Elmalılı’nın Açıklaması:

Kütübü Sitte - 3.Cilt · Sayfa 297

KitapKütübü Sitte - 3.Cilt
Sayfa297–299
SeviyeAlt başlık

Kütübü Sitte - 3.Cilt kitabının "Elmalılı’nın Açıklaması:" bölümü 297. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 3.Cilt.

getirdiği gibi...">(En'âm: 6/133) buyuruyor. Ve ayrıca diyor ki: "Onları kendilerine karşı şâhid tutarak Rabbiniz değil miyim diye şâhid tuttuğu vakit evet! dediler..."buyurarak, insanları şâhid tuttuğunu ve onlardan "evet!" diye tasdik aldığını bildiriyor. Yani Allah, böylece insanları bu meseleye şahidler kılıyor. Ancak insanların "evet" demeleri halleriyle ve dilleriyle yaptıkları bir konuşmadır. Aslında şehâdet de iki çeşittir:

1-Bazan kavlî (yani sözle) olur, şu âyette böyle kavlî bir şehâdet mevzubahistir: "...Ey Rabbimiz, diyecekler, nefislerimize karşı şâhidlik ederiz..."(En'âm: 6/130).

2-Şehâdet bazan "hal"le olur. Buna lisan-ı hal de denir. Şu âyet bunun örneğidir: "Küfürlerine kendileri şahid olup dururken, müşriklerin Allah'ın mescidlerini imâr etmelerine (imkân) yoktur..."(Tevbe: 9/17). Burada onların hâli küfürlerine şehâdet etmektedir, yoksa kafir olduklarını dilleriyle söylüyor değiller. Keza şu âyet de bu mânadadır: "Doğrusu kendisi de bunların hepsine şâhiddir"(Adiyat: 100/7).

Keza, sual de bazan sözle, bazan halle olur. Şu ayet bunu gösterir: "Kendisinden isteyebileceğiniz herşeyi size vermiştir"(İbrahim: 14/34).

Alimler demişlerdir ki: Misak âyetinde kastedilen mânanın söylediğimiz husus olduğuna dâir gösterilebilecek delillerden biri de, Cenâb-ı Hakk'ın bu şehâdeti, onların şirke düştükleri hususunda aleyhlerine bir hüccet olarak kullanmasıdır. Bu şehâdet, şâyet bazılarının dediği gibi, (kavlî olarak) vuku bulsaydı, aleyhine hüccet olması için herkesin bunu hatırlaması gerekirdi.

Şayet şöyle denecek olursa: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ona haber vermiş olması, onun varlığı için yeterli bir delildir." Biz bu söze şöyle cevap veririz: "Müşriklerden tekzib edenler, peygamberlerin getirdiği bu ve başka her şeyi tekzib etmektedirler. Halbuki bunu tekzibleri, aleyhlerine müstakil bir hüccet kılınmıştır. Şu halde, bu hal delâlet eder ki, "insanların üzerine yaratılmış oldukları fıtrat'tan maksad "tevhidi ikrâr"dır (yani insanların tevhidi anlayıp, tasdik edebilecek bir fıtratta yaratılmış olmalarıdır). Bu sebepten dolayıdır ki, âyette: "Kıyâmet günü: "Bizim tevhidden haberimiz yoktu" veya "Bizden önce atalarımız şirke düşmüş biz onlardan sonra geldik, onların yaptığı sebebiyle bizi helak mı edeceksin? demiyesiniz" buyurulmuştur.{785}

Elmalılı'nın Açıklaması:

Büyük müfessirimiz merhum Elmalılı Hamdi Yazır, bu âyeti tam 13 sayfa içerisinde, oldukça tatminkâr uzun bir tahlile tâbi tutar. Tamamından sarf-ı nazar ederek, sadedinde olduğumuz âyet-i kerimede zikredilen "misak"tan maksad daha ziyade insan fıtratında dercedilmiş olan tevhid'i anlama ve kabul etme kapasitesi olduğuna dair kanaatini gösterecek kadar, kısa bir pasaj kaydedeceğiz. Der ki:

"Ey Resuli Kibriya! O vakti de ihtar et ki, Rabbin, Benî Ademden -şimdikilerden tut da nesilden nesile Adem'e varıncaya kadar âdem-oğullarının sâhib-i zürriyet olanlarından müteselsilen herbirinin bedenlerinden- zürriyetlerini aldı. Yani yed-i kudretle ıstıfa edip (seçip) ayırdı, vücuda çıkardı ve onları kendilerine karşı işhad eyledi -şâhid yaptı- kendilerini duymayan o şuursuz zürriyetlere "ben" ve "benden ötesi" şuurunun bilfiil mebdeini verdi: Her birine şuhud ve şehâdet (görme ve gördüğünü söyleme) fıtratını, kendi nefsinde te'sir-i hakkı duymak ve duyurmak, itiraf ve şehâdet etmek hilkatini, insanlık ruhunu verip hepsini vahdaniyyet ve rububiyetine şâhid kıldı da, kılarken "Rabbiniz değil miyim?" dedi. Üzerinizde dilediğim gibi tasarruf eden ve etmek hakkı olan yegane mâlikiniz ve alelıtlak mürebbiniz, hâkiminiz olduğuma şâhidsiniz, şehâdet edeceksiniz değil mi? diye hitâb-ı nefsîsi ile emâneti tahmil, rububiyetini takrir etti. Hepsi de "Evet!" dediler, "Evet Rabbimizsin, şâhidiz" diye terbiye ve emâneti kabûl ve şehâdeti taahhüd eylediler.

Birçok müfessirîn demişlerdir ki burada, bu ahz-i işhâd (şâhidlik alınması) ve mukâvele, temsilî bir mânadır. Allah Teâla'nın bütün insanları mebde-i fıtratlarında tevhid ve İslâm'a delâlet için nasb edilmiş afâkî, enfüsî delâil-i Rububiyyet ile istidlâl ve İslâm'a müstaid (kabiliyetli) olarak halketmiş olduğunu bir istiâre-i temsiliyye tarikiyle tasvirdir...

Yani bu akaid, emrî, kavlî, kelâmî mahiyette bir misak değil, bir kuvve-i marifetin (öğrenme gücünün) tekvin ü tekevvünü (teşkil edilmesi ve teşekkül etmesi) mânasına bir akd-i fi'lî demektir. Kelamullah'da bu gibi temsillerin bulunduğu müsellem (kesinlikle kabul edilmiş) olduğu gibi bu mâna ekseriyetin fehm ü mizacına da muvafıktır. Ve ekser mütekellimîn de bunun üzerine yürümüşlerdir...

Sayfa 298

Cenâb-ı Hakk'ın fıtrata koyduğu kânunları kavlî bir emir olarak ifade buyurduğuna dâir gösterilen Kur'ânî örneklerden biri şu ayettir: "Sonra duman hâlinde olan semâya yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler"(Fussilet: 41/11). {786}

4. Hadis-i Şerif

وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسولُ اللّه ﷺ: لَمَّا خَلَقَ اللّه تعال آدَمَ عليهِ السّلام مَسَحَ ظَهْرَهُ فَسَقَطَ مِنْ ظَهْرِهِ كُلُّ نَسمَةٍ هُوَ خَالِقُهَا مِنْ ذُرِّيَّتِهِ إلِى يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَجَعَلَ بَيْنَ عَيْنَى كُلِّ إنْسَانٍ مِنْهُمْ وَبِيصاً مِنْ نُورٍ ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى آدَمَ فَقَالَ: أىْ رَبِّ مَنْ هَؤُلَاءِ؟ قَالَ ذُرِّيتُكَ: فَرَأى رَجُلًا مِنْهُمْ فَأعْجَبَهُ وَبِيصُ مَا بَيْنَ عَيْنَيْهِ. فقَالَ: أىْ رَبِّ مَنْ هَذَا؟ قَالَ: داودُ. قالَ: رَبِّ كَمْ جَعَلْتَ عَُمرَهُ؟ قالَ: سِتِّينَ سَنَةً. قال: رَبِّ زِدْهُ مِنْ عُمرِى أربَعِينَ سَنَةً. قالَ رسولُ اللّهِ ﷺ: فلمَّا انْقَضَى عُمرُ آدَمَ عليهِ السّلامُ إلَّا أرْبَعِينَ سنَةً جَاءَهُ مَلَكُ الْمَوْتِ. فقالَ آدَمُ: أوَلَمْ يَبْقَ مِنْ عُمرِى أرْبَعُونَ سنةً؟ فَقَالَ: أوَلَمْ تُعْطِهَا ابنَكَ داوُدَ؟ فَجَحَدَ آدمُ فَجَحَدتْ ذُرِّيَّتُهُ، وَنَسِىَ آدَمُ فأكَلَ مِنَ الشَّجَرَةِ فَنَسِيَت ذُرِّيتُهُ، وَخَطِئَ آدمُ فَخَطِئَتْ ذُريتُهُ[. أخرجه الترمذى وصححه .

4. (614)-Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlüllah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Allahu Zü'l-Celâl hazretleri Adem (aleyhissalâtu vesselâm)'i yarattığı zaman sırtını meshetti. Bunun üzerine kıyâmete kadar onun neslinden yaratacağı insanlardan herbirinin iki gözü arasına nurdan bir parlaklık koydu. Sonra hepsini Adem (aleyhisselam)'e arzetti. Adem (aleyhisselam):

"- Ey Rabbim bunlar da kim?" diye sordu.

"- Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Onlardan bir tanesi dikkatini çekti, gözlerinin arasındaki parlaklık çok hoşuna gitmişti.

"- Ey Rabbim şu da kim?" diye sordu.

"- Davud!" deyince.

"- Pekala ne kadar ömür verdin?" diye sordu.

"- Altmış yıl!" dedi. Adem:

"- Ey Rabbim, ona benim ömründen kırk yıl ilâve et!" dedi.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Hz. Adem'in yaşı kırk yıl eksik olarak kesinleşince hemen ölüm meleği geldi. Adem (aleyhisselam) ona:

"- Yâni benim ömrümden kırk yıl daha geride kalmadı mı?" dedi. Melek:

"- İyi ama, dedi, sen onu oğlun Dâvud'a vermedin mi?"

Âdem inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti, Adem unuttu ve meyveden yedi. Zürriyeti de unuttu. Adem hatâ işledi, zürriyeti de hata işledi." {787}

5. Hadis-i Şerif

وعن سمرة بن جندب رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسول اللّه ﷺ: لمّا حَمَلتْ حَوَّاءُ عليها السَلامُ طَافَ بهَا إبليسُ، وكانَ لَا يَعِيشُ لهَا ولدٌ. فقالَ: سَمِّيه عبدَ الحارثِ فإنَّهُ يَعِيشُ فَسَمَّتْهُ فَعَاشَ، وَكَانَ ذلِكَ مِنْ وَحْى الشّيْطانِ وأمْرِهِ[. أخرجه الترمذى .

5. (615)-Semüre İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)

Sayfa 297   Okuyucuda devam et

Kütübü Sitte - 3.Cilt uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir