7-A'raf
Hizb-ül Kur'an(Mealli) · Sayfa 20
Hizb-ül Kur'an(Mealli) kitabının "7-A'raf" bölümü 20. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizb-ül Kur'an(Mealli).
من سُورَةُ الْاَعْرَافِ
7. A’RAF SÛRESİ’NDEN
يَا بَن۪ٓى اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفي۪نَ۟﴿١٣﴾
31. Ey Adem oğulları, (namaz için) her mescide gidişinizde ziynetinizi alın (güzel elbiseler giyinin). Yiyin, için; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
“ Hâlık-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nîmetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise; şükre zıttır, nîmete karşı hasâretli bir istihfafatır. İktisat ise, nîmete karşı ticaretli bir ihtiramdır. Evet, İktisat; hem bir şükr-ü mânevî, hem nîmetlerdeki RAHMET-İ İLAHİYE’ye karşı bir hürmet, hem kat’î bir surette sebeb-i bereket, hem bedene perhiz gibi bir medâr-ı sıhhat, hem mânevi dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzet, hem nîmet içindeki lezzeti hissetmesine ve zâhiren lezzetsiz görünen nîmetlerdeki lezzeti tatmasına kuvvetli bir sebeptir. İsraf ise, mezkûr hikmetlere muhâlif olduğundan, vahim neticeleri var.” (L., On Dokuzuncu Lem’a, Birinci Nükte, s.139) “Sâni-i Zülcelâl, İsm-i Hakîmin muktezâsıyle, her şeyde en hafif sûreti, en kısa yolu, en kolay tarzı, en faideli şekli ehemmiyetle takib ettiği gösteriyor ki; israf, abesiyet, faidesizlik, fıtratta yoktur. İsraf ise, İsm-i Hakîmin zıddı olduğu gibi; iktsad, onun lazımıdır ve düstur-u esâsıdır.” (L., Otuzuncu Lem’a, Üçüncü Nükte, s.316)
قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓى اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِىَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ اْلاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ﴿٢٣﴾
32. De ki: Allah’ın, kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızkları kim haram etti? De ki: Onlar kıyamette kendilerine mahsus olmak üzere, iman edenler içindir. İşte bilmeyen bir topluma âyetleri böyle açıklıyoruz (onlardan ahirette kâfirlere hisse yoktur).
قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّىَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَاْلاِثْمَ وَالْبَغْىَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَالَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَالَا تَعْلَمُونَ﴿٣٣﴾
33. De ki: “Rabbim ancak açık ve gizli çirkin şeyleri, günahı, haksız yere saldırıyı, bir kanıt indirmediği şeyleri Allah’a şirk koşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri Allah’a demenizi haram etti.”
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَايَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ﴿٤٣﴾
34. Her ümmet için bir süre (ecel) vardır. Süreleri geldiği zaman, ne bir saat geri kalırlar, ne de ileri giderler.
“Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında bîçâre insan; o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi; o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.”(S., On Üçüncü Söz, İkinci Makam, s.142)
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَٓاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ ف۪ى سَمِّ الْخِيَاطِۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُجْرِم۪ينَ﴿٠٤﴾
40. Şüphesiz âyetlerimizi yalanlayanlara ve onlara karşı büyüklük taslayanlara, deve iğne deliğinden geçinceye kadar, cennet kapıları açılmaz. İşte günahkarları böyle cezalandırırız.
لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِى الظَّالِم۪ينَ﴿١٤﴾
41. Onlar için cehennem ateşinden bir döşek, üstlerinden de örtüler (yorganlar) vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız.
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۘ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ﴿٢٤﴾
42. İman edip iyi şeyler yapanlara gelince, -ki biz hiç kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemeyiz-, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklar.
وَنَزَعْنَا مَا ف۪ى صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْر۪ى مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُۚ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ وَنُودُٓوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴿٣٤﴾
43. Kalplerindeki kinden ne varsa söktük. Altlarından ırmaklar akar. “Bizi buna kavuşturan Allah’a hamdolsun. Eğer O bize hidayet etmeseydi, biz hidayete erecek değildik. Andolsun, Rabbimizin elçileri bize gerçeği getirmişlerdir.” derler. Onlara: “İşte yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet budur!” diye seslenilir.
اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِى الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثًاۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ﴿٤٥﴾
54. Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra da Arş’a hükümran oldu. Geceyi onu durmadan arayan gündüzün üzerine örter. Güneşi, ayı ve yıldızları da emrine amade olarak (O yarattı) Bilin ki, yaratma da ve emretme de mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
“ Meselâ, خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالَارْضِ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ ‘Altı günde gökleri ve yerleri yarattık’ demek olan; hem, belki bin ve elli bin sene gibi uzun zamandan ibaret olan eyyâm-ı Kur'âniye ile, insan dünyası ve hayvan âlemi altı günde yaşayacağına işaret eden hakikat-i ulviyesine kanaat getirmek için, birer gün hükmünde olan herbir asırda, herbir senede, herbir günde Fâtır-ı Zülcelâlin halk ettiği seyyal âlemleri, seyyar kâinatları, geçici dünyaları nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Evet, güya insanlar gibi dünyalar dahi birer misafirdir. Her mevsimde Zât-ı Zülcelâlin emriyle âlem dolar, boşanır.” (S., On Dördüncü Söz, s.163) “İşte, Kur'ân şu âyette, azamet-i kudret-i İlâhiye ve saltanat-ı rububiyeti öyle bir tarzda gösteriyor ki, Güneş, Ay, yıldızlar emirber neferleri gibi emrine müheyyâ; gece ve gündüzü, beyaz ve siyah iki hat gibi veya iki şerit gibi birbiri arkasında döndürüp âyât-ı rububiyetini kâinat sayfalarında yazan ve Arş-ı Rububiyetinde duran bir Kadîr-i Zülcelâli gösterdiğinden, her ruh işitse, بَارَكَ اللهُ * مَاشَاءَاللهُ * فَتَبَارَكَ اللهُ رَبُّ الْعَالَمَينَ demeye hâhişger olur.” (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, İkinci Nur, s.420. Ayrıca bk. S., On İkinci Söz, On Dördüncü Söz, Yirmi Beşinci Söz Üçüncü Ziya, s.135, 139, 440; M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, s.391)
اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَۚ﴿٥٥﴾
55. Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.
“ Demek ki, insanın vazife-i fıtriyesi taallümle tekemmüldür, dua ile ubudiyettir. Yani, ‘Kimin merhametiyle böyle hakîmâne idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle müşfikane terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nazeninâne besleniyorum ve idare ediliyorum?’ bilmektir; ve binden ancak birisine eli yetişemediği hâcâtına dair Kàdıu'l-Hâcâta lisan-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır ve istemek ve dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubudiyete uçmaktır. Demek insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidad itibariyle herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu; marifetullahtır ve onun üss-ül esası da iman-ı billahtır.” (S., Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, s.316)
وَلَا تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًاۜ اِنَّ رَحْمَتَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ﴿٦٥﴾
56. Islah ettikten (düzelttikten) sonra, yeryüzünde fesat çıkarmayın (bozgunculuk etmeyin). O’na korkarak ve umarak dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
وَهُوَ الَّذ۪ى يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِه۪ۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالاً سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَنْزَلْنَا بِهِ الْمَٓاءَ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ كَذٰلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتٰى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ﴿٧٥﴾
57. O ki, rüzgarları rahmetinin önünde bir müjdeci olarak gönderir. Nihayet ağır bulutları yüklendiği zaman, biz onu ölü bir toprağa göndeririz. Onunla su indiririz; onunla bütün ürünlerden çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkarırız. Belki ibret alırsınız.
Hizb-ül Kur'an(Mealli) uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir