Kütübü Sitte - 11.Cilt — Sayfa 133

Kitap

Kütübü Sitte - 11.Cilt kitabının 133. sayfası — Kitap bölümü. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; metin aşağıda basılı nüsha görünümüyle.

ansiklopedisi günümüzde bile hayranlıkla incelenmektedir.

Ebu'l-Kasım ez-Zehravî (963-1013), cerrahlığı bağımsız bir ilim haline getirmiş, 200 kadar ameliyat aletinin resimlerini çizmiz, neye yaradıklarını kullanış şekillerini Tasrif adındaki eseriyle ilim dünyasına armağan etmiştir.

İbni Sinâ başta olmak üzere Râzî, Zehravî, İbni Zuhr vs. müslüman âlimlerin eserleri devamlı kaynak olagelmiş, Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuş, kitaplarına müracaat edilmeden tedaviye cesaret edilmemiş ve yüzyıllarca onlardan daha değerli eserler vücuda getirilememiştir.

Küçük kan dolaşımını Avrupalılardan 300 sene kadar önce İbnu Nefs (1210-1288) isimli bir müslüman keşfetmiş, İbni Sinâ'nın Kanun'una yazdığı şerh (yorum)de bunu detaylarıyla anlatmıştır.

Müslümanlar bütün bunları Avrupa'da doktorun büyücü, hastanın ise şeytana tutulmuş, günahkâr ve suçlu sayıldığı bir devirde gerçekleştiriyorlardı. Daha 706'da Şam'da bir bîmâristan (hastane) yapmışlardır. 978'de bu hastahanede 24 doktordan meydana gelen bir uzman ekip vazife görüyordu. 11. yüzyılda Kahire'de "Tabibler Odası" başkanlığını yapan Ali Bin Rıdvan (?-1067)'ın uyguladığı tedavi metodları tamamen modern usullere uyuyordu."

MİKROBU HABER VEREN İLK ÂLİM

AKŞEMSEDDİN: Modern tıbbın en mühim tremplenlerinden biri olan mikrobun keşfi meselesinde müslümanların öncülüğü, kendi tarihimizi de ilgilendiren bir bahistir. Zira bu şeref, Fatih Sulan Mehmed'in hocası ve İstanbul'un manevi fâtihi Akşemseddin'e aittir. Bu sebeple burada hususi bir paragraf açmayı faydalı görüyoruz. Beş Buçuk Asırlık Türk Tabâbet Tarihi'nde müellif Dr.Osman Şevki şu bilgiyi dermeyan eder:

"Akşemseddin'in tabâbete ettiği en birinci hizmet, şimdiki tababetin istinad ettiği mikrob, sirayet (bulaşma), veraset (kalıtım) hakkındaki nazariyeleri, herkesten evvel çok nâfiz bir nazarla görmesi idi. Bundan dolayı mağfûr şeyh kendisine atfedilen Lokman-ı Sâni (İkinci Lokman) lakabına hakkıyla liyakat kesb etmişti.

Sıtmaların nöbeti hakkındaki eski bâtıl fikir ve nazariyelere şiddetle hücum etmişti, şöyle diyordu:

"Malum ola ki, ettibba (tabibler), bu nöbetlerde ve bu devirlerde olan beynleri(35) bilmediler de adüvvlere (düşmanlara) ve bazısı harekât-ı kamere (ayın hareketlerine) ve bazı kuvvet-i dafia'ya nisbet etti."

Bu hücumlar Akşemseddin'in lisanında hakiki bir devr-i tababetiyle mütenâsib olmayacak bir allâmelik idi. Sıtma, bir nüessirin (etkenin) hasıl ettiği alalede bir hastalıktır ve nöbetlerin tekassüründe mecmiyyun mesleği (müneccimlik) saliklerinin müddeaları gibi şüphesiz, adüvvlerin, kuvve-i dâfia'ların harekât-ı


(35)Beyn burada ara demektir, yani sıtma nöbetlerindeki aralar, fâsılalar.

kamerin tesiri olamazdı. Akşemseddin, nazarların nüfuzunu bundan başka tababeti en gizli bir köşesine kadar isal etmişti. Zaman-ı Tabâbetine göre bu, Osmanlı Türkleri için şeref ve iftiharları mucib bir meziyyet idi. Şeyh diyor:

"Cümle marazların, suret-i neviyesi hasebiyle tohumları ve asılları vardır. Ot tohumu gibi, ot kökü gibi. Zira babadan, anadan irsle intikal eden marazlardan bazı kisar'a ve nekris ve cüzzâm

Kütübü Sitte - 11.Cilt uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir