Al-İ İmrân Suresiyle İlgili Tefsirler
Kütübü Sitte - 3.Cilt · Sayfa 214
Kütübü Sitte - 3.Cilt kitabının "Al-İ İmrân Suresiyle İlgili Tefsirler" bölümü 214. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 3.Cilt.
suretiyle taze ve canlı tutmaz da unutursa mâzur sayılmaz. Nitekim, daha önce geçtiği üzere, Kur'ân'dan ezberlediğini unutanlara Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şiddetli terhiblerde bulunmuştur.
Dolayısıyla, hatâen içilen zehirin müessir olacağı nasıl kesin ise, hatâen yapılan günah fiillerin de zararlı olacağını düşünerek hem çokca dikkat ve titizliği elden bırakmamak hem de nisyan ve hatalardan sonra tevbe-istiğfarı çok yapmak gerekir.
5-Öncekilere yükletilen ağır yükten istiâze de âyetin mühim bir hükmü olmaktadır. Ayette geçen ısr, altındakini kımıldatmayıp yerinde tutan ağır yük ve bağ manasına gelir. Ayetten, eski milletlere, hatalarına mukabil, daha dünya hayatında iken pek ağır yüklerin vurulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim başka bir ayette Yahudiler kastedilerek: "...Onların ağır yüklerini, sırtlarında olan zincirleri indiriyor..."(A'raf: 7/157) buyrulmuştur. Önceki milletlerin sırtındaki zincir ve ağır yükten murad, zor, meşakkatli tekliflerdir. Müfessirler, rivayetlere dayanarak şu örnekleri kaydederler: Yahudiler günde elli vakit namaz kılmak, mallarının dörtte birini vergi vermek, suç işleyen uzvu, pislik bulaşan elbiseyi kesmek, vatanlarından çıkarılmak, birçok suçları sebebiyle hemen idam edilmek, tevbe için intiharla mükellef tutulmak, işledikleri suçları sebebiyle anında cezalanmak, hataları vâkî olunca, helâl olan yiyeceklerden bir kısmının haram edilmesi gibi hükümlerle karşı karşıya idiler. Bunlar ümmet-i Muhammed'den kaldırılmıştır.
Buharî şârihi Aynî, "Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi yükleme"ayetinin mânası yedi farklı şekilde anlaşılmıştır der ve kaydeder:
1-Ya Rabbi! Bize, tâkat getiremeyeceğimiz meşakkatli emirlerde bulunma.
2-Bize azab verme.
3-Bizi içimizden geçen vesveseler sebebiyle cezalandırıp azap etme.
4-Bize kuvvetli şehvet verme, çünkü bu, ateşe gitmemize sebep olur.
5-Bize, tâkat getiremeyeceğimiz aşk ve muhabbet yükleme.
6-Bizi düşmanların şamatasından koru.
7-Bizi tefrikaya düşürme. Âyetin sonunda: "Bize mağfiret et, ayıplarımızı ilahî ilminde gizle, ört, ortaya çıkararak bizi mahçup eyleme, Rabbimiz bize rahmetinle in'am et, günah işlemeyelim, Sen bizim Mevlamızsın, bütün işlerimizin sahibi sensin, kâfirlere karşı bize yardımcı ol, maddî ve mânevî kurtuluşumuzda, ilâyı kelimetullah vazifesinin ifasında nusret ve yardımını esirgeme" diye dua edilmektedir.
Bir kısım âlimler, bu son âyetin mü'minlere dua öğrettiğini binaenaleyh, her mü'minin bunu ezberleyerek dua makamında okuması gerektiğini söylemiştir.{595}
71. Hadis-i Şerif
وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ أنَّ رسولَ اللّهِ ﷺ قالَ: ]إنَّ اللّهَ تعالَى تَجَاوَزَ عَنْ أُمَّتِى مَا حَدَّثَتْ بِهِ أنْفُسَهَا مَا لَمْ يَعْمَلُوا بِهِ أوْ يَتَكلمُوا[. أخرجه الخمسة.
71. (511)-Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Allah Teâla, ümmetim, içinden geçen fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça o şey yüzünden ümmetimi hesâba çekmeyecektir." {596}
AL-İ İMRÂN SURESİYLE İLGİLİ TEFSİRLER
1. Hadis-i Şerif
عن عائشة رَضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: ]تَلَا رسُولُ اللّهِ ﷺ هُوَ الَّذِى أنْزلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ؛ وَقَرَأتُ إلى وَمَا يَذَّكَّرُ إلَّا أولُوا الالْبَابِ. قَالَ فَإذَا رَأيْتُمُ الَّذِينَ يَتّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ فَأولِئِكَ الَّذِينَ سَمَّاهُمُ اللّهُ تعالَى فاحْذَرُوهُمْ[. أخرجه الخمسة إلَّا النسائى .
1. (512)-Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu mealdeki âyeti okudu: "(Habibim) Sana Kitab'ı indiren O'dur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir ki bunlar Kitab'ın anası (temeli)dir. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak (ötekini berikini saptırmak) ve (kendi arzularına göre) onun te'vîline yeltenmek için onun müteşâbih olanına tâbi olurlar. Halbuki onun te'vîlini Allah'dan başkası bilmez, ilimde yüksek gayeye erenler ise; "Biz ona inandık, hepsi Rabbimiz katındadır" derler. (Bunları) salim akıllılardan başkası iyice düşünmez."
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ayetin okunmasını tamamlayınca bana şunu söyledi: "Kur'an'ın müteşâbih ayetlerine tâbi olanları gördüğünüz vakit bilin ki onlar Allah'ın âyette haber verdiği kimselerdir, onlardan sakının." Buhârî, Tefsir, Âl-i İmrân 1; Müslim, İlim 1, (2665); Tirmizî, Tefsir, Âl-i İmrân (2996); Ebû Dâvud, Sünne 2, (4598).{597}
AÇIKLAMA:
Burada Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından tefsir edilen âyet, Kur'ân-ı Kerîm'deki âyetlerin iki kısım olduğunu belirtiyor:
1- Muhkem âyetler:Bunlar mânâları izâh gerektirmeyecek kadar açık ve kesin olan ayetlerdir. Bu çeşit âyetlere "nas" da denmektedir.
2- Müteşâbih âyetler:Bunlar muhkemin zıddıdır. Usul-i Fıkıh'a göre, bunlardan ne kastedildiğini ümmet bilemez. Bunlar iki çeşittir:
a)Bazı surelerin başında yer alan huruf-u mukatta'a denilen ve hiçbir mâna anlaşılmayan lâfızlar: "Elif-Lâm-Mim, Tâ-Hâ, Yâ-Sîn gibi.
b)Manası akla ve iman esaslarına aykırı olduğu için, ifâde ettiği lafzî mâna kabul edilemeyen âyetler: "Tâ-Ha suresinin beşinci ayetindeki "Rahman arşı istiva etmiştir"ayeti ile Fetih suresinin onuncu âyetinde geçen "Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir"ayeti gibi.
Birinci âyeti lafzî mânasıyla alınca Allah'a cisim ve mekân izâfe edilmiş olmaktadır. Halbuki Allah cisimden, mekândan münezzehtir. İkinci ayete göre de Allah'a "el" nisbet edildiği için Allah'ı insana benzetmek gerekecektir. Halbuki Allah'ın hiçbir benzeri yoktur.
Müteşâbih âyetler hususunda iki görüş var:
1-Selef âlimlerinin görüşü: Bunlar müteşâbihleri te'vil etmek istemezler, yukarıdaki âyete dayanarak: "Onların mâhiyetini Allah bilir" derler.
2-Müteahhir ulema ise bu âyetleri te'vil ederler, âyette kastedilen işârî mânayı ararlar. Bunlar müteşâbihleri akla ve şeriatın zâhirine uygun şekilde te'vîl etmenin cevazına ve hatta gereğine hükmederler. Buna göre "istiva"dan maksad, hükümranlık, hâkimiyettir. Rahmân'ın arşı istivası, Cenâb-ı Hakk'ın ilim ve kudretiyle kainatı kuşatan Arş-ı Âzam'a hükmetmesi, tasarrufu altına alması demektir. Keza "Allah'ın eli"nden maksad da Allah'ın kudretidir.{598}
2. Hadis-i Şerif
وعن سعيد بن جُبير رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قالَ رَجُلٌ لابْنِ عبَّاسٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما: إنِّى أجدُ في الْقُرآنِ أشْياءَ تَخْتَلِفُ عَلَيَّ؛ قالَ وَما هِىَ؟ قالَ: فَلَا أنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَساءَلُونَ، وَقَالَ: فَأقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَي بَعْضِ يَتَسَاءَلُونَ، وَقَالَ: وَلَا يَكْتُمونَ اللّهَ حَديثاً؛ وَقَالَ: قَالُوا واللّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ فَقَدْ كَتَمُوا في هذِهِ الآيةِ، وفي النَّازِعَاتِ أمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا إلى قَوْلِهِ دَحَاهَا. خَلْقَ السَّمَاءِ قَبْلَ خَلْقِ الارْضِ؛ ثُمَّ قَالَ: أئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِى خَلَقَ الارْضَ في يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أنْدَاداً إلى قَوْلِهِ طَائِعِينَ فَذَكَرَ في هذِهِ الآيةِ خَلْقَ الارْضِ قَبْلَ خَلْقِ السَّمَاءِ؛ وقَالَ: وَكَانَ اللّهُ غَفُوراً رَحيماً؛ وَكَانَ اللّهُ عَزيزاً حَكيماً؛ وَكَانَ اللّهُ سَمِيعاً بَصيراً. فَكَأنَّهُ كانَ ثُمَّ مَضَى. قالَ ابْنُ عَبَّاسٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما فَلَا أنْسَابَ بَيْنَهُمْ في النَّفْخَةِ الاولَى يُنْفَخُ في الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ في السَّمَواتِ وَمَنْ في الارضِ إلَّا مَنْ شَاءَ اللّهُ فَلَا أنْسَابَ بَيْنَهُمْ عِنْدَ ذَلِكَ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ؛ ثُمَّ في النَّفْخَةِ الثَّانِيَةِ: أقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ؛ وَأمَّا قَوْلُهُ تعالَى: واللّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّهَ حَدِيثاً فَإنَّ اللّهَ تعالى يَغْفِرُ لاهْلِ الاخْلَاصِ ذُنُوبَهُمْ. فَيَقُولُ الْمُشْرِكُونَ تَعَالَوْا نَقُولُ مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ. فَيَخْتِمُ اللّهُ عَلَى أفْوَاهِهِمْ فَتَنْطِلقُ جَوارِحُهُمْ بِأعْمَالِهِمْ فَعِنْدَ ذلِكَ عُرِفَ أنَّ اللّه لَا يَكْتُمُ حَديثاً، وَعِنْدَهُ: رُبَّما يُوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ؛ وَخَلَقَ الارْضَ في يَوْمَيْنِ ثُمَّ اسْتَوَى إلى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَواتٍ في يَوْمَيْنِ آخَرَيْنِ، ثُمَّ دَحَا الارْضَ: أىْ بَسَطَها، وأخْرَجَ مِنْهَا الْمَاءَ وَالْمَرْعَى، وَخَلَقَ فيهاَ الجِبَالَ وَالاشْجَارَ وَالآكامَ وَمَآ بَيْنَهُمَا في يَوْمَينِ آخَرَيْنِ؛ فَذلكَ قوْلُهُ تعالى: وَالارْضَ بَعْدَ ذلِكَ دَحَاهَا. فَخُلِقَتِ الارْضُ وَمَا فِيهَا مِنْ شَئٍ في أرْبَعَةِ أيَّامٍ وَخُلِقَتِ السَّمَواتُ في يَوْمَيْنِ. وقولهُ عزَّ وَجَلَّ: وَكَانَ اللّهُ غَفُوراً رَحِيماً؛ سَمَّى نَفْسَهُ بِذلِكَ: أىْ لَمْ يَزَلْ وَلَا يَزَالُ كَذلِكَ، وَإنَّ اللّهَ تعالى لَمْ يُرِدْ شَيئاً إلَّا أصَابَ بِهِ الَّذِى أرَادَ. وَيْحَكَ فَلَا يَخْتَلِفُ عَلَيْكَ الْقُرآنُ فإنْ كُلّاً مِنْ عِنْدِ اللّهِ عزّ وَجَلّ[. أخرجه البخارى .
Kütübü Sitte - 3.Cilt uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir