Mühim bir nokta / BİDÂYETTE MAAŞLI MUALLİM YOK MU?
Kütübü Sitte - 1.Cilt · Sayfa 283
Kütübü Sitte - 1.Cilt kitabının "Mühim bir nokta / BİDÂYETTE MAAŞLI MUALLİM YOK MU?" bölümü 283. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 1.Cilt.
birçoğu, anlatmak istediği bir şeyi muallimlik mesleğine atıf yaparak açıklığa kavuşturmuştur:
"Sa'd, şu kelimeleri evlâtlarına, muallimin çocuklara yazı (kitâbet) öğrettiği gibi öğretirdi:
اللّهم إنّي اعوذُ بكَ من البخلِ واعوذُ بكَ من أن اَرُدّ إلى ارّذّلِ العمر واعوذُ بك من فِتْنَةِ الدّنيا وعذاب القبر
"Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bize şu kelimeleri, tıpkı yazı öğretildiği gibi öğretirdi:
اللّهم إنّي اعوذُ بكَ من الجُبنِ واعوذُ بكَ من أن اَرُدّ إلى ارّذّلِ العمر واعوذُ بك من فِتْنَةِ الدّنيا وعذاب القبر
MÜHİM BİR NOKTA:
BİDÂYETTE MAAŞLI MUALLİM YOK MU?
Yeri gelmişken, ehemmiyetli bir husûsa temas edeceğiz: Kaabisî, meşhur risâlesinde, Hulefâ-yı Râşidîn devrinde, resmî maaşla çalışan mescid imamları tâyin edildiği halde, çocuklar için, aynı tarzda, devletten maaş alan muallim tâyin edildiğini belirten herhangi bir rivâyete rastlamadığını söyledikten sonra, bu durumu şöyle açıklar: "İlk halîfelerin çocukların muallimini ihmal etmeleri de mümkün değildir. -Allah daha iyi bilir ya- herhalde onlar muallim mes'elesini, insanın şahsî işi görmüşlerdir. Zira kişinin çocuğuna öğrettiği şey, kendisinin şahsî menfaatinedir. Binâenaleyh muallim meselesini babalara bırakmışlardır. Öyle ki babalar bunu yapmaya güçlü iseler onların yerine başkalarının bu vazîfeyi yapmaları doğru değildir".
Bu ilk devirde -dendiği gibi gerçekten yapılmamış ise- muallim tâyin edilmeme durumu üzerine Kaabisî'nin yorumuna ilâveten şunlar da söylenebilir:
1- Daha önce gördüğümüz üzere, devletin, umumî mânâda muallimler tâyin ettiği münâkaşa götürmez bir durumdur. Burada mevzûbahis olan, çocukların ta'lîm ve terbiyesi maksadına râci olan muallimlerin tâyinidir.
2- Daha önce zikredilen Ubâdetu'bnu's-Sâmit örneğinde de belirtildiği gibi, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) öğretim işinin başlangıçta dinî bir gâye ile yapılmasını istemiştir. Böyle bir gaye ile yapılan çalışma, doğrudan Allah rızâsını, uhrevî mükâfaatı hedef edindiği için daha fedâkârâne, daha hummalı ve daha devamlı olacaktır. Gece veya gündüz, mescidde veya evinde, yâni her imkân ve fırsatta, zengin veya fakir ve hattâ köle, herkese şâmil olacak şekilde bu öğretim işi devam edebilecektir.
Maddî menfaat mukabilinde yapılacak hizmetin vüs'ati sınırlıdır.
Âile halkının, mescide gidebilmek için, ellerinde setrü'l-avrete yeterli tek elbiseyi nöbetleşe giyme durumunda kaldıkları, imam olmasına rağmen secde esnasında arkasını örtecek yeterlikte elbise giyemeyen kimselerin bulunduğu, açlıktan karınlara taş bağlamanın çokça yaygın olduğu bir safhada, bir cemiyette acaba kaç kişi para vererek okuma-yazma öğrenebilir, çocuğunu okutabilir?
Hele bir çocuğun resmî öğrenim ücretinin yukarıda belirtildiği üzere 400 dirhem olduğu düşünülürse mes'elenin imkânsızlığı daha iyi anlaşılır. Şu halde, yazı bilenlerin sayısını imkân nisbetinde artırmayı maarif siyâsetinin temel esaslarından biri yapmış bulunan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) için, belirtilen maddî şartlar tahtında, bu hizmeti parasız yürütmekten başka çıkar yol yoktur.
Öyle gözüküyor ki, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in hâtırâtına sıkı sıkıya bağlı olan Ashâb husûsen dört halîfe devrinde -bilhassa Hz. Osman'dan itibaren- zenginlik artmış olmasına rağmen, Resûlullah'ın sağlığındaki an'aneyi bozmayı düşünmemiş olabilir. İhtiyaç duyulmamış olması da mümkün. Zira, yine aynı an'ane icabı parasız okutanlar vardır veya kavuşulan zenginlik sebebiyle muallime verilebilecek para mevcuttur.
3- Bidâyetlerde ve husûsen Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde öğretimin parasız olmasını gerektiren diğer bir husûs şudur: Hz. Peygamber'in Ashâbına teklif ettiği ve yapılmasını istediği her şey hemen hemen aynı değerdedir ve hepsi de dinî hizmettir. Bunlardan bir kısmının paralı, diğer bir kısmının parasız olması doğru değildir. Pek çok sıkıntılar ve hayatî tehlikelerle dolu olan askerî seferlerin yâni cihadın parasız olduğu ve hattâ her bir ferdin şahsî katkı ve maddî fedâkârlıklarını da gerektirdiği bir dönemde muallimliğin paralı olmasının hâsıl edeceği mahzurlar açıktır.
Şu halde, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bu sünnetini gören, fiilen yaşayan Ashâb (radıyallahü anhüm ecmaîn)'ın Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan sonra bunu hemen paralı şekle sokmaları, öğretme hizmetlerine mukaabil devletten maaş istemeye kalkmaları elbette düşünülemez.
4- Resmî öğretim hizmetlerinin mescidlere tâyin edilen imamlar vâsıtasıyla yürütülmüş olması da, ihtimalden uzak değildir.
5- Gerek meccânen öğretim yapan muallimler ve gerekse devletten maaş alan imâm-muallimler tarafından yürütülmüş olsun, her hâl ü kârda tedrisâtın belli bir sistem ve organizasyona kavuştuğu kesindir. Gerek Ashâb ve gerek Tâbiîn arasında "müeddib" ve "muallim" unvanlarıyla şöhret kazanıp târihe geçenler vardır. Bunların tercüme-i hallerinde, tedrisâtla meşgul oldukları, hattâ bir kısmının husûsî "küttâb" açtığı bile tasrîh edilir. İbnu Kuteybe "Ma'ârif"te bunlardan 23 tânesinin ismini zikreder. Bu isimlerden Dahhâk İbnu Müzâhim, Abdullah İbnu'l-Hâris gibi bazılarının ta'lîm hizmetine mukabil ücret almadıkları ayrıca belirtilir.
Kütübü Sitte - 1.Cilt uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir