30-Rum@سُورَةُ الرُّومِ
Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 67
Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "30-Rum@سُورَةُ الرُّومِ" bölümü 67. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).
اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ﴿٩٥﴾
59. Onlar ki sabrettiler ve yalnız Rablerine tevekkül ederler.
“İşte ey sabırsız nefsim! Sen, üç sabır ile mükellefsin. Birisi: Tâat üstünde sabırdır. Birisi: Ma’siyetten sabırdır. Diğeri: Musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu Üçüncü İkazdaki temsilde görünen hakikati rehber tut, merdâne ‘Yâ Sabûr’ de, üç sabrı omuzuna al. Cenâb-ı Hakkın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir; ve o kuvvetle dayan…” (S., Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Üçüncü İkaz, s.271)
وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَاتَحْمِلُ رِزْقَهَاۗ اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ﴿٠٦﴾
60. Nice canlı vardır ki, rızkını taşımaz; onlara da size de Allah rızk veriyor. O, hakkıyle işiten, her şeyi bilendir.
وَكَاَيِّنْ مِنْ دَابَّتٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللهُ يَرْزُقُهَاواِيَّا كُمْ وَهُوَاَلسَّمِيعُ الْعَلِيمُ âyeti de, rızkı tedarik edemeyen, âciz ve iktidarsız olan zayıf biçarelerin rızıklarını umulmadık yerden, belki gaybdan, belki hiçten, meselâ, denizin dibindeki böceklere hiçten ve bütün yavrulara umulmadık yerlerden ve bütün hayvanlara her baharda âdetâ sırf gaybdan infaklarını bilfiil tekeffül ederek bilmüşahede vermekle; esbabperest insanlara dahi, esbab perdesi altında yine o veriyor diye ispat ve ilân ettiği gibi; pek çok âyât-ı Kur'âniye ve hadsiz şevâhid-i kevniye, bil'ittifak her bir zîhayatın birtek Rezzâk-ı Zülcelâlin rahîmiyeti ile beslendiklerini gösteriyorlar...” “… Rızk-ı helâl iktidar ve ihtiyar kuvvetiyle kazanılmaz, buldurulmaz. Belki çalışmasını ve sa'yini kabul eden bir merhamet tarafından verilir ve ihtiyacına acıyan bir şefkat cânibinden ihsan edilir. Fakat, rızk ikidir." "Biri: Yaşamak için hakîki ve fıtrî rızıkdır ki; taahhüd-ü Rabbani altındadır..." "İkinci kısım rızık: İ’tiyad, israf ve sû-i istimâlat ile tiryaki olup zaruret hükmüne geçen mecâzî ve sun’î rızıkdır. Bu kısım ise, tâahhüd-ü Rabbanî altında değil, belki ihsana tâbidir. Kâh verir, kâh vermez...” (Ş., Yedinci Şua, Dördüncü Hakîkat, s.172. Ayrıca bk. M., Yirmi Birinci Mektub ve Yirmi İkinci Mektub, s.260 ve 271; L., On İkinci Lem’a, s.62)
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ﴿١٦﴾
61. And olsun, eğer onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı; güneşi ve ay’ı size (insanların yararına) kim tahsis etti?” diye sorsan, elbette, “Allah!..” derler. Öyleyse (tevhitten) nasıl da döndürülüyorlar!..
اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَل۪يمٌ﴿٢٦﴾
62. Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletir de, kısar da. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyle bilendir.
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايَعْقِلُونَ۟﴿٣٦﴾
63. And olsun, eğer onlara: “Gökten kim su indirdi de, onunla ölümünden sonra yeri diriltti?” diye sorsan, mutlaka, “Allah!..” derler. De ki: “(Öyleyse) Hamd de Allah’ a mahsustur.” Hayır, onların çoğu aklını kullanmazlar.
“Acaba görülmüyor: Âyâtın ekser fevatih ve havâtiminde nev-i beşeri vicdana havale ve aklın istişaresine hamlettiriyor...” (Mh., Birinci Makale, Sekizinci Mukaddeme, s.39)
وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُۢ لَوْكَانُوا يَعْلَمُونَ﴿٤٦﴾
64. Bu dünya hayatı, bir eğlence ve bir oyundan başka bir şey değildir. Gerçekten ahiret yurdu, elbette o, hayatın ta kendisidir. Keşke bilselerdi!..
“İ’lem Eyyühel-Aziz! İnsan bir yolcudur. Sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Mâlikü'l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye sarf ediyor. Halbuki, o levazımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir. (…) Binaenaleyh, Cenab-ı Hak her iki hayat levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek suretiyle, yirmi üç saat kısa ve fâni olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve bâki ve sonsuz uhrevî hayata sarf etmek lâzımdır ki, dünyada paşa, ahirette geda olmasın!” (MN., Onuncu Risale, s.223. Ayrıca bk. S., Yirmi Sekizinci Söz, s.499; Otuzuncu Söz, İkinci Maksad, s.556; NİK., Birinci ve Beşinci Ders, s.12 ve 39; Sn., s.15)
مِنْ سُورَةُ الرُّومِ
30. RUM SÛRESİ’NDEN
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
الٓمٓ۠﴿١﴾
1. Elif. Lam. Mim.
(bk. Bakara Sûresi 1.âyet açıklaması, s.2)
غُلِبَتِ الرُّومُۙ﴿٢﴾
ف۪ٓى اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ﴿٣﴾
ف۪ى بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ﴿٤﴾
2-4. Rumlar, (Arapların bulunduğu bölğeye) en yakın yerde, (İranlılara) mağlup oldular. Oysa onlar, mağlubiyetlerinin ardından, birkaç (3-9) yıl içerisinde, (İranlılara) galip geleceklerdir. Emir, eninde sonunda Allah’ındır. O (Rumların İranlıları yenecekleri) gün, müminler sevineceklerdir.
“Hz. Ebû Bekir (ra) bir tartışma üzerine Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinden Übey bin Halef ile bu âyetteki müjdeye binâen iddiâya girdi. Sözleşmeye göre, üç sene içinde Romalılar gâlib gelirse Hz.Sıddîk (ra) on deve alacak, aksi hâlde verecekti. Peygamberimiz (A.S.M) bundan haberdâr olduğunda ‘bid’a’ ta’birinin üç ile dokuz arası rakamlara delâlet ettiğini, dolayısıyla süreyi dokuza, develeri yüze yükseltmesini buyurdular. Sözleşme yenilendi. Yedinci yılın başlarında Romalılar beklenmedik şekilde gâlib gelmekle, Hz.Ebû Bekir (ra) develeri o müşriğin vârislerinden aldı ve tasadduk etti.” (KMM., Rum Sûresi 3.âyet açıklaması, s.403. Ayrıca bk. S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Üçüncü Şua, İkinci Şavk, s.405)
بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ﴿٥﴾
5. Allah’ın yardımı ile (sevineceklerdir). Allah dilediğine yardım eder. O, mutlak galip, çok esirgeyicidir.
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ﴿٧١﴾
17. Akşamladığınız ve sabahladığınız zaman, Allah’ı tebsih edin.
وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ﴿٨١﴾
18. Göklerde ve yerde hamd O’nundur. Gündüzün sonunda ve öğleye girdiğiniz zaman da (onu tesbih edin).
(bk. Fatiha Sûresi 1. âyet açıklaması, s.1) “Evet, her bir namazın vakti, mühim bir inkılâp başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhînin aynası ve o tasarruf içinde ihsânât-ı külliye-i İlâhiyenin birer mâkesi olduğundan, Kadîr-i Zülcelâle o vakitlerde daha ziyade tesbih ve tazim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnuna karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir.” (S., Dokuzuncu Söz, s.40)
يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَيُحْيِى الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟﴿٩١﴾
19. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartır. Yeri ölümünden sonra diriltir. İşte (siz de böyle kabirlerden) çıkarılırsınız.
“Haşr-i baharîde görüyoruz ki: Beş-altı gün zarfında küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan, üç yüz binden ziyade envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihyâ edip iade ediyor. Başkalarını ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad ediyor. Halbuki, maddeten farkları pek az olan tohumcuklar, o kadar karışmışken, kemâl-i imtiyaz ve teşhis ile, o kadar sür'at ve vüs'at ve suhulet içinde, kemâl-i intizam ve mizan ile, altı gün veya altı hafta zarfında ihyâ ediliyor. Hiç kabil midir ki, bu işleri yapan Zâta birşey ağır gelebilsin, semavat ve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin! Hâşâ!…” (S. Onuncu Söz, Dokuzuncu Hakîkat, s.80. Ayrıca bk. S., Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Dördüncü Pencere, s.677; Ş., Dokuzuncu Şua, s.180)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ﴿٠٢﴾
20. Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının) delillerindendir. Sonra birden siz (yeryüzüne dağılan) insan oluverdiniz.
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ﴿١٢﴾
21. O’nun (varlığının) delillerinden (biri de), size kendilerine ısınasınız diye kendinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda iyice düşünen bir toplum için, gerçekten ibretler vardır.
“Hem refika-i hayatını, rahmet-i İlâhiyenin mûnis, lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-ü suretine muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letâfet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir. Ve en kıymettar ve en şirin cemâli ise, ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir. Şu cemâl-i şefkat ve hüsn-ü sîret, âhir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir. Ve o zaife, lâtife mahlûkun hukuk-u hürmeti o muhabbetle muhafaza edilir. Yoksa, hüsn-ü suretin zevâliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda bîçâre hakkını kaybeder.” (S., Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, Mühim Bir Sual, s.639) “Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir cennet, bir melce bir tahassungâh ise, aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarâne hürmet ve hakiki ve şefkatli ve fedakârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münasebetlerin bulunmak fikriyle ve akidesiyle olabilir. (…) Yoksa kısacık bir iki saat sûrî bir refakatten sonra ebedî bir firak ve müfarakate uğrayan arkadaşlık, elbette gayet sûrî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye mânâsında ve bir mecazî merhamet ve sun'î bir hürmet verebilir. Ve hayvanatta olduğu gibi, başka menfaatler ve sair galip hisler, o hürmet ve merhameti mağlûp edip o dünya cennetini cehenneme çevirir.” (Ş., Dokuzuncu Şua, Birinci Nokta, Dördüncü Delil, s.183)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ﴿٢٢﴾
22. O’nun (varlığının) delillerinden (biri de), gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için gerçekten ibretler vardır.
“Âlemin mecmuuna bakıyoruz muntazam bir memleket, bir şehir, bir saray hükmünde, âli hikmetler, gali gayeler için mükemmel bir tanzimat görüyoruz. Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfında izah ve ispat edildiği üzere, bir zerreden tut, tâ yıldızlara kadar, zerre miktar şirke yer bırakmıyor. Öyle birbirlerine mânen münasebettardırlar ki, bütün yıldızları musahhar etmeyen ve elinde tutmayan, bir zerreye rububiyetini dinlettiremez. Bir zerreye hakikî rab olmak için, bütün yıldızlara sahip olmak lâzım gelir. Hem, Otuz İkinci Sözün İkinci Mevkıfında izah ve ispat edildiği üzere, semâvâtın halk ve tesviyesine muktedir olmayan, beşerin simasındaki teşahhusu yapamaz. Demek, bütün semâvâtın rabbi olmayan, birtek insanın simasındaki alâmet-i farika olan nakş-ı sîmâvîyi yapamaz.” (S., Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Sekizinci Pencere, s.681. Ayrıca bk. S. Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf, s.605; M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, s.390; L., On Dördüncü Lem’a, s.100; Ş., Dokuzuncu Şua, s.180; BL., Hâfız Ali’nin fıkrasıdır, s.354)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاوُ۬ٔكُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ﴿٣٢﴾
23. O’nun (varlığının) delillerinden (biri de), gece uyumanız ve gündüz lütfundan aramanızdır. Şüphesiz bunda, işiten bir toplum için gerçekten ibretler vardır.
“Hem gece ve gündüzü insana musahhar, yani hâb-ı rahatına geceyi örtü, gündüzü maişetlerine ticaretgâh hükmünde teshir etmiştir.” (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, Altıncı Nükte-i Belâgat, s.422) “Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i Berzahı ifham ile, ruh-u beşer rahmet-i Rahman’a ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Ve gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve Berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, ikaz eder ve bütün bu inkılabat içinde Cenab-ı Mün’im-i Hakikî’nin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile ne derece hamd ü senaya müstehak olduğunu ilân eder. İkinci sabah ise, sabah-ı haşri ihtar eder. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar makul ve lâzım ve kat’î ise, haşrin sabahı da, Berzahın baharı da o kat’iyyettedir.” (S., Dokuzuncu Söz, Dördüncü Nükte, s.42)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْي۪ى بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ﴿٤٢﴾
24. O’nun (varlığının) delillerinden (olarak), size korku ve ümit (vermek) için şimşeği gösterir ve gökten su indirip, onunla ölümünden sonra yeri diriltir. Şüphesiz bunda, aklını çalıştıran bir toplum için gerçekten ibretler vardır.
“İşte bu sırr-ı Rubûbiyete göre teşekkür ve ubudiyet, bütün envâ-ı hayatın ve dolayısıyla bütün kâinatın en ehemmiyetli gayesi olduğundandır ki, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan pek çok hararetle ve şiddetle ve halâvetle şükür ve ibadete sevk ediyor. Ve ‘İbadet Cenâb-ı Hakka mahsus ve şükür Ona lâyık ve hamd Ona hastır’ diye çok tekrarla beyan ediyor. Demek bu şükür ve ibadet doğrudan doğruya Mâlik-i Hakikîsine gitmek lâzım olduğunu ifade için, hayatı bütün şuûnâtıyla perdesiz kabza-i tasarrufunda tutmasına delâlet eden ...* فَيُحْيِى بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْ تِهَا gibi âyetler; pek sarih bir surette vasıtaları nefyedip, doğrudan doğruya hayatı Hayy-ı Kayyûmun dest-i kudretine münhasıran veriyor.” (L., Otuzuncu Lem’a, Beşinci Nükte, Üçüncü Remiz, s.332)
Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir