Kur'ân ve ilim
Kütübü Sitte - 1.Cilt · Sayfa 252
Kütübü Sitte - 1.Cilt kitabının "Kur'ân ve ilim" bölümü 252. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 1.Cilt.
İpek ve pamuktan mâmul kâğıdın bollaşması üzerine, Hârunu'r-Reşîd'in (v.194/809) çıkardığı bir hilâfet fermanı ile yazı malzemesi olarak kâğıdın kullanılmasını emrettiği belirtilmektedir.
Aslında kâğıt, İslâm âlemine birinci hicrî asrın sonlarına doğru girmiş ve sanayii gelişmeye başlamıştır. Bu hususta Kettânî şu açıklamayı nakleder: "Hicaz'da, pamuktan mâmul kâğıdı ilk defa kullanan Yûsuf İbnu Amr el-Mekki oldu. Bu iş, hicrî 88 yıllarına rastlar. Mağrib cihetlerinde de ilk defa Mûsâ İbnu Nusayr ketenden ve kenevirden mâmul kâğıdı kullandı. Pamuk ve sâirden kâğıt imal etme sanayiini her ne kadar Çinliler başlatmış ise de müslümanlar bunun ıslahı ve mükemmelleştirilmesi için büyük gayret ve ihtimâm gösterdiler ve her tarafa yayılmasını sağladılar.(65)
65) Kâğıtla ilgili şu ansiklopedik bilgileri de yeri gelmişken kaydedebiliriz: Arablar 134/751'de Semerkant yakınlarında vukubulan bir muhârebede çok sayıda Çinliyi esir alırlar. Onlardan iki tanesi kâğıtçı ustasıdır. Bunlardan kâğıtçılık öğrenilir. Aslen Belhli olan Bermek'in torunlarından Yahya'nın oğlu Fadl İbnu Yahya el-Bermekî, Hârunü'r-Reşîd'e vezirlik yaptığı sırada kâğıt istîmâlini tavsiyesi üzerine geniş çapta kullanılmaya başlandı ve 178/794 yılında Bağdad'da dünyanın ikinci kâğıt imâlâthanesi kuruldu. Bundan sonra kâğıtçılık 287/900 senesinde Kahire'ye, 494/ 1100 tarihinde Merakeş'e, 539/ 1144 yılında Endülüs'e ulaştı. Buradan hıristiyan âlemine geçerek 680/1281'de İspanya'da, 667/1268'de İtalya'da imâlâthaneler kurulmuştur. (Kaynaklar ve geniş bilgi için Yeni Tarih Dünyası, cilt 3, s. 35-36).
Son olarak şunu da kaydedilim ki, İslâm âlimleri, yazının ehemmiyetine dair en büyük şâhidi, "yazı öğretme fiili"ni Cenâb-ı Hakk'ın bizzat kendi zâtına nisbet etmesinde bulmuşlardır. Zira Alâk sûresinde: "Oku! "KALEMLE ÖĞRETEN", insana bilmediğini bildiren Rabbin en büyük kerem sâhibidir" denmektedir.
KUR'ÂN VE İLİM
Yukarıda görüldüğü üzere aslında ilmin vâsıtalarından başka bir şey olmayan okuma, yazma ve bunların malzemesi durumunda olan kağıt, kalem, hokka, mürekkep gibi şeyler İslâmın verdiği ehemmiyet ilme verdiği ehemmiyetten ileri gelir. Öyle ise Kur'ân-ı Kerîm, asıl hedef olan ilme çok yer vermiş olmalıdır.
Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'e atf ı nazar edince ilk objektif mi'yar olan rakamlar açısından bile ilme ayrı bir yer verildiğini görürüz: Bilmek mânâsına gelen "ilm" kökünden Kur'ân'da 780 kelime gelmiştir. Bunlardan 426'sı fiil, 354'ü isimdir. Kur'ân-ı Kerîm'de aynı kökten bu kadar çok tekrarına rastlanan kelime grubu
azdır.
Az bir farkla "ilim" mânâsına gelen hikmet ile âlim mânâsına gelen hakîm kelimelerini de burada hatırlatabiliriz: Hikmet 20, hakîm 97 yerde tekerrür eder. Keza, yine "bilmek" mânâsına gelen mârifet'le aynı kökten türemiş yetmiş kadar kelime mevcuttur.
Keza ilmin gereği olan "tefekkür"le ilgili 18, "akl" ve "taakkul"la ilgili 49 kelime Kur'ân'da yer alır. Bunlara tefakkuh, tedebbür, tefehhüm, şuur gibi ilimle alâkalı daha birçok kelimeyi ilâve etmek mümkündür, ancak teferruata girmeyeceğiz.
Kur'ân'da "ilim" kökünden pek çok kelimenin gelmiş bulunmasından başka, ilim ve ilim sâhiplerini yücelten ve öven âyetlere de yer verilmekte, dikkatler şuurlu, plânlı ve sistemli olarak ilme çekilmekte, ilim talebi teşvîk edilmektedir:
1. Şu âyette Allah nezdinde en mühim, en muteber nimetin ilim ve hikmet olduğu belirtilmektedir:
يُؤتِى الحِكْمَةَ مَن يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الحكَمةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْراً كَثِيراً وَمَا يَذّكَرُ إلَّا اُولوا اَلْبَاب
"Allah hikmeti dilediğine verir, kime hikmet verilmiş ise, şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sâhipleri ibret alır".
2. Kur'ân-ı Kerîm'e göre ilim ehli cehâlet ehline mutlak olarak üstündür. Halbuki, yine Kur'ân'a göre insanların eşitliği esastır. Irk, renk, dil, servet farklılıkları bir üstünlük sebebi değildir. Her ne kadar müttaki olanlar mümtaz tutulursa da bunun "Allah katında"ki üstünlük olduğu bilhassa belirtilir. Öte yandan ittika kalble ilgili bir hâl olması sebebiyle gerçekten kimin muttakî olduğunu yani Allah'tan daha çok korktuğunu insanlar bilemez, sadece Allah bilir. Bu sebeple insanlar arası münasebetlerde "ittika", bir üstünlük vesîlesi yapılamaz. Fakat âyet-i kerîme bilenlerin bilmeyenlere üstünlüğünü çok açık ve mutlak bir şekilde beyan eder:
قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
"Ey Muhammed, de ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"
İslâm âlimlerinden bir kısmı, bu nazm-ı celîlin, âyetin bidâyetinde ifâde edilen hükmü te'kîd ettiği ve dolayısıyla buradaki "bilenler"le "ilmiyle âmil olanların" kastedildiğini, ilmiyle âmil olmayanların "âlim" sayılmayacaklarının tasrîh edildiğini anlamışlardır. Hattâ Zemahşerî, daha da kayıtlayarak, buradaki "bilenler"le "âmil olan din âlimleri"nin kastedildiğini, âmil olmayanların da gayr-ı âlim addedildiğini söyler. Başta Beyzâvî olmak üzere, diğer bir kısım âlimler ise,
Kütübü Sitte - 1.Cilt uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir