6-Enam

Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 13

KitapHizb-ül Kur'an(Mealli)
Sayfa13–19
SeviyeAna bölüm

Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "6-Enam" bölümü 13. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).

قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِق۪ينَ صِدْقُهُمْۜ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ﴿٩١١﴾

119. Allah dedi: “Bu, doğrulara doğruluklarının fayda vereceği bir gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada sürekli olarak sonsuza kadar kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır.” İşte bu, büyük kurtuluştur.

“Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb nifakın birinci alâmetidir. Kizb kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. Kizb hikmet-i Rabbaniyeye zıddır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrib eden kizbdir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir. Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan, kizbtir.(…)Hülâsa: Yol ikidir: Ya sükût etmektir. Çünki söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır. Çünkü İslâmiyetin esası sıdktır. İmanın hassası, sıdktır. Bütün kemalâta isal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkıyatın mihveri sıdktır. Alem-i İslâmın nizamı, sıdktır. Nev’-i beşeri kâ’be-i kemalâta îsal eden, sıdktır. Ashab-ı Kiram’ı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır.”(İİ., Mühürlenen Kalbler, Yedinci Cümle, s.82)

لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا ف۪يهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ﴿٠٢١﴾

120. Göklerin, yerin ve onlardaki şeylerin mülkü Allah’ındır. O, her şeye kadirdir.

(bk. Âl-i İmran Sûresi 189. âyet açıklaması, s.9)

من سُورَةُ الْاَنْعَدَةِ

6. EN’ÂM SÛRESİ’NDEN

وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا طَٓائِرٍ يَط۪يرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلَّآ اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْۜ مَا فَرَّطْنَا فِى الْكِتَابِ مِنْ شَىْءٍ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ﴿٨٣﴾

38. Yeryüzünde yürüyen bir hayvan veya iki kanadı ile uçan bir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi bir ümmet (topluluk) olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra ancak Rablerine toplanacaklar.

“Mâdem ruy-i zemin, bir sofra-i Rahmandır. İnsanın şerefine kurulmuştur. Öyle ise, o sofradan istifade eden sair hayvanat ve tuyurun çoğu insana müsahhar ve hizmetkâr olabilir. Nasılki en küçüklerinden bal arısı ve ipek böceğini istihdam edip ilham-ı İlahî ile azîm bir istifade yolunu açarak ve güvercinleri bazı işlerde istihdam ederek ve papağan misillü kuşları konuşturarak, medeniyet-i beşeriyenin mehasinine güzel şeyleri ilâve etmiştir. Öyle de, başka kuş ve hayvanların istidad dili bilinirse, çok taifeleri var ki; karındaşları hayvanat-ı ehliye gibi, birer mühim işde istihdam edilebilirler.”(S., Yirminci Söz, İkinci Makam, s.260) “Şimdi kuşlara bak! Onların söyleşmeleri ve cıvıldaşmaları, bir Sâni’-i Hakîm’in intak ve söyletmesi olduğuna delil-i kat’î ise, hayret verir bir tarzda birbirine o seslerle müdavele-i hissiyat ve ifade-i maksad etmeleridir.” (S., Otuz Üçüncü Söz, Yirminci Pencere, s.671)

وَاِذَا جَٓاءَكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ﴿٤٥﴾

54. Ayetlerimize iman edenler sana geldiği zaman de ki: “Selam size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine şöyle yazdı: İçinizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra da ardından tövbe eder ve (kendini) ıslah ederse, şüphesiz O, çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir."

وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَٓا اِلَّا هُوَۜ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ ف۪ى ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍ﴿٩٥﴾

59. Gaybin anahtarları O’nun yanındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanları bilir. Düşen bir yaprağı da bilir. Yerin karanlıkları altındaki bir tane, ne yaş ne kuru ne varsa, mutlaka hepsi apaçık bir kitaptadır.

“Bir kavle göre Kitab-ı Mübîn, Kur’andan ibarettir. Yaş ve kuru, her şey içinde bulunduğunu, şu ayet-i kerîme beyan ediyor. Öyle mi? Evet, her şey içinde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmalleri, bazen düsturları, bazen alâmetleri; ya sarâhaten, ya işâreten, ya remzen, ya ibhâmen, ya ihtar tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve makasıd-ı Kur’ana münasip bir tarzda ve iktiza-yı makam münasebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor.” (S., Yirminci Söz, İkinci Makam, s.252. Ayrıca bk. S., On Dördüncü Söz ve Yirmi Altıncı Söz, s.16 ve 469; İİ., Mukaddeme, s.206; Ş., On Beşinci Şua, s.682; BL., s.62, 64; STG., s.162)
Sayfa 14

وَهُوَ الَّذ۪ى يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ ف۪يهِ لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟﴿٠٦﴾

60. Gece sizi öldüren (öldürür gibi uyutan) ve gündüz ne elde ettiğinizi bilen de O’dur. Sonra sizi onda uyandırır ki, belli ecel (süre) yerine getirilsin. Sonra dönüşünüz O’nadır. Sonra da yaptıklarınızı size haber verecektir.

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةًۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ﴿١٦﴾

61. Kullarının üstünde hükümdar O’dur. Üzerinize bekçi (melek)ler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği zaman, elçilerimiz (can almakla görevli melekler) onun ruhunu alır. Onlar kusur işlemezler.

ثُمَّ رُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّۜ اَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ اَسْرَعُ الْحَاسِب۪ينَ﴿٢٦﴾

62. Sonra Hak Mevlaları olan Allah’a döndürülürler. Bilin ki hüküm O’nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.

قُلْ مَنْ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۚ لَئِنْ اَنْجٰينَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ﴿٣٦﴾

63. De ki: “Sizi, karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir?” O’na açık ve gizli (şöyle) dua edersiniz: “Eğer bizi bundan kurtarırsa ebette şükredenlerden oluruz.”

“Evet, bu âlemde görüyoruz ki: Bu zîruhlar, şuuren ve aklen olmasa da hissen, fıtraten hissediyorlar ki; herbiri, hadsiz bir acz ve za’f içinde, hadsiz düşmanları ve incitenleri var ve hadsiz bir fakr ve ihtiyaç içinde, hadsiz hacatı ve matlubları var. İktidarı ve sermayesi binden birine kâfi gelmediğinden, bütün kuvvetiyle bağırır ve ağlar; manen, fıtraten yalvarır; kendine mahsus sesiyle, lisanıyla dualar, niyazlar, bir nevi namazlar, salavatlar ile bir Alîm-i Kadîr dergâhına iltica ederken birden görüyoruz ki; o bağıranların her işini, her ihtiyacını bilen ve her derdini ve zararını anlayıp yalvarmasını, fıtrî duasını işiten Alîm-i Mutlak bir Kadîr-i Hakîm, imdadlarına yetişir, bütün istediklerini yapar. Ağlamalarını gülmeğe, bağırmalarını teşekkürlere çevirir.” (Ş., On Beşinci Şua, İkinci Makam, Üçüncü Kelime, s.644)

قُلِ اللّٰهُ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ﴿٤٦﴾

64. De ki: “Sizi ondan ve bütün sıkıntılardan Allah kurtarır. Sonra da O’na şirk koşarsınız.”

قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَاْسَ بَعْضٍۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ اْلاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ﴿٥٦﴾

65. De ki: “O; size üstünüzden yahut, ayaklarınızın altından azap göndermeğe yahut, sizi gruplara katıp (ayırıp) birbirinize şiddetinizi (hıncınızı, hışmınızı) tattırmağa kadirdir.” Bak, belki anlarlar diye âyetleri nasıl açıklıyoruz.

“Resûl-i Ekrem (asm) bir hadîs-i şerîflerinde: ‘Ümmetimin üzerine, üstlerinden veya ayaklarının altından azab göndermemesini Rabbimden istedim ve bu duâm kabûl olundu. Yine Rabbimden, ümmetim arasına şiddet ve kıtâl vermemesini istedim, ama bunu kabûl etmedi. Cibrîl, ümmetimin fitnesinin kılıç ile olduğunu bana haber verdi!’ buyurmuşlardır.” (KMM., En’âm Sûresi 65. âyet açıklaması, s.134)

وَهُوَ الَّذ۪ى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُۜ قَوْلُهُ الْحَقُّۜ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِۜ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ﴿٣٧﴾

73. O ki, gökleri ve yeri hak ile yarattı. O günde ki; “Ol!..” (dediği) şey olur. Sözü haktır. Sura üfürüleceği, gün mülk O’nundur. Görünmeyeni ve görüneni bilendir. O hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.

Sayfa 13   Okuyucuda devam et

Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir