Acz ve Fakr

Hizmet Düsturları · Sayfa 191

KitapHizmet Düsturları
Sayfa191–195
SeviyeAlt başlık

Hizmet Düsturları kitabının "Acz ve Fakr" bölümü 191. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizmet Düsturları.

45. Düstur

Acz Ve Fakr

Acz Ve Fakr Nedir?

Acz: Bir mikroptan tut gökteki kuyruklu yıldıza varıncaya kadar insanın nihayetsiz düşmanları vardır. Bunlara karşı elindeki kuvveti hiç hükmünde olan cüz'-i ihtiyarî vardır. Elem ve acı sebebi olan maddi ve manevi varlıklar ve hadiselerden kendini korumada gücsüz kalmaktadır. Bu noktada insanın hadsiz aczi bulunmaktadır.

Fakr:İnsan, kâinatın ekser enva'ına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyacatı âl emin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmış... insan ruhundaki bu ihtiyaçları giderememe noktasında hadsiz fakrı vardır. Çünkü ruhen hadsiz ihtiyaçları var. Hadsiz ihtiyaç ise hadsiz fakrdır.

Hadsiz düşmana karşı İnsan nihayetsiz acizdir nokta-i istinada ihtiyacı vardır. O nokta-i istinad Kadîr-i Zülcelaldir.

Hadsiz ihtiyacata karşı İnsan nihayetsiz fakirdir nokta-i istimdada ihtiyacı vardır. O nokta-i istimdad Rahîm-i Zülcemaldir.

Üstadımız bu acz ve fakrı şöyle izah etmiştir.

-İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hacatın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete,rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm'in dergâhında aczi,fakrı en makbul bir şefaatçı yapar. S. 6

-İnsan, kâinatın ekser enva'ına muhtaç ve alâkadardır.İhtiyacatı âlemin her tarafına dağılmış,arzuları ebede kadar uzanmış... Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi, ebedî Cennet'i de arzu eder. Bir dostunu görmeğe müştak olduğu gibi, Cemil-i Zülcelal'i de görmeye müştaktır. Başka bir menzilde duran bir sevdiğini ziyaret etmek için o menzilin kapısını açmaya muhtaç olduğu gibi; berzaha göçmüş yüzde doksandokuz ahbabını ziyaret etmek ve firak-ı ebedîden kurtulmak için koca dünyanın kapısını kapayacak ve bir mahşer-i acaib olan âhiret kapısını açacak, dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak ve koyacak bir Kadîr-i Mutlak'ın dergâhına ilticaya muhtaçtır.

İşte şu vaziyette bir insana hakikî Mabud olacak; yalnız, herşeyin dizgini elinde, herşeyin hazinesi yanında, herşeyin yanında nâzır, her mekânda hazır, mekândan münezzeh, acizden müberra, kusurdan mukaddes, nakıstan muallâ bir Kadîr-i Zülcelal,bir Rahîm-i Zülcemal,bir Hakîm-i Zülkemal olabilir. Çünki nihayetsiz hacat-ı insaniyeyi îfa edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve muhit bir ilim sahibi olabilir. Öyle ise, mabudiyete lâyık yalnız odur. S. 319

-İşte şu altı cihette ünsiyet ve teselli değil, belki dehşet ve vahşet aldığım onlara mukabil benim elimde bir cüz'-i ihtiyarîden başka hiçbir şey yoktur ki, ona dayanıp onunla mukabele edeyim.

(İman, o cüz'-i lâ-yetecezza hükmündeki cüz'-i ihtiyarî yerine, gayr-ı mütenahî bir kudrete istinad etmek için bir vesika verir ve belki iman bir vesikadır.)

Halbuki o cüz'-i ihtiyarî denilen silâh-ı insanî hem âciz,hem kısadır.Hem ayarı noksandır. İcad edemez, kesbden başka hiçbir şey elinden gelmez.

(İman, o cüz'-i ihtiyarîyi, Allah namına istimal ettirip, her şeye karşı kâfi getirir. Bir askerin cüz'î kuvvetini devlet hesabına istimal ettiği vakit, binler kuvvetinden fazla işler görmesi gibi.)

Sayfa 192

Ne geçmiş zamana hulûl edebilir, ne de gelecek zamana nüfuz edebilir. Mazi ve müstakbele ait emellerime ve elemlerime faidesi yoktur.

(İman, dizginini cism-i hayvanînin elinden alıp kalbe, ruha teslim ettiği için; maziye nüfuz ve müstakbele hulûl edebilir. Çünki kalb ve ruhun daire-i hayatı geniştir.)

O cüz'-i ihtiyarînin meydan-ı cevelanı, kısacık şu zaman-ı hazır ve bir ân-ı seyyaldir.

İşte şu bütün ihtiyaçlarımla ve zaîfliğimle ve fakr ve aczimle beraber altı cihetten gelen dehşetler ve vahşetlerle perişan bir halde iken; kalem-i kudretle sahife-i fıtratımda ebede uzanan arzular ve sermede yayılan emeller aşikâre bir surette yazılmıştır, mahiyetimde dercedilmiştir.

Belki dünyada ne varsa, nümuneleri fıtratımda vardır. Umum onlara karşı alâkadarım. Onlar için çalıştırıyorum, çalışıyorum.

İhtiyaç dairesi, nazar dairesi kadar büyüktür, geniştir. Hattâ hayal nereye gitse,ihtiyaç dairesi dahi oraya gider. Orada da hacet vardır. Belki her ne ki elde yok,ihtiyaçta vardır.Elde olmayan, ihtiyaçta vardır. Elde bulunmayan ise hadsizdir.

Halbuki daire-i iktidar, kısa elimin dairesi kadar kısa ve dardır.

Demek fakr u ihtiyaçlarım, dünya kadardır.

Sermayem ise, cüz'-i lâ-yetecezza gibi cüz'î bir şeydir.

İşte şu cihan kadar ve milyarlar ile ancak istihsal edilen hacet nerede? Ve bu beş paralık cüz'-i ihtiyarî nerede? Bununla onların mübayaasına gidilmez. Bununla onlar kazanılmaz. Öyle ise başka bir çare aramak gerektir.

O çare ise şudur ki:O cüz'-i ihtiyarîden dahi vazgeçip, irade-i İlahiyeye işini bırakıp, kendi havl ü kuvvetinden teberri edip, Cenab-ı Hakk'ın havl ü kuvvetine iltica ederek hakikat-ı tevekküle yapışmaktır. Ya Rab! Madem çare-i necat budur. Senin yolunda o cüz'-i ihtiyarîden vazgeçiyorum ve enaniyetimden teberri ediyorum.

Tâ senin inayetin,acz u za'fıma merhameten elimi tutsun.

Hem tâ senin rahmetin,fakr u ihtiyacıma şefkat edip bana istinadgâh olabilsin, kendi kapısını bana açsın.

Evet, her kim ki rahmetin nihayetsiz denizini bulsa, elbette bir katre serab hükmünde olan cüz'-i ihtiyarına itimad etmez; rahmeti bırakıp ona müracaat etmez... S. 210-212

Mesleğimiz Acz Ve Fakr İle Hakikate Gitmektir.

-[Bu küçücük zeylin büyük bir ehemmiyeti var. Herkese menfaatlidir.]

Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa,daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır.

Evet acz dahi, aşk gibi belki daha eslem bir tarîktir ki; ubudiyet tarîkıyla mahbubiyete kadar gider.

Fakr dahi, Rahman ismine îsal eder.

Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder.

Hem tefekkür dahi aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki, Hakîm ismine îsal eder.

Şu tarîk, hafî tarîkler misillü, «Letaif-i Aşere» gibi on hatve değil ve tarîk-ı cehriye gibi «Nüfus-u Seb'a» yedi mertebeye atılan adımlar değil, belki «Dört Hatve»den ibarettir. Tarîkattan ziyade hakikattır, şeriattır.

Yanlış anlaşılmasın:Acz ve fakr ve kusurunu,Cenab-ı Hakk'a karşı görmek demektir.Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir.

Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terketmektir. Ve bilhâssa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır. S. 476

Hâtime

-Şu acz, fakr, şefkat, tefekkür tarîkındaki dört hatvenin izahatı; hakikatın ilmine, şeriatın hakikatına, Kur'anın hikmetine dair olan yirmialtı aded Sözler'de geçmiştir. Yalnız şurada bir-iki noktaya kısa bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:

Evet şu tarîk daha kısadır.Çünki dört hatvedir.Acz, elini nefisten çekse, doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelal'e verir.

Sayfa 191   Okuyucuda devam et

Hizmet Düsturları uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir