İlmin Vâsıtaları: Yazı ve Okuma
Kütübü Sitte - 1.Cilt · Sayfa 248
Kütübü Sitte - 1.Cilt kitabının "İlmin Vâsıtaları: Yazı ve Okuma" bölümü 248. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 1.Cilt.
yaramış, hadîsin öğrenilmesine, talebine, muhâfazasına hizmet etmiştir.
Öyle ise, sünnetin tesbitini kavramak, bu husustaki tereddütleri izale etmek için, ilim bahsinin iyi bilinmesi gerekecektir. Aşağıdaki tahlillerimizin gâyesi budur. Hadîsin ilk asır(lar)da yazılmadığını iddia edenlerin de "bence"lerden "kanaatime göre"lerden çıkarak kitaplardan, muteber kaynaklardan alınacak objektif deliller getirmesi gerekir. Tek taraflı rivâyetlerle meseleyi çarpıtmak da dürüstlük değildir. Tarih boyunca çarpık fikirleri için delile muhtaç nice miskinler çıkmış ve fakat hiçbiri aradığını bulamayarak "bence", "kanaatimce" kuyusundan dışarı çıkamamışlardır. Bundan sonra da bulamayacaklar ve şeytanın açtığı cehalet kuyusunda boğulup fezâhat çukurunda rezil-rüsvay olacaklardır. Hak gelir, batıl gider, bir dane-i hakikat bir harman yalanı yakar ve nihaî sonuç, zevalsiz galebe mü'minlerin, muttakilerin olur; kâfirler, fâsıklar hoşlanmasa da.
1) En haklı gözüktükleri bir iddialarına da temas ediverelim: Aynı kişi hadîslerin birinci hicri asrın sonlarında, Emevi halifesi Ömer İbnu Abdilaziz zamanında tedvin edilmeye başladığını belirttikten sonra şunu söyler: "Bu, Peygamberden sonra, bir asır, dört nesil demektir. Dört nesildir kulaktan kulağa, ağızdan kulağa daha çok yayılan sözler bir asır sonra kağıda geçirilmesine başlanmıştır." Yazarımız: 1- Tesbît'le tedvîn'i iltibas ediyor. 2- Tezata düşüyor: Tedvin vak'asını haber veren rivâyetleri kabul ettiğine göre tesbit'le ilgili, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sağlığında hadislerin yazılmasıyla ilgili rivâyetleri niye görmemezlikten geliyor? Tarihte, Mutezile ve diğer bazı şia fırkaları da böyle yapmıştır: Bir taraftan hadîsleri reddetmişler, bir taraftan da işlerine yarayacak rivâyet aramışlar ve bulamazlarsa uydurmuşlardır. Aslında cevâba değen hiçbir ciddi yönü olmayan bu gibi iddiaların üzerinde durmak bile fazla. Ancak bütün aldatmacalar, demagojiler bu ve benzeri bir iki noktaya dayanmaktadır. Bu sebeple, bizde öncekilere ilaveten müteâkip açıklamaları yapmayı gerekli gördük.
1- İSLÂM'DA İLMİN YERİ
Bu bahsi işlerken, önce Kur'ân ve hadîste ayrı ayrı ele alarak İslâm'ın ilme, okuma-yazmaya verdiği ehemmiyeti açıklayıp, sonra da Resûlullah'ın tedbirlerini göstereceğiz.
Mevzuumuzu Hz. Peygamber okuma-yazma biliyor muydu? meselesine temas ederek tamamlayacağız.
İLMİN VASITALARI:YAZI VE OKUMA
Okuma-yazma, aslında tek başına bir gâye değildir. İlmin vâsıtasıdır. İslâm'ın yazıya verdiği ehemmiyet, ilme vermiş bulunduğu değerin bir sonucu ve gereğidir. İlme verilen değeri daha iyi anlamak için, evvelemirde, ilmi elde etmede başvurulması gereken vâsıtalara dinimizin verdiği ehemmiyeti de kısaca belirtmemiz gerekmektedir. Vâsıtalara verilen ehemmiyet görülünce gayenin değeri daha iyi anlaşılır.
Öyle ise, ilimle ilgili açıklamalara geçmeden önce, ilmin ana vâsıtaları olan "okuma", "yazma" ve "yazı malzemeleri" hakkında bazı açıklamalarda bulunacağız.
OKUMAK: Kur'ân'ı Kerîm'in insanlığa hitab ettiği ilk kelimesi "Oku!", emridir. Cihanşümul bir dinin temel kitabının böyle bir kelimeyle başlaması, üzerinde durulması gereken mühim bir hâdîse olmalıdır. Fıtratı icabı, sonsuz bir kemâle doğru terakki etmeye mecbur olan insanoğlunun hidâyeti için gelen bir "Kitab"ın bu kelimeyi seçmesi, mü'minlere ilmin ehemmiyetini duyurmada ilk tedbirdir. Evet bu ilk vahiyle başlamış bulunan ve kıyâmete kadar da devam edecek olan müstakbel "Kur'ân Çağı"nda bir başka ifâde ile "Âhir Zaman"da hükümferma olacak yegâne hakîkat ilim olacaktır. Dünyanın "kaba kuvvet" çağları bitmiştir. "Oku!" nidasıyla emir âleminden gelen yeni ruh, her çeşit "kaba kuvvet"lere hâtime çekmiş, son vermiş, hâkimiyeti ilmî üstünlüğe tanıyan yeni bir devir yâni "Okuma" devrini açmıştır.
İlim, varolmak için gerçekleştirmeye mahkûm olduğumuz terakkî için şartsa, ilim için de okumak şarttır. Evet okumak, ilmin ilk ciddî adımı, altın anahtarıdır. "İnsan görerek, dinleyerek de ilim elde edebilir" gerekçesiyle yapılacak itiraz pek hafif kalır. Zira okuma yoluyla alınacak ilimde sistem ve kolaylık; devamlılık ve çeşitlilik gibi rakipsiz avantajlar mevcuttur. Bu hususları da göz önüne alarak ilk ilâhî emrin "oku!" oluşundaki hikmetleri araştıracak olursak, Rabbimizin rahmetindeki büyüklüğü biraz daha kavramış oluruz. "Kur'ân" kelimesinin de "oku!" mânâsındaki "İkra" emriyle aynı kökten olması ve "okumak" mânâsına gelmesi sebebiyle kitabımızı her aklımıza getirmede "okumak" dersi almamızın sağlanması Rabbimizin, ilim talebinde yatan ehemmiyeti bizlere hissettirmedeki bir başka rahmeti olmaktadır.
Mes'ele bu kadarla kalmıyor. Kur'ân-ı Kerîm'de "OKU!" kökünden müştak (türemiş) 87 kelime mevcuttur. Üç ayrı âyette "OKU!" emredilirken üç ayrı âyette de "OKUYUNUZ!" diye cemi (çoğul) şeklinde emir gelmiştir. 68 yerde de "okumak" mânâsını telkîn eden Kur'ân kelimesi geçer.
YAZMAK: Kur'ân-ı Kerîm'de ilmin asıl vâsıtası olan "yazma"ya daha çok yer verilir. Yazı, medenî terakkînin gerçek sebebi olan kültürel terâkümün yegâne pratik vâsıtasıdır. Yazı sâyesinde geçmişin ilmî muktesebâtı bugüne ulaşmıştır. İnsanlık bunları, yenilerini de ekleyerek yarınlara yine yazı ile intikal ettirecektir.
Kütübü Sitte - 1.Cilt uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir