21-Enbiya@سُورَةُ الْاَنْبِيَآءِ
Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 45
Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "21-Enbiya@سُورَةُ الْاَنْبِيَآءِ" bölümü 45. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).
وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا ف۪يهِ مِنَ الْوَع۪يدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا﴿٣١١﴾
113. (Önceki kitapları indirdiğimiz) gibi onu da Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda îkazları tekrar tekrar açıkladık; belki onlar korkarlar (korunurlar); yahut onlar için bir ibret meydana getirir.
فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓاىِٔ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى﴿٠٣١﴾
130. (Resûl’üm!) Öyleyse dediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini Hamd ile tesbih et. Gece saatlerinde ve gündüzün taraflarında da tesbih et; belki Allah’ın rızasına erersin.
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى﴿١٣١﴾
131. Onları denemek için, onlardan bazı sınıfları yararlandırdığımız şeye, dünya hayatının süsüne, sakın göz dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
وَاْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَانَسْئَلُكَ رِزْقًاۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى﴿٢٣١﴾
132. Ailene namazı emret; sen de ona sabır ile devam et. Biz, senden rızk istemiyoruz; biz sana rızk veriyoruz. Güzel sonuç, takvanındır.
مِنْ سُورَةُ الْاَنْبِيَآءِ
21. ENBİYA SÛRESİ’NDEN
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ﴿٦١﴾
16. Göğü, yeri ve ikisinin arasındakileri oyuncular olarak (oynamak için) yaratmadık.
“Evet, Muhammed’in (A.S.M.) getirdiği nur ile kâinatın mahiyeti, kıymeti, kemalâtı ve içindeki mevcudatın vazifeleri ve neticeleri ve memuriyetleri ve kıymetleri bilinir, tahakkuk eder. Ve kâinat baştan başa gayet manidar mektubat-ı İlahiye ve mücessem bir Kur’an-ı Rabbanî ve muhteşem bir meşher-i âsâr-ı Sübhaniye olur. Yoksa adem ve hiçlik ve zeval ve fena karanlıklarında yuvarlanan karmakarışık vahşetli bir virane ve dehşetli bir matemhane mahiyetine düşer. Bu hakikata binaen, kâinatın kemalâtı ve hikmetli tahavvülâtı ve sermedî manaları, kuvvetli bir tarzda ‘Neşhedü Enne Muhammeden Resûlullah’ der.” (Ş., On Beşinci Şua, İkinci İşaret, On Dördüncü Şehadet, s.630)
لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ﴿٧١﴾
17. Eğer biz bir eğlence edinmek istese idik, eğer yapacak olsaydık, muhakkak onu yanımızdan edinirdik.
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ﴿٨١﴾
18. Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da onun beynini parçalar. Bakarsın ki bâtıl, zail (yok) olmuştur. (Allah’a) Yakıştırdığınız şeylerden dolayı yazıklar olsun size!
وَلَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ﴿٩١﴾
19. Göklerde ve yerde olan kimseler O’nundur. O’nun yanındakiler O’na ibadetten büyüksünmezler de, yorulmazlar da.
يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ﴿٠٢﴾
20. Onlar gece gündüz tesbih ederler, gevşemezler.
اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ﴿١٢﴾
21. Yoksa onlar (o müşrikler) yerden tanrılar edindiler de, (ölüleri) onlar mı diriltecekler?
لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ﴿٢٢﴾
22. Eğer o ikisinde (yerde ve gökte), Allah’tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (bunların nizamı) bozulurdu. Arş’in Rabbi Allah, onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.
“Amiriyet ve hâkimiyetin muktezası: Rakîb kabul etmemektir, iştiraki reddetmektir, müdahaleyi ref’ etmektir. Onun içindir ki, küçük bir köyde iki muhtar bulunsa, köyün rahatını ve nizamını bozarlar. Bir nahiyede iki müdür, bir vilâyette iki vali bulunsa, hercümerc ederler. Bir memlekette iki padişah bulunsa, fırtınalı bir karma karışıklığa sebebiyet verirler. Madem hâkimiyet ve âmiriyetin gölgesinin zayıf bir gölgesi ve cüz'î bir nümunesi, muavenete muhtaç, âciz insanlarda böyle rakip ve zıddı ve emsalinin müdahalesini kabul etmezse, acaba saltanat-ı mutlaka suretindeki hâkimiyet ve rububiyet derecesindeki âmiriyet, bir Kadîr-i Mutlakta ne derece o redd-i müdahale kanunu ne kadar esaslı bir surette hükmünü icra ettiğini kıyas et. Demek, ulûhiyet ve rububiyetin en kat'î ve daimî lâzımı, vahdet ve infiraddır. Buna bir burhan-ı bâhir ve şahid-i kat'î, kâinattaki intizam-ı ekmel ve incisam-ı ecmeldir. Sinek kanadından tut, tâ semâvat kandillerine kadar öyle bir nizam var ki, akıl onun karşısında hayretinden ve istihsanından ‘Sübhanallah, maşaallah, bârekâllah’ der, secde eder. Eğer zerre miktar şerike yer bulunsaydı, müdahalesi olsaydı, لَوْ كَانَ فِيهِمَا اَلِهَةٌ اِلاّاللهُ لَفَسَدَتَا âyet-i kerimesinin delâletiyle, nizam bozulacaktı, suret değişecekti, fesadın âsârı görünecekti.” (S., Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere, s.683) “Hem hâkimiyet bir makam-ı izzettir; rakip kabul etmek, o hâkimiyetin izzetini kırar. Evet, aczi için çok yardımcılara muhtaç olan insanın, cüz'î ve zâhirî ve muvakkat bir hakimiyeti için kardeşini ve evlâdını zâlimâne öldürmesi gösteriyor ki, hâkimiyet rakip kabul etmez. Böyle bir âciz, böyle cüz'î bir hâkimiyet için böyle yaparsa elbette, bütün kâinatın mâliki olan bir Kadîr-i Mutlakın, hakikî ve küllî rububiyetine ve ulûhiyetine medar olan kendi hâkimiyet-i kudsiyesine başkasını teşrik etmesi ve şerike müsaade etmesi hiçbir cihetle mümkün olamaz.”(Ş., Yedinci Şua, İkinci Bab, Dördüncü Hakikat, s.152. Ayrıca bk. S.,Yirmi Beşinci Söz, Otuz İkinci Söz, s.389, 590-598; L., Otuzuncu Lem’a, s.325; İİ., Tevhidin İsbatı, s.91; BL., Mesail-i Müteferrika, s.272; Mh., Üçüncü Makale, s.133)
لَا يُسْئَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْئَلُونَ﴿٣٢﴾
23. O (Allah), yaptığından sorumlu tutulmaz, onlar ise sorguya çekileceklerdir.
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِىَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪ىۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ﴿٤٢﴾
24. O’ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: “Delilinizi getirin.” Bu, benimle beraber olanların ve benden öncekilerin zikridir. Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler. İşte onlar yüz çevirenlerdir.
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓى اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّآ اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ﴿٥٢﴾
25. Senden önce bir peygamber göndermedik ki, ona: “Gerçek şu ki, benden başka İlah yoktur; bana ibadet edin.” diye vahyetmiş olmayalım.
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَۙ﴿٦٢﴾
26. Onlar: “Allah evlat edindi.” dediler. Hâşâ. Hayır, onlar (evlat dedikleri, melekler) ikrama mazhar olmuş kullardır.
لَايَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ﴿٧٢﴾
27. Sözle On’u(n önüne) geçemezler. Onlar O’nun emri ile hareket ederler.
“Nasıl ki vahdet ve ehadiyet sırrıyla kâinatın her tarafında aynı kudret, aynı isim, aynı hikmet, aynı san'at bulunmasıyla Hâlıkın vahdet ve tasarrufu ve icad ve rububiyeti ve hallâkıyet ve kudsiyeti, cüz'î-küllî herbir masnuun hal diliyle ilân ediliyor. Aynen öyle de, her tarafta melekleri halk edip her mahlûkun lisan-ı hal ile şuursuz yaptıkları tesbihatı, meleklerin ubudiyetkârâne dilleriyle yaptırıyor. Meleklerin hiçbir cihette hilâf-ı emir hareketleri yoktur. Hâlis bir ubudiyetten başka hiçbir icad ve emirsiz hiçbir müdahale, hattâ izinsiz şefaatleri dahi olmaz. Tam بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ * وَيَفْعَلُونَ مَايُؤْمَرُونَ sırrına mahzardırlar.”(Ş., On Birinci Şua, On Birinci Mes’ele, s.264. Ayrıca bk. S., Yirmi Dokuzuncu Söz, s.513)
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ﴿٨٢﴾
28. Allah, onların önlerindekini ve arkalarındakini (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Ancak O’nun rızasına erene şefaat ederler. Onlar O’nun korkusundan titrerler.
وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنّ۪ٓى اِلٰهٌ مِنْ دُونِه۪ فَذٰلِكَ نَجْز۪يهِ جَهَنَّمَۜ كَذٰلِكَ نَجْزِى الظَّالِم۪ينَ۟﴿٩٢﴾
29. Onlardan kim: “Gerçekten ben, O’dan başka tanrıyım!” derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. İşte biz, zalimleri böyle cezalandırırız.
اَوَ لَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ﴿٠٣﴾
30. Kâfirler görmediler mi ki, göklerle yer,ikisi de bitişik idiler de, biz onları ayırdık. Her canlıyı da sudan yarattık. Halâ iman etmiyorlar mı?
“Ve muhakkik bir hakîme, o kelime şöyle ifham eder ki: Bidâyet-i hilkatte semâ ve arz şekilsiz birer küme ve menfaatsiz birer yaş hamur, veledsiz, mahlûkatsız, toplu birer madde iken, Fâtır-ı Hakîm onları fetih ve bast edip güzel bir şekil, menfaattar birer suret, ziynetli ve kesretli mahlûkata menşe etmiştir anlar, vüs'at-i hikmetine karşı hayran olur. Yeni zamanın filozofuna şu kelime şöyle ifham eder ki: Manzume-i şemsiyeyi teşkil eden küremiz, sair seyyareler, bidâyette güneşle mümteziç olarak, açılmamış bir hamur şeklinde iken, Kadîr-i Kayyûm o hamuru açıp, o seyyareleri birer birer yerlerine yerleştirerek, güneşi orada bırakıp zeminimizi buraya getirerek, zemine toprak sererek, semâ canibinden yağmur yağdırarak, güneşten ziya serptirerek dünyayı şenlendirip bizleri içine koymuştur anlar, başını tabiat bataklığından çıkarır, اَمَنْتُ بِاللهِ الْوَاحِدِالْاَحَد der."(S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, İkinci Şua, Birinci Lem’a, s.392. Ayrıca bk. MN., Habbe, s.120; İİ., Seb’a Semavat, s.187)
وَجَعَلْنَا فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَم۪يدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا ف۪يهَا فِجَاجًا سُبُلاً لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ﴿١٣﴾
31. Yerde, onları sarsmasın diye sabit dağlar kıldık (diktik). Onda geniş yollar kıldık (açtık). Umulur ki onlar, hidayete ererler.
وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًاۚ وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ﴿٢٣﴾
32. Göğü de korunmuş bir tavan kıldık(yaptık). Oysa onlar, onun (gökyüzünün) ayetlerinden yüz çeviriciler.
وَهُوَ الَّذ۪ى خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ ف۪ى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ﴿٣٣﴾
33. O (Allah) ki, gece ile gündüzü ve güneşle ayı yarattı. Her biri bir mihverde (yörüngede) yüzüyorlar.
Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir