10-Yunus

Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 25

KitapHizb-ül Kur'an(Mealli)
Sayfa25–26
SeviyeAna bölüm

Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "10-Yunus" bölümü 25. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).

منْ سُورَةُ يُودَةِ

10. YUNUS SÛRESİ’NDEN

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ى مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ى جَنَّاتِ النَّع۪يمِ﴿٩﴾

9. Şüphesiz iman edip iyi şeyler yapanları, Rableri, imanları ile doğru yola iletir. Nimet cennetlerinde (köşklerin) altlarından ırmaklar akar.

دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟﴿٠١﴾

10. Orada duaları: “Ya Allah, seni tenzih ederiz.”dir. Orada sağlık dilekleri de, “selamdır.” Dualarının sonu da: “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” (demektir).

“ Evet; واَخِرُدَعْوَيهُمْ اَنِ الحَمْدُللهِ رَبِّ الْعالَمينَ olan âyet-i kerime, hamdin ayn-ı lezzet olduğuna delâlet eder. Çünkü, hamd, in’am şeceresini, nimet semeresinde gösterir. Ve bu vesileyle zeval-i nimetin tasavvurundan hasıl olan elem zâil olur. Çünkü, şecerede çok semere vardır, biri giderse, ötekisi yerine gelir. Demek hamd, ayn-ı lezzettir.” (MN., Habbe, s.123. Ayrıca bk. İİ., Halifelik Sırrı sonu, HAŞİYE, s.212)

قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ﴿١٣﴾

31. De ki: “Size gökten ve yerden rızk veren kimdir? Yahut kulaklara ve gözlere (onları yaratmağa) sahip olan kimdir? Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran kimdir? Yaratma işini kim idare ediyor?” “Allah.” diyecekler. De ki: “Öyleyse (O’nun azabından) korkmuyor musunuz?”

فَذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّۚ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ﴿٢٣﴾

32. İşte hak Rabbiniz Allah’tır, Haktan sonra da sapıklıktan başka bir şey yoktur. Nasıl da (imandan) döndürülüyorsunuz?

“İşte, başta der; ‘Sema ve zemini, rızkınıza iki hazine gibi müheyya edip oradan yağmuru, buradan hububatı çıkaran kimdir? Allah’tan başka koca sema ve zemini iki mutî hazinedar hükmüne kimse getirebilir mi? Öyle ise şükür, Ona münhasırdır.’ İkinci fıkrada der ki: 'Sizin âzalarınız içinde en kıymetdar göz ve kulaklarınızın mâliki kimdir? Hangi tezgâh ve dükkândan aldınız? Bu latif kıymetdar göz ve kulağı verecek ancak Rabbinizdir. Sizi icad edip terbiye eden odur ki, bunları size vermiştir. Öyle ise yalnız Rab odur, Mabud da o olabilir.’" "Üçüncü fıkrada der: ‘Ölmüş yeri ihya edip yüzbinler ölmüş taifeleri ihya eden kimdir? Hak’tan başka ve bütün kâinatın Hâlıkından başka şu işi kim yapabilir? Elbette o yapar. O ihya eder. Madem Hak’tır, hukuku zayi’ etmeyecektir. Sizi bir mahkeme-i kübraya gönderecektir. Yeri ihya ettiği gibi, sizi de ihya edecektir.’" "Dördüncü fıkrada der: ‘Bu azîm kâinatı bir saray gibi, bir şehir gibi kemal-i intizamla idare edip tedbirini gören, Allah’tan başka kim olabilir? Madem Allah’tan başka olamaz; koca kâinatı bütün ecramıyla gayet kolay idare eden kudret o derece kusursuz, nihayetsizdir ki, hiçbir şerik ve iştirake ve muavenet ve yardıma ihtiyacı olamaz. Koca kâinatı idare eden, küçük mahlukatı başka ellere bırakmaz. Demek, ister istemez “Allah” diyeceksiniz.’ ”(S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, İkinci Nur, İkinci Nükte-i Belagat, s.416)

اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ﴿٥٥﴾

55. Bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa, Allah’ındır. Bilin ki, Allah’ın va’di haktır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.

هُوَ يُحْي۪ى وَيُم۪يتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴿٦٥﴾

56. O, diriltir ve öldürür ve yalnız O’na döndürüleceksiniz.

“Her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında, gece ve gündüzü, kış ve yazı bir kitab sahifeleri gibi kolayca çevirir. Dünya ve âhireti, iki menzil gibi bunu kapar, onu açar bir Kâdir-i Zülcelâl’dir. Madem böyledir, bütün delailin neticesi olarak وَإلَيْهِ تُرْجَعُونَ Yani: ‘Kabirden sizi ihya edip, haşre getirip, huzur-u kibriyasında hesabınızı görecektir.’ İşte şu âyetler, haşrin kabulüne zihni müheyya etti, kalbi de hazır etti. Çünki nazairini dünyevî ef’al ile de gösterdi.” (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, İkinci Nur, Sekizinci Meziyet-i cezâlet, s.425)

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِى الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ﴿٧٥﴾

57. Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerde olan (dertlere) bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ﴿٨٥﴾

58. De ki: “Ancak Allah’ın lütfu ve rahmeti ile, işte bununla sevinsinler. Çünkü bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır.”

“İşte ey nefis! Sen bu ücreti almışsın. Ubudiyet gibi lezzetli, nimetli, rahatlı, hafif bir hizmetle mükellefsin. Halbuki, buna da tenbellik ediyorsun. Eğer yarım yamalak yapsan da, güya eski ücretleri kâfi gelmiyormuş gibi, çok büyük şeyleri mütehakkimane istiyorsun. Ve hem ‘Niçin duam kabul olmadı’ diye nazlanıyorsun. Evet, senin hakkın naz değil, niyazdır, Cenâb-ı Hak, Cenneti ve saadet-i ebediyyeyi, mahz-ı fazl ve keremiyle ihsan eder. Sen, dâima rahmet ve keremine iltica et. Ona güven ve şu fermanı dinle:…”(S.,Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, İkinci Meyve, s.360. Ayrıca bk. M., Yirmi Sekizinci Mektub, Yedinci Risale, s.368)
Sayfa 26

وَمَا تَكُونُ ف۪ى شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَاتَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍ﴿١٦﴾

61. Hangi durumda olursan, Kur’an’dan ne okursan, ne amel yaparsan, mutlaka siz ona giriştiğiniz zaman biz üzerinizde şahit idik. Ne yerde, ne gökte, zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, mutlaka apaçık bir kitaptadır.

“Nasıl küçük küçük cüzdanlar, büyük bir kütüğün vücudunu ihsâs eder ve küçük küçük senetler, bir defter-i kebîrin bulunduğunu iş’ar eder ve küçük kesretli tereşşuhâtlar, büyük bir su menbaını işmâm eder. Aynen öyle de:Küçük küçük cüzdanlar hükmünde, hem birer küçük Levh-i Mahfuz manasında; hem büyük Levh-i Mahfuzu yazan kalemden tereşşuh eden küçük küçük noktalar suretinde olan benî beşerin kuvve-i haızaları, ağaçların meyveleri, meyvelerin çekirdekleri, tohumları, elbette bir hâfıza-i kübrâyı, bir defter-i ekberi, bir Levh-i Mahfûz-u Azamı ihsas eder, iş’âr eder ve ispat eder, belki keskin akıllara gösterir.” (S., Onuncu Söz Yedinci Suret, HAŞİYE, s.53)

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَاخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَۚ﴿٢٦﴾

62. Haberiniz olsun ki, Allah’ın veli kullarına korku yoktur. Onlar üzülmezler de.

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ﴿٣٦﴾

63. Onlar ki iman ettiler ve korkuyorlardı.

لَهُمُ الْبُشْرٰى فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاٰخِرَةِۜ لَاتَبْد۪يلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۜ﴿٤٦﴾

64. Onlar için dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır. Allah’ın kelimeleri için değişme yoktur. İşte büyük kurtuluş budur.

“Hülâsa: Ayık olan sana tâbi olmaz. Ancak siyaset şarabıyla veya şöhret hırsıyla veya rikkat-i cinsiyeyle veya felsefenin dalâletiyle veya medeniyetin sefahetiyle sarhoş olanlar, senin meşrep ve mesleğine tâbi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izâleyle ayıltacaktır. Ve keza, insan hayvan gibi yalnız zaman-ı halle müptelâ ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mazinin hüzün ve kederiyle hal elemlerine mâruzdur. Fakat kendisini şakî, dâll, ahmaklardan addetmeyen adam, Kur’ân’ın şu beşaretini dinlesin:…” (MN., Onuncu Risale, s.220. Ayrıca bk. NİK.,Üçüncü Ders sonu, s.32)

وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعًاۜ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ﴿٥٦﴾

65. Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz bütün izzet / kuvvet Allah’ındır. O, hakkıyle işiten, kemaliyle bilendir.

اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِۜ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ﴿٦٦﴾

66. Bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa, Allah’ındır. Allah’tan başkasına ibadet edenler de, ortaklara (putlara) tâbi olmuyorlar. Onlar ancak zanna tabi oluyorlar ve onlar ancak yalan söylüyorlar.

“Maahaza, şerik hadd-i zâtında mümteni’dir. Bir ferdinin vücudu mümkün değildir. Çünki kudret-i kâmilenin tesiri gayr-ı mütenahîdir. Şerik olduğu takdirde, kudretin tesiri mahdud olur. Mütenahî olmadığı halde mütenahî olur, inkıtaa uğrar. Bu ise, birkaç cihetten muhaldir. Öyle ise istiklal ve infirad, uluhiyet için zâtî hâssalardır." "Maahazâ, şerike bir mahal, bir makam, bir îmkan-ı zâtî yoktur. Ve şerikin vücudu hakkında ne bir delil ve ne de bir delilden neş’et eden bir ihtimal ve ne de bir emâre ve kâinatın hiçbir cihetinde şerike bir mevzi yokrur. Bilâkis hangi şeye, hangi cihete bakılırsa tevhid sikkesi görünür. Demek, müessir-i hakikî ancak ve ancak Allah’tır.” (MN., Katre, s.59)

هُوَ الَّذ۪ى جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ﴿٧٦﴾

67. O (Allah) ki, geceyi dinlenmeniz için karanlık, gündüzü de (çalışmanız için) aydınlık kıldı. Şüphesiz bunda dinleyen bir toplum için elbette deliller (ibretler) vardır.

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ﴿٧٠١﴾

107. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, O’dan başka onu kaldıracak yoktur. Eğer sana bir hayır isterse, O’nun lütfunu reddedecek kimse yoktur. Onu (lütfunu) kullarından dilediğine isabet ettirir. O, çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

“Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temellük edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini Onun elindedir. Her şey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.” (M., Yirminci Mektub, Birinci Makam, İkinci Kelime, s.224; As., Onuncu Hüccet-i İmaniye, s.227)

Sayfa 25   Okuyucuda devam et

Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir