9-Tevbe
Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 23
Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "9-Tevbe" bölümü 23. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).
من ْسُورَةُ الْاَنْفَالِ
8. ENFAL SÛRESİ’NDEN
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴿٤٢﴾
24. Ey iman ederler! Sizi, size hayat verecek şeye davet ettiği zaman, Allah’a ve Resûlüne icabet edin. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Şüphesiz siz O’nun huzurunda toplanacaksınız.
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَاتُص۪يبَنَّ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةًۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ﴿٥٢﴾
25. Bir fitneden sakının ki, içinizden yalnız zulmedenlere dokunmaz. Bilin ki, Allah’ın azabı çok çetindir.
“Yâni: ‘Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.’ Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktiza ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile Ebu Bekir'ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehil'ler esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebu Cehil'ler, aynen Ebu Bekir'ler gibi teslim olup, mücahede ile mânevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.” (S., On Dördüncü Söz Zeyli, s.172)
من ْسُورَةُ التَّوْبَةِ
9. TEVBE SÛRESİ’NDEN
يُر۪يدُونَ اَنْ يُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَاْبَى اللّٰهُ اِلَّآ اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ﴿٢٣﴾
32. Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar. Allah ise, kafirler hoş görmese de nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemiyor.
“Şeâir-i İslâmiyeyi tağyire teşebbüs edenlerin senetleri ve hüccetleri, yine her fena şeylerde olduğu gibi, ecnebîleri körü körüne taklitçilik yüzünden geliyor." "Diyorlar ki: ‘Londra’da ihtida edenler ve ecnebilerden imana gelenler; memleketlerinde ezan ve kamet gibi çok şeyleri kendi lisanlarına tercüme ediyorlar, yapıyorlar. Âlem-i İslâm onlara karşı sükût ediyor, itiraz etmiyor. Demek bir cevaz-ı şer’î var ki, sükût ediliyor?’ " "Elcevab: Bu kıyasın o kadar zahir bir farkı var ki, hiçbir cihette onlara kıyas etmek ve onları taklid etmek zîşuurun kârı değildir. Çünki ecnebi diyarına, lisan-ı şeriatta ‘Dâr-ı Harb’ denilir. Dâr-ı Harbde çok şeylere cevaz olabilir ki, ‘Diyar-ı İslâm’ da mesağ olamaz.” “Ey bîçareler! Bu dünya bir misafirhanedir. Her günde otuz bin şahid, cenazeleriyle “El-mevtü hak” hükmünü imza ediyorlar ve o davaya şehadet ediyorlar. Ölümü öldürebilir misiniz? Bu şahidleri tekzib edebilir misiniz? Madem edemiyorsunuz; mevt, Allah Allah dedirtir. Sekeratta Allah Allah yerine; hangi topunuz, hangi tüfeğiniz, zulümat-ı ebedîyi o sekerattakinin önünde ışıklandırır, ye’s-i mutlakını ümid-i mutlaka çevirebilir? Madem ölüm var, kabre girilecek; bu hayat gidiyor, bâki bir hayat geliyor. Bir defa top tüfek denilse; bin defa Allah Allah demek lâzım gelir. Hem Allah yolunda olsa; tüfek de Allah der, top da Allahü Ekber diye bağırır, Allah ile iftar eder, imsâk eder...” (M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, Yedinci Kısım, Birinci ve Üçüncü İşaretler, s.433 ve 438. Ayrıca bk. Ş., Birinci Şua, s.719; TH., Av.A.Şeref LAÇ’ın Müdâfası, s.660)
هُوَ الَّذ۪ٓى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِكُلِّه۪ۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ﴿٣٣﴾
33. O ki, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderdi ki, onu bütün dinlerden üstün kılsın. İster ki müşrikler (Allah’a ortak koşanlar) hoşlanmasınlar!
هوالّذِى اَرْسَلَ رَسوله بِالْهُدَى وَدِينِ الحقِّ لِيُظْهِرَهُ على الدِّينِ كُلِّهِ Kemal-i kat’iyyetle ihbar ediyor ki: ‘Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın getirdiği din, umum dinlere galebe çalacak.’ Halbuki o zamanda yüzer milyon tebaası bulunan Nasara ve Yahudi ve Mecusi dinleri ve Roma, Çin ve İran hükûmeti gibi yüzer milyon tebaası bulunan cihangir devletlerin edyan-ı resmîleri iken, kendi küçük kabîlesine karşı tam galebe edemeyen bir vaziyette bulunan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın getirdiği din, umum dinlere galib ve umum devletlere muzaffer olacağını ihbar ediyor. Hem gayet vuzuh ve kat’iyyetle ihbar ediyor. İstikbâl, o haber-i gaybîyi, Bahr-i Muhit-i Şarkîden, Bahr-i Muhit-i Garbîye kadar İslâm kılıcının uzamasiyle tasdik etmiştir.” (L., Yedinci Lem’a, Dördüncüsü, s.30)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا ق۪يلَ لَكُمُ انْفِرُوا ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِۜ اَرَض۪يتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ اْلاٰخِرَةِۚ فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِى اْلاٰخِرَةِ اِلَّا قَل۪يلٌ﴿٨٣﴾
38. Ey iman edenler! Size ne oluyor ki, size: “Allah yolunda seferber olun (savaşa çıkın).” denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Ahirete karşılık, dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya zevki, ahirete nisbetle pek azdır.
اِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَاتَضُرُّوهُ شَيْئًاۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ﴿٩٣﴾
39. Eğer seferber olmazsanız (savaşa çıkmazsanız) size acıklı bir azap eder ve sizin yerinize sizden başka bir topluluk getirir. O’na (Allah’a yahut Resûlüne) hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye kadirdir.
اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثَانِى َاثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِى الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه۪ لَاتَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِىَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ﴿٠٤﴾
40. Eğer Ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah Ona kâfirler onu ikinin (Resûlullah ve Ebu Bekir) ikincisi olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, onlar mağarada iken, yardım etmişti. O zaman arkadaşına: “Üzülme, şüphesiz Allah bizimledir.” diyordu. Bunun üzerine Allah Ona sükûnetini (emniyetini) indirdi ve Onu görmediğiniz askerlerle destekledi. Kâfirlerin sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise o, en yüksektir. Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
“O zâtın (a.s.m.) evvel ve âhir bütün ahvâl ve harekâtı nazar-ı dikkatten geçirilirse, herbir hareketi, herbir hali harikulâde değilse de onun sıdkına delâlet eder. Ezcümle: ‘Ğar’ meselesinde, Ebu Bekri’s-Sıddık ile beraber halâs ve kurtuluş ümidi tamamıyla kesildiği bir anda لَاتَخَفْ إِنَّ اللهَ مَعَنَا ‘Korkma, Allah bizimle beraberdir.’ diye Ebu Bekri’s-Sıddık’a verdiği tesellî ve tavk-ı beşerin fevkinde bir ciddiyetle, bir metanetle, bir şecaatle, havfsız, tereddütsüz gösterdiği vaziyet, elbette sıdkına ve nokta-i istinadı olan Hâlıkına itimad ettiğine güneş gibi bir burhandır. Kezalik, saadet-i dareyn için tesis ettiği esaslarda isabet etmiş olduğu ve izhar ettiği kavaidin, hakikatle muttasıl ve hakkaniyetle yapışık olduğu, bütün âlemce mazhar-ı kabul ve tasdik olmuş ve olmaktadır.” (İİ., Nübüvvet Hakkında, İkinci Mes’ele, s.106)
اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى التَّوْرٰيةِ وَاْلاِنْج۪يلِ وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذ۪ى بَايَعْتُمْ بِه۪ۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ﴿١١١﴾
111. Şüphesiz Allah, cennet kendilerinin olmak üzere mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar; öldürür ve öldürülürler. Bu; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da (Allah’ın) kendi üzerine aldığı bir vaattir. Sözünü Allah’tan daha çok yerine getiren kimdir? Öyleyse (ey müminler), yaptığınız alışverişten dolayı sevinin. İşte en büyük kurtuluş budur.
“NEFİS VE MALINI Cenâb-ı Hakka satmak ve Ona abd olmak ve asker olmak ne kadar kârlı bir ticaret, ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciği dinle:(…)" "Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey midir ki, çokları satmaktan kaçıyorlar? Yok, kat’a ve asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur. Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah namına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse, istiğfar etmeli. ‘Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanete emin kıl! Amin!’ demeli ve Ona yalvarmalı.” (S., Altıncı Söz, s.25, 29)
اَلتَّٓائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّٓائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ اْلاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ﴿٢١١﴾
112. (Bu alışverişi yapanlar) tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten men edenler ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. İşte o müminleri müjdele.
لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ﴿٨٢١﴾
128. Andolsun, size içinizden (kendi cinsinizden) bir Peygamber gelmiştir. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. Size gayet düşkündür, mü’minlere de çok şefkatli, çok merhametlidir.
“Şu âyet-i azime.. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve merhametini ifade ediyor. Evet, rivayet-i sahiha ile, mahşerin dehşetinden herkes, hattâ enbiya dahi ‘nefsî, nefsî’ dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ‘ümmetî, ümmetî’ diye refet ve şefkatini göstereceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman, ehl-i keşfin tasdikiyle, validesi onun münâcâtından ‘ümmetî, ümmetî’ işitmiş. Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârâne mekârim-i ahlâk, kemâl-i şefkat ve refetini gösterdiği gibi, ümmetinin hadsiz salâvatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, ümmetinin bütün saadetleriyle kemâl-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş. İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyesine müraat etmemek. Ne derece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.” (L., Dördüncü Lem’a, Birinci Nükte, s.19; On Birinci Lem’a, s.50)
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ﴿٩٢١﴾
129. (Ey Muhammed) eğer (sana iman etmekten) yüz çevirirlerse: “Allah bana yeter. O’ndan başka İlah yoktur. Yalnız O’na güvendim. O, ulu Arş’ın Rabbidir.” de.
فَإنْ تَوَلَّوْا âyetiyle der ki: ‘Ey insanlar! Ey müslümanlar! Böyle hadsiz bir şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfaatiniz için bütün kuvvetini sarfeden ve manevî yaralarınız için kemal-i şefkatle getirdiği ahkâm ve sünnet-i seniyesiyle tedavi edip merhem vuran şefkatperver bir zâtın bedihî şefkatini inkâr etmek ve göz ile görünen re’fetini ittiham etmek derecesinde onun sünnetinden ve tebliğ ettiği ahkâmdan yüzlerinizi çevirmek, ne kadar vicdansızlık, ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz! Ve ey şefkatli Resul ve ey re’fetli Nebi! Eğer senin bu azîm şefkatini ve büyük re’fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler, merak etme! Semavat ve Arz’ın cünudu taht-ı emrinde olan, arş-ı azîm-i muhitin tahtında saltanat-ı rububiyeti hükmeden Zât-ı Zülcelal sana kâfidir. Hakikî muti’ taifeleri, senin etrafına toplattırır, seni onlara dinlettirir, senin ahkâmını onlara kabul ettirir!’ Evet Şeriat-ı Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediyede hiçbir mes’ele yoktur ki, müteaddit hikmetleri bulunmasın.” (L., On Birinci Lem’a, Sekizinci Nükte, s.55)
Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir