının "Üstaddan Hatıralar" bölümü 33. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Bir Dava Adamının Notları 2.
Üstaddan Hatıralar
Bir gün otomobille büyük bir buğday tarlasının yanından geçiyorduk. Biz, buğdayların ekmek olup yenmesini düşünürken. Üstad bize “Ekmeği sizin, tefekkürü benim” dedi.
Üstad, seher namazını eda ettikten sonra bir bardak limonlu çay içerdi. Hz. Üstadımız, her ne zaman olursa olsun, çay içtiği zaman ve limon kullanılacak yemeklere, limon damlatırdı.
Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri asıl yemeği kuşluk zamanında yerdi. Öğle vakti pek az, birkaç lokma bir taam alır, ikindi namazından evvel, asıl yemeği yerdi. Akşam namazından sonra okuyacağı esnada, limonlu bir bardak çay içer, yatsı namazından sonra Resul-i Ekrem (A.S.M)’a imtisal ederek hemen yatarlardı. Yatmadan evvel küçük bir lokmacık taam yer, sonra Ayet-el Kürsi’yi okur, yatarlardı.
Seher vaktinden çok evvel kalkar evradını okur, sabah namazını erken eda ederek, yanında bulunan hizmetkarlarına basılan kitaplardan ders yaptırır, kendileride (eski hurufla yazılı) aslından takip ederlerdi.
Üstad Hazretleri çorba olarak pirinç ve şehriye çorbası içer, içine yumurta kırdırırdı. (Bunu 75 yaşından sonra yerdi) Yemeğin üzerine 4-5 habbe üzüm yer, belki de iyice bilmiyorum, her habbeyi yiyişinde besmele okurdu. 75-80 yaşlarından ömrünün sonuna kadar gördüğüme göre, kabuklarını soyar ve çekirdeklerini çıkarır, yanındaki hizmetkarlarına lütfederdi.
Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri gençliğinde bir ayet-i kerimeye mana vererek camide vaaz veriyor. Camide bulunan alimler, şeyhler, ahali, öyle bir müessir ve emsalsiz tefsire, kütüb-ü İslamiyede ve Kur’an tefsirlerinde rastlamamışlar, çok hayran kalıp Üstadımıza minnettar oluyorlar. Fakat kıskanç bir şeyh iki müridine emrediyor; “Bediüzzaman’ı sık sık gelip geçtiği şu tenha geçitte, akşam namazından sonra mavzerle vurun!”. Şeyhin müridleri aynı günde akşam namazından sonra, mezkur geçitte Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin oradan geçmesini bekliyorlar. Hz. Üstad geçide yaklaşınca o iki mavzerli müridleri görür. O iki müridde, Hz. Üstadı görür görmez mavzerleri hemen kaldırıp, Üstada ateş etmek üzere iken, kolları felç tutmuş gibi, mavzerler yere düşüyor. Merhum Üstad-ı pâkîmiz o iki müridin omuzlarına mübarek kollarını koyuyor ve diyor ki: “Kabahat sizin değil, ben size hakkımı helal ediyorum” diyerek yoluna devam edip, tek başına gidiyor.
Bu harikulade hadise o gün şayi oluyor. Merhum Üstadımız o zaman çok genç olduğundan, yaşlı ve büyük bazı alim ve şeyhler, Üstadın “Bediüzzaman” lakabını benimsemiyorlardı. Fakat bu hadiseden sonra hakikaten Üstadımız Said Nursi Hazretlerinin, “Bediüzzaman” olduğunu tasdik ve takdir ediyorlar.
Doktor Tahir Abi ile Ceylan Abinin amcası Hacı Osman Efendi... Üstad’a giderken yumurta, yağ vs. hediye alıyorlar. “Üstad almaz ama parasını alırız” diyorlar... Üstad fiyatını sormuş verdikleri paradan düşük söylemişler, Üstad ödemiş. Sonra uğradıklarında Üstad “Kardaşım yumurtanın 1-2 si çürük çıktı, yağ ise bozulmuş, acılaşmıştı” diyor. Üstadın yediği kısım, verdiği paranın mukabili kadarmış.
Üstad, Ziya adlı talebesini ilaç almaya gönderiyor, o sırada ilaç pahalanmış, üstünü Ziya kendisi ödüyor. Üstad ilaçı alıyor, içemiyor. Su ile içmek istiyor, boğazında takılı kalmış, bir türlü içemiyor, Ziya’yı çağırıyor. “Kardeşim ne yaptın? içemiyorum, kaç para verdin?” diyor, o da söylüyor. Üstad üstünü ödüyor, öyle içebiliyor. “Görüyorsunuz bana içirilmiyor” diyor.
Üstad; dağdan, bayırdan yürüyerek hac için Şam’a kadar gittiği vakit, çoğu kere
kimseden bir şey istememek için ot yemiş.
Birisi Z. Abiyi ziyarete gelmiş, şahsına hürmeti varmış. Z. Abi görüşmek istemiyor, o adam görüşmek için geç vakte kadar kapının önünde bekliyor. Z. Abi bir ara çıkmış, bakmış orada bekliyor. “Sana öyle bir iş yaparım ki, bu muymuş Üstadın hizmetkarı diye döner gidersin” diyor. Şahsına hürmeti, zerre kadar kabul etmiyor.
Üstad “Eski Abdullah’ı kaybettim” dermiş. Lisedeyken Üstadın makamını v.s. bilmiyor, sadece ders dinlemek, istifade etmek için Üstadın yanına gelirmiş.
Üstadın Mektupları: Üstadın 2 çeşit mektupları vardır.
Biri hususi... Diğeri: Kıyamete kadar Nur talebelerini herbir mes’elede tenvir edecek mektuplardır.
Üstad bu ikincileri ayırmış ve neşretmiştir. Bu mektupları kim okursa, ona hitap ediyor, yoksa eskiden yazılmış, hususi mektup değildirler. Onun için, Nur Talebelerine hitap ederken “Aziz, Sıddık,.. kardeşlerim” diyor. Ben de bu mektupları okuduğumda veya okunduğunda “Lebbeyk Üstadım” diyorum.
Ashab ve Nur Talebeleri: Ashab, bütün kuvvetleriyle hakaik-ı Kur’aniye ve imaniyenin aktar-ı cihana neşrine ve her bilad-ı cihanda muhafazasına çalışmışlardı. Risale-i Nur Talebeleri de; Ashab-ı Kiram mesleğinin bir cilvesine mazhar olduğundan, Üstadımız “Hizmette muvaffak olmak için, bu dünyayı ve herşeyi kalben terketmek lazımdır” demiştir.
“Bizim vazifemiz: Ye’s, gam ve kederlere kendimizi kaptırmayarak, heva, heves ve sefahetle kendi kendimizi körletip mahvetmeyerek, hizmet ve gayretle bu fıtrî kabiliyetlerimizi, ilm-i iman ve Marifetullahla çalıştırmak, inkişaf ve inbisat ettirmektir...”
Zübeyir Gündüzalp
Bir Dava Adamının Notları 2 uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir