Hikmetleri İlletlere Tercih Etmemek

Hizmet Düsturları · Sayfa 306

KitapHizmet Düsturları
Sayfa306–308
SeviyeAlt başlık

Hizmet Düsturları kitabının "Hikmetleri İlletlere Tercih Etmemek" bölümü 306. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizmet Düsturları.

73. Düstur

Hikmetleri İlletlere Tercih Etmemek

Akli Hikmetler Naklî Delillerin Yerine Geçemez

- Beşincisi:Üç nokta-i nazar,şu zamanın içtihadatını arziye yapar, semavîlikten çıkarıyor.Halbuki Şeriat semaviyedir ve içtihadat-ı Şer'iye dahi, onun ahkâm-ı mestûresini izhar ettiğinden semaviyedirler.

Birincisi:Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise; tercihe sebebdir, îcaba icada medar değildir. İllet ise, vücuduna medardır.

Meselâ: Seferde namaz kasredilir, iki rek'at kılınır. Şu ruhsat-ı şer'iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünki illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz.

İşte şu hakikatın aksine olarak,şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor. Elbette böyle içtihadat arziyedir, semavî değildir.S. 482

- Dokuzuncu Nükte:Mesail-i şeriattan bir kısmına "taabbüdî" denilir; aklın muhakemesine bağlı değildir;emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir.

Bir kısmına "makul-ül mana" tabir edilir. Yani: Bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş;fakat sebeb ve illet değil. Çünki hakikî illet, emir ve nehy-i İlahîdir.

Şeairin taabbüdî kısmı; hikmet ve maslahat onu tağyir edemez, taabbüdîlik ciheti tereccuh ediyor, ona ilişilmez. Yüzbin maslahat gelse onu tağyir edemez.

Öyle de: «Şeairin faidesi, yalnız malûm mesalihtir» denilmez ve öyle bilmek hatadır. Belki o maslahatlar ise, çok hikmetlerinden bir faidesi olabilir.

Meselâ biri dese: "Ezanın hikmeti, müslümanları namaza çağırmaktır; şu halde bir tüfenk atmak kâfidir." Halbuki o divane bilmez ki, binler maslahat-ı ezaniye içinde o bir maslahattır. Tüfenk sesi, o maslahatı verse; acaba nev'-i beşer namına, yahut o şehir ahalisi namına, hilkat-ı kâinatın netice-i uzması ve nev'-i beşerin netice-i hilkatı olan ilân-ı tevhid ve rububiyet-i İlahiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta olan ezanın yerini nasıl tutacak?

Elhasıl:Cehennem lüzumsuz değil; çok işler var ki, bütün kuvvetiyle "Yaşasın Cehennem!» der. Cennet dahi ucuz değildir, mühim fiat ister. لاَ يَسْتَوِى اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ ilh... M. 397

-Ömer Efendi'nin o doktora dair ikinci suali:

O doktor, o mes'elede o kadar eblehane hareket ediyor ki, sözlerini dinlemek yahut ehemmiyet verip cevab vermekten çok aşağıdır.Bu bîçare, küfür ve iman ortasını bulmak istiyor.Onun ehemmiyetsiz bahsine karşı değil, yalnız Ömer Efendi'nin istifsarına göre derim:

Memurat ve menhiyat-ı şer'iyede illet, emr-i İlahîdir ve nehy-i İlahîdir. Maslahatlar ve hikmetler ise, müreccihtirler; emir ve nehyin taalluklarına ism-i Hakîm noktasında sebeb olabilirler.

Meselâ: Sefer eden, namazını kasreder. Bu namazın kasrına bir illet ve bir hikmet var. İllet seferdir, hikmet meşakkattir.Sefer bulunsa, meşakkat olmasa da namaz kasredilir. Sefer olmasa, hanesinde yüz meşakkat görse, yine namaz kasredilmez. Çünki meşakkat filcümle bazan seferde bulunması, kasr-ı namaza hikmet olmasına kâfidir ve seferi illet yapmasına da yine kâfidir.

İşte bu kaide-i şer'iyeye binaen,ahkâm-ı şer'iye hikmetlere göre tegayyür etmiyor, hakiki illetlere bakar.

Meselâ o doktorun bahsettiği gibi, hınzırın etinden bildiği zarardan, hastalıktan başka "Hınzır eti yiyen, bir cihette

Sayfa 307

hınzırlaşır." (Haşiye) kaidesiyle o hayvan, sair hayvanat-ı ehliye gibi zararsız yayılmıyor. Etinden gelen menfaatten ziyade, çok zarar îras etmekle beraber; etindeki kuvvetli yağ, kuvvetli soğuk memleketi olan Firengistan'dan başka tıbben muzır olduğu gibi, manen ve hakikaten çok zararlı olduğu tahakkuk etmiş.

İşte bu gibi hikmetler onun haram olmasına ve nehy-i İlahî taallukuna bir hikmet olmuştur.Hikmet her ferdde ve her vakitte bulunmak lâzım değildir.O hikmetin tebeddülü ile illet değişmez. İllet değişmezse hüküm değişmez.

İşte bu kaideye göre o bîçare adamın ne kadar şeriatın ruhundan uzak konuştuğu anlaşılsın. Şeriat namına onun sözüne ehemmiyet verilmez. Hâlık'ın çok akılsız feylesoflar suretinde hayvanları vardır. Ol. 126-129

-Ubudiyet,emr-i İlahîye ve rıza-yı İlahîye bakar.Ubudiyetin dâîsi emr-i İlahî ve neticesi rıza-yı Hak'tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir.

Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüb eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münafî olmaz. Belki zaîfler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler.

Eğer o dünyaya ait faideler ve menfaatler; o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa;o ubudiyeti kısmen ibtal eder.Belki o hasiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez.

İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hasiyeti ve faidesi bulunan Evrad-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî'yi veya bin hasiyeti bulunan Cevşen-ül Kebir'i, o faidelerin bazılarını maksud-u bizzât niyet ederek okuyorlar. O faideleri göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünki o faideler, o evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasden ve bizzât istenilmeyecek.Çünki onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talebsiz terettüb eder. Onları niyet etse, ihlası bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer.

Yalnız bu kadar var ki; böyle hasiyetli evradı okumak için zaîf insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O faideleri düşünüp, şevke gelip; evradı sırf rıza-yı İlahî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından; çoklar, aktabdan ve selef-i sâlihînden mervî olan faideleri görmediklerinden şübheye düşer, hattâ inkâr da eder. L. 131

-İhtar: İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise,yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır.Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse,o ibadet bâtıldır.Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler,illet olamazlar.İş. 85

- Sual:Üstadım, yağmur duası ve namazın neticesi görünmedi, faidesiz kaldı; iki-üç defa bulut toplandı, yağmur vermeden dağıldı. Neden?

Elcevab:Yağmursuzluk, bu çeşit dua ve namazın vaktidir,illeti ve hikmeti değil.

Nasılki güneş ve ayın tutulması zamanında küsuf ve husuf namazı kılınır ve güneşin gurubuyla akşam namazı kılınır; öyle de yağmursuzluk, kuraklık, yağmur namazının ve duasının vaktidir.

İbadet ve duanın sebebi ve neticesi, emir ve rıza-i İlahîdir; faidesi, uhrevîdir.Eğer namazdan, ibadetten dünyevî maksadlar niyet edilse, yalnız onlar için yapılsa, o namaz battal olur.

Meselâ: Akşam namazı güneşin batmaması için ve husuf namazı ayın açılması için kılınmaz. Öyle de: Bu nevi ibadet,yağmuru getirmek için kılınsa, yanlış olur.Yağmuru vermek, Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Biz vazifemizi yaptık, onun vazifesine karışmayız. E. 32

Aklı Hâkim Yapmak Batıl Mezheb Ve Ehl-i Dalaletin İşidir.

- * اَمْ تَاْمُرُهُمْ اَحْلاَمُهُمْ بِهذَا * Yahut; acaba akıllarına güvenen akılsız feylesoflar gibi, "aklımız bize yeter"deyip sana ittibadan istinkaf mı ederler. Halbuki akıl ise, sana ittibaı emreder. Çünki bütün dediğin makuldür.Fakat akıl kendi başıyla ona yetişemez.S. 386

- * اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ * Veyahut:Aklı hâkim yapan mütehakkim Mu'tezile gibi kendilerini Hâlıkın işlerine rakib ve müfettiş tahayyül edip Hâlık-ı Zülcelal'i mes'ul tutmak mı istiyorlar? Sakın fütur getirme. Öyle hodbinlerin inkârların

Sayfa 306   Okuyucuda devam et

Hizmet Düsturları uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir