Fedakarlık ve Vakf-I Hayat

Hizmet Düsturları · Sayfa 309

KitapHizmet Düsturları
Sayfa309–312
SeviyeAlt başlık

Hizmet Düsturları kitabının "Fedakarlık ve Vakf-I Hayat" bölümü 309. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizmet Düsturları.

74. Düstur

Fedakarlık Ve Vakf-ı Hayat

Risale-i Nur hizmetinde, hayatının tamamını veya belli bir zamanını hizmet-i Kur'aniye ve imaniyeye fedakarane vakfetmek hakikatı vardır.

Bu fedakarlık ve vakf-ı hayat mes'elesini başta üstadımız fiilen uygulamış ve Risale-i Nurda ehemmmiyetine dair beyanlarda bulunmuştur.

Ashab-ı Suffadan gelen üstadın bu fedakarlık ve vakf-ı hayat uygulamasını veraseten hem evli hem mücerred talebeleri fiilen uygulamış.

Başta Zübeyir Gündüzalp ve Abdullah Yeğin Ağabeyler mücerred olarak vakf-ı hayat ettikleri gibi Risale-i Nur hizmet hayatının başlangıcından bu yana saff-ı evvel teşkil eden hatta erkân sıfatıyla tavsif edilen Hulusi ve Sabri Ağabeyler gibi zatlar, birinci hizmet hayatının dairesinde ciddi çalışmaları sebebiyle vakf-ı hayat yapanlar gibi hatta daha ileri dereceleri almışlardır. Halbuki bu zatlar vakıflar gibi dünyadan tamamen azade değil idiler. Demek birinci iman hizmeti dairesine ciddi kuvvet verenler böyle kıymet alabilmişler ve alırlar.

Bu konuda bazı kimselerin bu ehemmiyetli meseleye tenkidkâr bakıp hataya düşmemeleri için bu bahis gerekli görülmüş ve doğru nurculuk anlayışını kazandıracak bilgiler verilmiştir.

Hayatını dinî hizmete vakfetme. Kur'anda (3: 35) (24: 37) âyetlerinin işaret ettikleri vecihle, hayatını dünyevî kayıdlardan azade kılarak din hizmetine verip bağlamaktır. (Ashab-ı Suffa gibi.)

Kur'an (9: 122) âyetinde de ilm-i dini tahsil ve tebliği için cemaat-ı İslâmiyeden bir taifenin bulunmasının lüzumu bildirilir.

Hizmet-i Kur'aniyede sadakat ve ihlas hakikatına uygun olarak vakf-ı hayat eden manevi hizmet fedakârlarının kıyamete kadar devamını isteyen Bediüzzaman'ın yazdığı vasiyetnamelerinden biri aynen şöyledir.

-Ecel muayyen olmadığı için benim şiddetli hastalığım her vakit gelebilir diye, evvelce yazdığım vasiyetnamelerimi te'yiden bu vasiyetname de şiddetli, dahilî bir hastalığımdan ihtar edildi. Ben de beyan ediyorum ki: Benim vefatımdan sonra, benim emaneten elimde bulunan Risale-i Nur sermayesi hem mu'cizatlı Kur'anımızı tab'ettirmek için Eskişehir'de muhafaza edilen sermaye, o Kur'anın tevafukla ve fotoğrafla tab'ına ait, yanımızdaki sermaye ise, Risale-i Nur'un sermayesidir. O sermaye Cenab-ı Erhamürrahimîn'e hadsiz şükür olsun ki; yetmiş küsur sene evvel o zamanın âdetine muhalif olarak kendim fakirliğimle beraber onların tayinlerini verdiğime bir ihsan ve lütf-u Rabbanî olarak o zamandan elli-altmış sene sonra Cenab-ı Erhamürrahimîn o örfî âdete muhalif kaidemi manevi ve geniş Medreset-üz Zehra'nın halis ve nafakasını te'min edemeyen ve zamanını Risale-i Nur'a sarfeden talebelerine aynen ve eski zaman ihsan-ı İlahî neticesi olarak şimdi yanımızdaki sermaye onların tayınlarıdır ve tayınlarına sarf edilecek ve kaç senedir benim yaptığım gibi benim manevi evlatlarım, benim vereselerim aynen öyle yapmak vasiyet ediyorum.

İnşaallah tam Risale-i Nur intişara başlasa; o sermaye şimdiki fedakâr,kendini Risale-i Nur'a vakfeden şakirdlerden çok ziyade fedakâr talebelere kâfi gelecek ve manevî Medreset-üz Zehra ve Medrese-i Nuriye çok yerlerde açılacak.Benim bedelime bu hakikate, bu hale manevi evlatlarım ve has ve fedakâr hizmetkârlarım ve Nur'a kendini vakfeden kahraman ve herkesçe malum kardeşlerim bu vasiyetin tatbikine yardımlarını rica ediyorum. Risale-i Nur itibariyle bana hiç ihtiyaç kalmadığı için âlem-i berzaha gitmek benim için medar-ı sürurdur. Siz mahzun olmayınız. Belki beni tebrik ediniz ki, zahmetten rahmede gidiyorum. Em. 234

-Hem benim şahsımın, hem Risale-i Nur'un şahs-ı manevisinin sermayesini, kendilerini Risale-i Nurun hizmetine vakfedenlerin tayinlerine vermek, hususan nafakasını çıkaramayanlara vermek lâzımdır. Em. 200

Sayfa 310

- Nafakasına çalışmaya zaman bulamayan fedakâr Nur talebelerinin tayinatına acib bir bereketle kâfi gelen ve Nur nüshalarının fiatı olan o mübarek sermayeyi ben öldükten sonra da o halis, fedakâr kardeşlerime vasiyet ediyorum ki, altmış-yetmiş sene evvelki kaidemi yetmiş sene sonraki şimdiki düsturlarıma aynen tatbik etsinler. Em. 216

Bediüzzaman Hazretlerinin hizmetkârları tarafından teksir makinasıyla çoğaltılmış Siyaset, Neşriyat, şerh ve İzah broşüründe; azami fedakârlığı fiilen yaşayan ve "hakiki fedakâr Zübeyir" (Em:15) takdirini kazanan ve hayatıyla ve teşvikatıyla çok fedakârların yetişmesine de vesile olan merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey diyor ki:

-Üstadımız Merhum Bediüzzaman Said Nusrî Hazretleri, Risale-i Nur'la Kur'an ve imana hizmet mesleğinde azamî ihlası esas tutmuştur. Buna mazhar olabilmek için de, bütün meşru, maddi-manevi lezzetleri ve menfaatleri terketmiştir.Feragat ve fedakârlıkta azamî bir derecede istiğna teşkil etmiştir.

Risale-i Nura hayatını vakfeden Nur Talebeleri vardır ve olacaktır, hem çoğalmaktadır, bunlar mücerreddir. Yalnız hizmet-i Nuriye ile iştigal ederler.

Merhum Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri diyor ki: Ben fedakârlığa çok ehemmiyet veriyorum. Kalbdeki fedakârlık manyetizma gibi tesir eder. İnşaallah Nurun fedakârlar dairesi inkişaf edecektir...

Ömürlerini bu ulvi hizmete vakfedenlerin ruhlarına rahmet-i İlahî öyle bir lezzet, öyle İlahî zevk ve şevk veriyor ki, bu mazhariyete erişenler artık başka bir ücret ve zevk aramaya kendilerinde ihtiyaç hissetmiyorlar. Şu muvakkat dünyada rıza-yı İlahî uğrunda imana hizmet aşkının tevlid ettiği bu manevi zevkten başka bir zevk tanımıyorlar; hem tanımak da istemiyorlar. (Siyaset, Neşriyat, şerh ve İzah broşürü: 114)

-Fesübhanallah! Hatta öyle Nur Talebeleri meydana gelmektedir ki, asıl halis niyet ve kudsi gayeden sonra-bir sebeb olarak da- münafıkların mezkür planlarının inadına, rağmına dünyayı terk edip kendini Risale-i Nur'a vakfediyor ve Üstadımızın dediği gibi diyorlar: Zaman, İslâmiyet fedaisi olmak zamanıdır.T. 690

-Daima mücerred kalmak ve dünyada hiçbir şeyle alâka peyda etmemek.Bunun içindir ki: "Bütün malımı bir elimle kaldırıp götürebilmeliyim" demiştir. Bu halin sebebi sorulunca " Bir zaman gelecek, herkes benim halime gıbta edecektir. Sâniyen, mal ve servet bana lezzet vermiyor; dünyaya ancak bir misafirhane nazariyle bakıyorum." derdi. T. 48

-Müslümanların refah ve saadeti için,bütün ömür dakikalarını sırf iman hizmetine vakf ve hasretmek ve ihlasa tam muvaffak olmak için,kendini dünyadan tecrid ederek mücerred kalmıştır. S. 758

Bekârlık, dinin gösterdiği şartlar ve dine uygun maksad için meşruiyet kazanabilir. Yoksa bir aileye bağlanmaktansa, her türlü günahlar içinde serbestlik kazanmak için bekâr kalmak düşüncesi bâtıldır. Bu konuda İslam prensipleri Ansiklopedisi bekar maddesinde gerekli açıklamalar yapılmıştır.

Bu tecerrüd hali Bediüzzaman'a has kalmamıştır. Asrımızdaki gibi dehşetli fitnenin istilası karşısında bulunmayan geçmiş asırlardaki pek çok veli zatlar ve şahsiyetler, dine ve ilme hizmet gayesiyle, hatta şahsî kemâlat kazanmak için dahi bekâr kalmışlardır. Ezcümle:

Hadis ve fıkıh imamlarından meşhur Nevevî (Muhyiddin Ebu Zekeriya Yahya bin Şeref Hazretleri Mi. 1233-1277) ki; "Şam'ın ünlü medresesi Eşrefiye'de müderrisliğe davet edildi. Yeni ölmüş bulunan meşhur Ebu Şamme'nin yerine Dar-ül Hadis'te hadis okutacaktı. Ders yıllarında sağlığı bozulmuş olmasına rağmen son derece kanaatkâr bir hayat yaşıyarak, evlenmeden ve maaş almadan kendisini ilim ve tedris mesleğine vakfetti." (Yeni Türk Ansiklopedisi'nden)

Hem meselâ İmam-ı Gazali (R.A.) İhya-i Ulum'unda, Ebu Süleyman Daranî, İbrahim Edhem, Bişr-i Hafî Hazeratı gibi büyük velilerin bekâr kaldıklarını kaydeder. Hele Aktab-ı Erbaadan meşhur Ahmed-i Bedevi de dahil olmak üzere Bayezid-i Bistamî ve Ebu Muhammed Murtatış gibi pek çok büyük ve meşhur veliler evlenmemişlerdir. Hatta İsa (A.S.) ve Yahya (A.S.) gibi peygamberlerden dahi bekâr yaşıyanlar olmuştur.

Esasen iyi düşünen insanlar bilirler ki; cemiyetin fertler üzerindeki tesirinden azade kalmak, ancak çok az ve müstesna şahsiyetlere müyesser olur. Halkın ekseriyeti, mevcud cemiyetin muhtelif derecelerde tesirinde kalırlar. Hele bozuk bir cemiyetin içinde doğup büyüyenlerin ve faziletli İslâmî bir cemiyeti görmediklerinden mukayese imkânını bulamıyanların çoğu, ne kendilerinin ve ne de cemiyetin normal olmayan durumunun farkında olamazlar.

Sayfa 309   Okuyucuda devam et

Hizmet Düsturları uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir